İstanbul
10 Ağustos, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

A. Bahçekapılı'nın seçtikleri-10

A. Bahçekapılı'nın seçtikleri-10
Sosyal medyada ya da yerel basında yayımlanan değerlendirmelerden -daha geniş kitlelere ulaşsınlar amacıyla- seçtiklerim: -Olgun Önder yazısı: Çıkarılmak istenen çerçeve yasayı doğru bulmuyorum... -Tufan Bozdoğan yazısı: Sevr'in imzalandığı gün... -Cihan Dura yazısı: İsmet İnönü'den Lord Curzon'a: Biz sizi de yendik! -Fuat Saka yazısı: Trabzon bir kültür ve sanat şehridir... -Erdal Eksert yazısı: Trabzon'u sevmenin başka bir biçimini... -Şennur Gazioğlu: Selçuk Tepeli için...

Olgun Önder yazısı:  Çıkarılmak istenen çerçeve yasayı doğru bulmuyorum...


Çıkarılmak istenen çerçeve yasanın, halka sorulmadan, referanduma götürülmeden, “Ben yaptım oldu; Meclis’teki herkes de bunun ortağıdır.” anlayışıyla hayata geçirilmesini kesinlikle doğru bulmuyorum.

Açıkçası ben, kendi adıma, vatansever bir sosyal demokratım. Vatanım da her zaman önemli önceliklerimin başında gelir.

İçerisinde kanlı terör örgütünün adının geçtiği ve bu örgüte doğrudan ya da dolaylı olarak en küçük bir fayda sağlayabilecek her türlü yaklaşımın karşısındayım. Çünkü halkımız bugüne kadar terörün bedelini en ağır şekilde ödedi. Benim açımdan bu mesele bir Kürt-Türk meselesi değildir. Aynı zamanda hiçbir terör örgütü, Kürt halkının temsilcisi değildir.

Şimdi bu konuda verilecek sınavı sabırsızlıkla bekliyorum. Halkın iradesi ve beklentisi mi esas alınacak, yoksa ülke daha da tıkanarak yeni bir çıkmaza mı sürüklenecek?

Yaşayıp göreceğiz.

Olgun Önder

Trabzon Ortahisar Belediyesi Meclis Üyesi

Kaynak: 10.08.2026-Sosyal medya hesabından

Tufan Bozdoğan yazısı: Tarihte bugün: Sevr'in imzalandığı gün…

*TARİHTE BUGÜN*

*Sevr Antlaşması 10 Ağustos 1920'de imzalandı!*

Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti'nin son resmi belgesidir. _*Hasta Adam*_ ünvanı takılan ve _*Şark Meselesi*_ olarak emperyalist devletleri yakından ilgilendiren bu antlaşma, Osmanlı Devleti'nin tarihten silinmesini ve topraklarının emperyalist ülkeler arasında paylaşılmasının karara bağlandığı belgedir.

 

_*Antlaşmayı imzalayan ülkeler*_

-Büyük Britanya 

-Fransa

-İtalya

-Japonya

-Ermenistan

-Belçika

-Yunanistan

-Hicaz Krallığı (AKP iktidarının desteği sayesinde güncel Mekke Antlaşması ile eski hainliklerine sadık kalmaları destekleniyor. Gözünüz aydın Yeni Osmanlılar!..)

-Polonya

-Portekiz

 

_*Osmanlı Devleti müzakerelere neden katılmıyor?*_

Yukarıda katılan devletlerin listesinde boşuna  Osman Devleti'ni aramayın, çünkü itilaf devletleri için artık Osmanlı Devleti yok sayılıyor. Bu nedenle yalan, dolan ile Osmanlı hayranlığına soyunanlar; Atatürk İstanbul Hükümetini yıktı yaygarasının gerçek ile hiçbir alakası olmadığı çok net şekilde görülüyor.

_*Sevr Antlaşması'nın bazı önemli maddeleri*_

Antlaşma, 433 maddeden oluştuğundan, burada hepsini sıralamamız olanaklarımızı aşacağından, önemli bulduğumuz bazılarını aşağıda sıraladık:

-Azınlıklara tanınan haklara harfiyen uyulacak. Anadolu'da Milli Kurtuluş harekatı Osmanlı Devleti kuvvetlerince önlenecek. Osmanlı Devleti bu şartı yerine getirmediğinde takdirde İstanbul Osmanlı'dan geri alınacak.

-Doğu vilayetlerinde dış güçlerin desteği ile ayrı devletler kurulacak.

-Azınlıklar ve yabancılar eğitim alanında geniş haklara sahip olacak. Bunları korumak için itilaf devletleri her türlü tedbiri almakta serbesttir.

-Mali meseleler, borçlar dairesi altındaki _*Duyun-u Umumiye*_ komisyonunca yönetilecek. _*Bütün gelirler ve vergiler Osmanlı delegesinin bulunmadığı bu komisyon ile idare edecek.*_ Kulağınız çınlasın Yeni Osmanlı hayranları; demek borç bataklığına boğazınıza kadar batmayı Atanız saydıklarınızdan öğrenmişsiniz!..

_*Osmanlı'nın acizliğini 17 Haziran 1920 tarihli Le Temps gazetesi şöyle bir haberle yayımlıyor*_

_Bir Türk Antlaşması imzalandı. Fakat bunu imzalayacak olan kimlerdir? Ordusu, hükümet otoritesi bulunmayan, Sadrazam ünvanı taşıyan Damat Ferid'e kalemi vermekle ne elde edilecek? Varlığı olmayan bir hükümetle hiç uygulanmayacak bir antlaşma mı yapılacaktır?._

_*Ankara Hükümeti Sevr Antlaşmasını tanımadığını, antlaşma içeriğine ulaşır ulaşmaz ülke ve dünya kamuoyuna açıkladı*_

_*Yeni Osmanlıların iddia ettiği, Sultan Vahidettin  Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'ya Kurtuluş Savaşı'nı organize etsin diye gönderen Sultan ise Saltanatını kurtarmak için susmayı tercih etti? Bunu da başaramayıp ilk fırsatta Büyük Britanya'ya kaçmayı tercih etti.*_ 

 
Tufan BOZDOĞAN 
Kaynak: Üyeler Söyleşi Grubu hesabından
 

Cihan Dura'nın yazısı: Biz sizi de yendik…

"Siz Yunanistan’ı yendiniz, İngiltere’yi değil! Bunu unutmayın!” dedi Lord Curzon, Lozan görüşmelerinde.

İsmet Paşa “Hayır” dedi. “Yalnız Yunan’ı yenmedik, güneyde müttefikiniz Fransızları yendik, onun silahlandırdığı Ermenileri yendik.

Müttefikiniz İtalyanları Anadolu’dan uzaklaştırdık. Sizin silahlandırdığınız Doğu Ermenilerini ve Pontus çetelerini yendik. 

Sizin İstanbul yönetimi ile birlikte azdırdığınız isyancıları yendik. Silah ve para ile desteklediğiniz Kuva-yı İnzibatiye’yi yendik. 

En son olarak da maşanız Yunan ordusunu yenip denize döktük. Mondros’u yendik, Sevr’i yendik, Üçlü Antlaşma’yı yendik.

Bunların hepsinin arkasında siz vardınız; hepsinin ipleri, dümeni, düğmesi sizin elinizdeydi. Biz asıl sizi yendik!.."

Lozan kahramanlarına sevgi, rahmet ve minnetle...

Mekanları cennet olsun.

http://www.cihandura.com/.../cumhuryet-tuerk-muczes...

Müzisyen Fuat Saka'nın yazısı: Trabzon bir kültür ve sanat şehridir diyenler samimi mi?

     Trabzonspor kulübünün en üst düzeydeki söz sahibi dostumuzun “Trabzon bir kültür ve sanat şehridir” ifadesi ne kadar samimidir.Bir futbolcuya ödenen o büyük rakamlar ayrı. Fakat bu şehrin sanatçıları için ne yapılmıştır. Benim bildiğim hiçbirşey. Bir teklifte bulundum kulübe (transfer değil) yazdığım Karadeniz Senfonisi için. Bu senfoninin üretilmesi aşamasındaki masraflar için. Devede kulak değil. Futbolcuların bir günlük yemek ve çay paraları kadar. Bana Trabzonspor bunun neresinde olacak diye cevap verildi. Tabiiki kültür ve sanat’a olan katkısıydı cevap. Tahmin edileceği üzere konu orada bitti. Hadi sizde Trabzon’nun kültürüne ve sanatına katkı verin de bu şehrin sadece futbol şehri olmadığını gösterelimdi cevaplarımdan diğeri. Öyle ya da böyle ben bu senfoniyi yazdım, icrası için yaşamım elverirse bunu da sahneye taşıyacağım büyük senfoni orkestrası ile. Evet bu biraz pahalı fakat milyonlarca EURO değil. Yaşasın müzik. Trabzonspor kulübünün şehrin kültür dünyasına katkıda bulunması, sanatçılarının önününün açılması, onlarla dayanışma içinde olmasının büyük önemi vardır. Trabzonsporun böyle bir görevinin olduğuna inanıyorum. Ayrıca Türkiyenin en büyük ressamlarını da bağrından çıkaran bu şehrin takımı Trabzonspor'un kulüp binasında bu ressamlardan birinin tablosu var mı acaba? Sevgiler.

Erdal Eksert yazısı:  Trabzon'u sevmenin başka bir biçimini de konuşmak gerek…

Trabzonluysanız, hele bu şehrin tarihini, kültürünü, edebiyatını, sanatını ve toplumsal hafızasını dert ediniyorsanız… Bu yazıyı yazmak zorundayım...

Salah’ın transferi elbette bizi mutlu etti. Bunu kesinlikle tartışmıyorum. Ancak bu transfer, bazı şeyleri yeniden düşünmeme de vesile oldu. Aslında bu düşüncelerim son birkaç güne ait değil, yıllardır içimde taşıdığım, zaman zaman üzerine düşündüğüm meseleler.

Şimdi birkaç kelam ederek, yıllardır düşündüğüm bu meseleyi dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım.

Trabzonspor’u sevmenin başka bir biçimini de konuşmak gerek... Trabzonspor’u eleştirmek, Trabzonspor’a düşman olmak değildir. Hatta bazen en sahici aidiyet duygumuz, sevdiğimiz şeyi kutsallaştırmayı reddetmekle başlıyor.

Peki biz Trabzon halkı olarak ne yaptık? Bir futbol kulübünü şehrin üzerine koyduk. Trabzon’un tarihini, kültürünü, sanatını, edebiyatını, doğasını, bilimini, ekonomisini, hatta siyasal meselelerini bile Trabzonspor’un gölgesinde tartışır hale geldik.

Bir futbolcunun transferi günlerce şehrin gündemini belirliyor. Ama aynı şehirde bir sanat kurumunun yaşatılıp yaşatılmayacağı yeterince konuşulmuyor.

Bir futbolcuya gösterdiğimiz saygıyı bu şehrin yazarına, sanatçısına, öğretmenine, bilim insanına, işçisine, üreticisine göstermiyorsak burada sadece Trabzonspor’u değil, kendimizi de sorgulamamız gerekiyor.

Trabzonspor’un her eleştirisini ihanet saydık. Kulübü eleştirenin sevgisini sorguladık. Futbol üzerinden birbirimizi sınıflandırdık. Şehrin bütün meselelerini “Trabzonspor” başlığı altında eritmeye başladık. Oysa Trabzonspor, Trabzon’un çok değerli bir parçasıdır. Ama Trabzon bundan ibaret değildir!

Trabzon; Hasan İzzettin Dinamo’dur. Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur. Behram Kurşunoğlu’dur. Ve daha adını burada sayamayacağım yüzlerce, binlerce değeridir.

Trabzon; Sümela’dır, Boztepe’dir, dereleridir, yaylalarıdır.

Trabzon; balıkçısıdır, esnafıdır, öğretmenidir, öğrencisidir, sanatçısıdır, işçisidir, çiftçisidir, üreticisidir.

Trabzon; yüzyıllardır biriktirdiği kültürel hafızasıdır. İşte tam da bu yüzden bugün yaşanan bazı şeylere bakarken kendimize şu soruyu sormamız gerekmez mi ?

Trabzonspor için gösterdiğimiz hassasiyeti Trabzon için de gösterebiliyor muyuz?

Mesela bugün Trabzon Sanatevi’nin geleceği tartışılıyor. 2007’den bu yana faaliyet gösteren, onlarca festivalin düzenlendiği, yazarların, sinemacıların, müzisyenlerin ve binlerce sanatçının Trabzon’da buluşmasına vesile olan bir kültür mekânından söz ediyoruz. Şimdi ise Valilik kararıyla Sanatevi’nin bulunduğu binanın başka bir kuruma devredileceği ifade ediliyor.

Bir futbolcunun transferi söz konusu olduğunda günlerce konuşan, sosyal medyada binlerce paylaşım yapan, şehrin her köşesinde heyecan yaratan bizler… Trabzon’un kültür ve sanat hayatının önemli merkezlerinden biri elinden alınırken ne yapacağız?

Sahip çıkacak mıyız?

Yoksa birkaç gün konuşup sonra unutacak mıyız? İşte tam da burada kendimizle yüzleşmemiz gerekiyor.

Trabzonspor’un milyonlarca dolarlık transferlerini konuşurken Trabzon’un gençlerinin neden bu şehirde gelecek göremediğini de konuşabilmeliyiz.

Stadyumun doluluğuyla gurur duyarken şehrin kültür merkezlerinin neden boş kaldığını da sorgulayabilmeliyiz.

Salah’ın gelişini kutlarken Trabzon’da sanatın, edebiyatın ve kültürün neden aynı coşkuyla sahiplenilmediğini de sorabilmeliyiz.

Bir futbolcuya milyonlarca avro ödenmesini konuşurken, bir kültür kurumunun ayakta kalması için gereken birkaç kuruşun neden mesele haline geldiğini de konuşabilmeliyiz.

Bunları söylemek Trabzonspor’u küçültmez.

Tam tersine, Trabzonspor’u gerçek yerine koyar.

Belki bizim de biraz öz eleştiri yapmamız gerekiyor.

Tribünde gösterdiğimiz dayanışmayı şehir hayatında gösterebildik mi?

Bir transfer için harcadığımız enerjinin onda birini kültürümüze, sanatımıza, çevremize, çocuklarımıza ve gençlerimize ayırabildik mi?

Bir futbolcunun şehre gelişini yüz binlerce kişi konuşurken, Trabzonlu bir yazarın yeni kitabını kaç kişi konuşuyor?

Bir futbolcunun attığı golü günlerce tartışırken, bu şehrin bir sanatçısının, bilim insanının, şairinin yaptığı işi ne kadar önemsiyoruz?

Bunları sormak Trabzonspor’a sırt çevirmek değildir.

Belki tam tersine, Trabzonspor’u olması gereken yere koymaktır.

Ben Trabzonspor’un küçülmesini istemiyorum.

Ben Trabzon’un büyümesini istiyorum.

Trabzonspor Avrupa’nın, dünyanın en büyük kulüplerinden biri olsun. Eyvallah… Ama aynı zamanda Trabzon da kültürüyle, sanatıyla, edebiyatıyla, bilimiyle, doğasıyla ve insanıyla büyüsün.

Bir gün Salah’a gösterdiğimiz ilginin aynısını bu şehrin bir şairine, bir ressamına, bir yazara, bir bilim insanına gösterebildiğimizde…

İşte o zaman gerçekten büyümüş olacağız.

Belki de mesele Trabzonspor’u sevmek ya da sevmemek değildir. Mesele, Trabzon’u yalnızca Trabzonspor’dan ibaret görmeyecek kadar sevebilmektir.

Ve şimdi Sanatevi üzerinden önümüzde küçük ama önemli bir sınav var. Bakalım Trabzon halkı, kendi kültürüne ve sanatına sahip çıkacak mı?

Çünkü bir şehri büyük yapan yalnızca futbol takımı değildir. Bir futbolcu da değildir! Bir şehri büyük yapan, kendi değerlerine sahip çıkabilmesidir.

Trabzonspor bizim sevdamızdır. Ama Trabzon'da bütünüyle bizim hikâyemizdir.

Ve o hikâyeyi sadece bir futbol kulübüne bırakamayız...

Kaynak: Sosyal medya hesabından -9,08,2026

Şennur Gazioğlu yazısı: Selçuk Tepeli için…

Akşam saat 19.00 olduğunda sofraya oturanların çok iyi bildiği bir yüzdü.

Herkesin jilet gibi takım elbiselerle, prompterdan ruhsuz metinler okuduğu bir devir... Tarlada mahsulü çürüyen köylünün, pazardan eli boş dönen emeklinin haberini sunarken kravatını gevşetirdi. Sesi titrer, bazen gözlüğünü yavaşça masaya bırakırdı.

Bir gün dayanamayıp o bardağı masaya fırlatmıştı hani.

Aslında fırlattığı bardak değildi. Ekran başında yutkunup da sesini duyuramayan Anadolu'nun, emeği çalınan çiftçinin birikmiş öfkesiydi. Bizim yerimize, bizim gibi sinirlenmişti.

Şimdi düşününce... İnsanın şu ekranda en çok aradığı şey, karşısında plastikten olmayan, sahici birini görmekmiş.

Selçuk Tepeli tam 6 yılın ardından bugün, "biraz mola" diyerek o masadan kalktı. Yeri boş kalmasın diye nöbeti Ozan Gündoğdu'ya devretti.

Ne diyelim...

Derdimizle dertlenen, haberi sunarken bizimle beraber masaya yumruğunu vuran o adama selam olsun. 

Kaynak: Sosyal medya hesabı - 4 Ağustos 2026

 

 

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.