CHP 99. mitingini Saraçhane'de yapıyor
SİYASETİBB Başkanı, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınışının yıldönümünde CHP, "direnişe başlanan yerde" Saraçhane'de 99. mitingini gerçekleştiriyor.
İSTANBUL- İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına giden sürecin başladığı gün olan 19 Mart'ın birinci yıl dönümünde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Büyük Saraçhane Mitingi düzenledi.
CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun yıl dönümünde Saraçhane’de yapılacak büyük miting için yurttaşlar alanda toplanmaya başladı.
Çevre iller ve ilçelerden katılımın gerçekleştiği büyük miting programı başlamadan Saraçhane ve çevresinde hareketlilik dikkat çekti, kalabalığın da giderek arttığı gözlemlendi.
Parti yönetimi ve il örgütleri, günlerdir yaptıkları çağrılarla yurttaşları Saraçhane’ye davet etmişti.
Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda da katılımın yüksek olacağına dair mesajlar öne çıkmıştı. Parti yönetimi, mitingin “demokrasi ve adalet” vurgusuyla yapılacağını duyurmuştu.
Öte yandan üniversite öğrencileri de Beyazıt Meydanı'nda bir araya geldi, üniversiteliler burada basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamanın ardından öğrenciler de Saraçhane'ye doğru hareket etti.
20.10 | “ŞİMDİ GÜCÜMÜZÜ GELİŞTİRME ZAMANIDIR”
Mitingde ilk olarak kürsüye çıkan Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilcisi Gilda Silifkeli konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bugün saray rejimi yağma, rant ve savaş politikasıyla halkı sefalete, işçinin emeğine çökmeye ve gençliğini geleceksiz bırakmaya devam etmektedir. 19 Mart direnişinin arka planındaki sebepler bunlardır. Tüm bunlara karşılık binlerce genç, kadın, işçi ve emekçi "Biz böyle yaşamak istemiyoruz" isyanını kuşanarak sesimizi hep beraber yükselttik.
Fakat 19 Mart direnişinin üstünden bir yıl geçmesine rağmen bugün hala işçi sınıfının emeğinin üstüne çökülüyor, ölesiye çalıştırılıyor. Bizden çalınanlarla savaş finanse ediliyor ve bu düzene karşı çıkan öğrenci gençlik soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla, gözaltılarla ve tutuklamalarla sindirilmeye çalışılıyor.
Biz öğrenciler ne uzaklaştırmalarla, ne gözaltılarla, ne de ajanlaştırma politikalarıyla bu mücadeleden vazgeçeriz! Biz öğrenciler tüm bu baskılara karşı yılmadığımızı, saray rejiminin korkutma politikalarına teslim olmadığımızı sokağa çıktığımız barikatta, Beyazıt'ta gösterdik.
Bugün saray rejimi üniversitelerde kampüsleri öğrencisizleştirmeye çalışıyor, ortak alanlarımızı ele geçirmeye, işgal etmeye devam ediyor. Bunun sebebi 19 Mart'tan kalan mücadeleyi kampüslerde öldürmeye çalışmalarıdır. Ancak bugün 19 Mart'ın hayaleti kampüslerde dolaşmaya devam etmektedir.
Boğaziçi Üniversitesi'nde kulüp odalarına sahip çıkmak için okulun ilk günü barikatlara karşı savaşan Boğaziçi öğrencilerinde, Hacettepe'de aldıkları uzaklaştırmalardan sonra eğitim hakları için nöbet tutan öğrencilerde vücut bulmuştur 19 Mart isyanı.
Bugün artık gücümüz kenetlenmekten, örgütlü mücadeleden gelmektedir ve öğrenciler bunun bilincine varmıştır. Hedefimiz taleplerimizi netleştirmek ve bu mücadeleyi genişletmektir. Öğrenci gençliğin görevi her alandaki direnişi büyütmek ve dayanışmayı güçlendirmek olmalıdır. Çünkü öğrenci hareketleri her zaman kitlesel hareketlerin kıvılcımını yakan ilk adım olmuştur.
Bu direnişte öğrencilerin safı, insanca bir yaşam mücadelesi veren işçi sınıfının, kendi sınıfının yanıdır. Üniversitelerde özgür ve bilimsel eğitim için, emperyalist savaşın bir makinesine çevrilmemek için mücadele vermek, işçi sınıfının bizim sınıfımız olduğu bilinciyle hareket edebilmek için bugün çözüm örgütlenmek, örgütlü bir mücadeleyi sürdürmektir.
Barikatı aşan öğrenciler, 1 Mayıs'ta Taksim iradesini gösteren öğrenciler ve gençlik bugün hala buradadır. Saraydan gelen tüm bu saldırıları püskürtecek olan, bize kazandıracak olan şey yine bu örgütlü mücadeledir. Yan yana geldikçe güçlüyüz, ne kadar örgütlüysek o kadar kararlıyız. Şimdi yan yana gelişlerimizi, örgütlülüğümüzü ve gücümüzü geliştirme zamanıdır. Bu sene bizi 1 Mayıs'ta Taksim'e çıkaracak güç de budur!”
20.15 | ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ KÜRSÜDEN SESLENDİ: BAŞARAMAYACAKSINIZ
Kürsüye daha sonra yine öğrencileri temsilen İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu Selinay Uzuntelli çıktı. Uzuntelli burada yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Şu an arkadaşlarım 19 Mart'ta olduğu gibi esnaf yemekhanesi önünde buluşup önce Beyazıt ana kapıya, oradan da buraya yönelmiş durumdalar. Yoldalar, buraya geliyorlar. Selam olsun 19 Mart'ı yaratanlara! Selam olsun cesaret fişeğini çakanlara! Ve bugün de aynı iradeyi gösterenlere... Selam olsun meydanları dolduran milyonlara!
Bir yıl önce, bugün, burada önce bir diploma iptaline, esasında ise geleceğimizi çalanlara karşı ayağa kalkmıştık. Karşımızda duran o barikatları yıkıp geçmiştik ve işte o an sadece o barikatları değil, bu memleketteki tüm korku duvarlarını da yerle bir ettik. Binlerce öğrenci Beyazıt'tan Saraçhane'ye aktık, geldik. On binler olduk, yüz binler olduk ve hep birlikte haykırdık: "Hükümet istifa!" dedik. Eşit, özgür, demokratik bir ülke, insanca bir yaşam istiyoruz dedik.
Peki, bugün taleplerimiz değişti mi? Üniversite öğrencileri çalışmadan okuyabiliyor mu? Barınabiliyor mu? İnsanca yaşayabiliyor mu? Siyasi tutsaklar serbest kaldı mı? Kayyumlar geri çekildi mi? Hayır, bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Kampüslerde adeta OHAL uygulanıyor. Kampüslerde polis var, YÖK var, soruşturmalar var. Kulüpler kapatılıyor, topluluklar dağıtılıyor. Bir yıl geçti ama bizleri hala cezalandırmaya çalışıyorlar. Hacettepe'de sıra arkadaşlarımıza 3 yıla kadar uzaklaştırma isteniyor. Kocaeli'nde arkadaşlarımız yurtlarından atılıyor. İzmir'de arkadaşlarımız aylar sonra 19 Mart davasından tutuklanıyor.
Ve bu tablo sadece üniversitelerle sınırlı değil. Bugün liseliler MESEM programıyla patronlara ucuz iş gücü yapılıyor. 14-15 yaşındaki çocuklar iş cinayetlerinde hayatını kaybediyor.
Bizler yoksulluğa mahkum edilirken, emperyalistlerin savaşları için kaynak bol; geleceğimizden çalınan para silahlara aktarılıyor. Tüm bu baskılara karşı itiraz edenler yargı sopasıyla susturulmak isteniyor. İşçinin, kopan kolunun hesabını sorduğu için sendikacı Mehmet Türkmen gibi tutuklanıyor.
Tüm bu saldırılar, ülkenin dört bir yanında bir araya gelen, itiraz eden her kesime yöneliyor. Çünkü korkuyorlar! Çünkü biliyorlar; biz örgütlenirsek bu düzen yıkılır! Mücadelemiz birleşirse bu düzen değişir! Bizi bölmek, yalnızlaştırmak, susturmak istemelerinin sebebi işte tam da bu.
Ama buradan bir yıl sonra bir kez daha söylüyoruz: Başaramayacaksınız! Biz 19 Mart'ta örgütlenmeyi öğrendik. Birlikte karar almayı öğrendik. Birlikte mücadele etmeyi ve dayanışmayı öğrendik. Bulunduğumuz her alanı direniş alanına çevirmeyi öğrendik.
Ve bunu yalnız yapmayacağız. Nasıl ki tüm bu saldırılar kadınları, işçileri ve gençleri aynı hedef tahtasına koyuyorsa, o zaman bu mücadelede işçilerin, emekçilerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesi olacak. Bizleri soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla korkutmak isteyenler şunu bilsin: Ne biz susacağız, ne bu mücadele duracak, ne de bu ses kısılacak!"
20.30 | ARZU ÇERKEZOĞLU: SEÇİLMİŞLERİ SERBEST BIRAKIN
Kürsüden yurttaşlara seslenen DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bugün bir kez daha haklarımız için buradayız. İstiyorlar ki, işçiler sesini çıkarmasın verilenle yetinsin. Emekliler itiraz etmesin. Pazar artıklarıyla ölümü beklesin istiyorlar. İstiyorlar ki o barikatları yıkıp gelen gençler bu ülkede hayal kurmasın. İstiyorlar ki eşitlik demesin, adalet, özgürlük demesin! Seçme ve seçilme hakkımızı elimizden alanlar bizim hak arama özgürlüğümüzü elimizden almaya çalışıyorlar, ‘hayır’ deme hakkımızı da elimizden almaya çalışıyorlar. Buna izin verecek miyiz! Buradan bir kez daha sesleniyoruz. Seçilmişleri serbest bırakın!" dedi.
20.50 | DİLEK İMAMOĞLU: KEŞKE BUGÜN AYRILIĞI DEĞİL, KAVUŞMAYI KONUŞUYOR OLSAYDIK
Dilek İmamoğlu kürsüye çıkarak halka seslendi. Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Keşke bugün burada güzel bir vesile ile toplanmış olsaydık. Bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir, baskıdır, hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada yalnızca bir eş bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir! 1 yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır sabrediyoruz. Bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
Aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe kaygılar arttı. Ortaya konan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de bunu asla hak etmiyor. Ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? Önümüzdeki dönem de bu sorunun yanıtı için çalışmalıyız. Bir yıldır eşler, kardeşler, anneler, babalar cezalandırılıyor...
Defalarca canlı yayın çağrısı yaptık. Bu çağrı karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Atılması gereken en önemli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Tüm siyasi partilerin hukuk komisyonları bu mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini kamuoyuna anlatsınlar. Kimsenin aklında soru işareti kalmasın. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir."
20.50 | DİLEK İMAMOĞLU: KEŞKE BUGÜN AYRILIĞI DEĞİL, KAVUŞMAYI KONUŞUYOR OLSAYDIK
Dilek İmamoğlu kürsüye çıkarak halka seslendi. Dilek İmamoğlu'nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Keşke bugün burada güzel bir vesile ile toplanmış olsaydık. Bugün adaletsizliği değil, adaletin yerini bulduğunu konuşuyor olsaydık. Keşke bugün ayrılığı değil, kavuşmayı konuşuyor olsaydık. Keşke bugün baskıyı değil, umut dolu bir geleceği konuşuyor olsaydık. Ama gündemimiz adaletsizliktir, baskıdır, hukuksuzluğun toplumun üzerindeki ağırlığıdır. Bugün burada yalnızca bir eş bir anne olarak bulunmuyorum. Bugün burada haksızlığa uğrayanların, sesi bastırılmak istenenlerin, adalet duygusu örselenmiş milyonların sesi olarak bulunuyorum. Çünkü yaşadığımız süreç gerçek bir hukuki süreç değildir! 1 yıldır çok ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bir yıldır sabrediyoruz. Bir yıldır hem hasretle hem de umutla ayakta duruyoruz.
Aradan geçen zamanda yargı sürecinin sağlıklı işlemediğini gördükçe kaygılar arttı. Ortaya konan temelsiz iddialar toplumun yargıya olan güvenini daha da sarstı. Halkımız da ülkemiz de bunu asla hak etmiyor. Ortada bu kadar büyük soru işaretleri varken toplumun adalet duygusu nasıl korunacak? Önümüzdeki dönem de bu sorunun yanıtı için çalışmalıyız. Bir yıldır eşler, kardeşler, anneler, babalar cezalandırılıyor...
Defalarca canlı yayın çağrısı yaptık. Bu çağrı karşılık bulmadı. Neden şeffaflıktan kaçılıyor? Atılması gereken en önemli adım Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının tutuksuz yargılanmasıdır. Tüm siyasi partilerin hukuk komisyonları bu mahkeme süreçlerine gözlemci olarak katılsınlar. Gördüklerini kamuoyuna anlatsınlar. Kimsenin aklında soru işareti kalmasın. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasını yapacağı duruşmaya siyasi partilerin genel başkanları da katılsın. Bu mesele toplumun adalet duygusunu ilgilendiren bir meseledir."
21.10 | MANSUR YAVAŞ: HAKSIZLIKLAR, HUKUKSUZLUKLAR AYNEN DEVAM EDİYOR.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da kürsüye çıkarak yurttaşlara seslendi. Yavaş’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:
"Cumhuriyetin başkentinden sizlere selam getirdim. Başkentten dayanışma duygularıyla geldik. Belediye başkanlarımızın hepsinin arkasında olduğumuzu bütün dünyaya duyurmaya geldik. Hoş geldiniz, sizlerin hepinize saygılar sunuyorum.
Sevgili İstanbullular, iradenizin gasp edildiği bir yıl öncesinden bugüne kadar değişen hiçbir şey yok. Bir yıl önce ne söylediysek maalesef şimdi aynı durumdayız. Haksızlıklar, hukuksuzluklar aynen devam ediyor. Bizler ne istiyoruz? Belediye başkanları olarak, Ankara halkı beni, İstanbul halkı Ekrem Başkanı, diğer başkanlarımızı seçti kendilerine hizmet etmek için. Bizler doya doya hizmet etmek istiyoruz. Yaptığımız hizmetler sayesinde de halkın memnuniyetini artırıp en yakın yapılacak erken seçimde iktidarı değiştirmek ve bu ülkeyi daha iyi yönetmek istiyoruz.
Bu iddiayla göreve geldik. Ancak ağzımızın tadıyla gerçekten hizmet etmemiz engellendi. Bu yapılan hukuksuzluklar, bu yapılan operasyonlar maalesef bizi engellemek için yapılan işler. Güzel yaptığımız için öne çıkan işlere baktığınız zaman bunları iktidar engelleyip aynı işleri kendileri kamu idaresi vasıtasıyla yapmak istiyor. Yapamazlar. Yapamazlar. Bu yasayı kendileri çıkarttı. Büyükşehirlere bu yetkileri kendileri verdi. Eskiden yapılan sosyal yardımların çok daha adil, çok daha insani yapıldığını gördüler. Halktan yana politikaları gördüler ve halktaki memnuniyeti gördüler. Türkiye çapında yerel yönetimler genel başkan yardımcımızın yaptırdığı anketler sonucu yerel yönetimlerde memnuniyet oranı %58 çıktı. Bu yayınlandı. İşte yayınlandıktan sonra da operasyonlar maalesef başladı.
Bizler dokunulmazlığı olmayan insanlarız. Bizler adil ve eşit hukukun herkese uygulanmasını istiyoruz. Başka hiçbir talebimiz yoktur. Kendileri bir yasa çıkarttı yıllar önce. Artık dediler hiç kimse gece vakti evinden alınmayacak. Eğer bir şahsın ifadesine başvurulacaksa kendisine karakoldan yazılı tebligat gidecek, bu tebligatta karakola neden çağrıldığı, hangi konuda ifadesinin alınacağı bildirilecek denmişti. Nerede bunlar? Şimdi sabaha karşı evler basılarak, davet edilmek yerine, çağrıldığı zaman hemen gelecek belediye başkanları yaka paça ve itibarsızlaştıracak şekilde gözaltına alınıyor.
Bununla da kalmıyor. Bakınız, hazırlık soruşturmaları gizlidir. Ancak verilen ifade daha avukatların eline gelmeden basında bakıyorsunuz yandaş basında yayınlanıyor. WhatsApp gruplarında yayınlanıyor. Bu suçtur. Hazırlık soruşturmasının gizliliğini ihlal etmek suçtur. Ayrıca bu yargılanacak insanları savunacak kimse televizyonlarda yokken artık karşı fikirler adı altında dezenformasyonlar yapılmak suretiyle bir defa yargılamalar etkilenmek isteniyor. Yargıdaki bir işin bu şekilde televizyonlarda konuşulup peşinen suçlu edilmesi, suçlu ilan edilmesi resmen suçtur. Bunlar hakkında hiçbir işlem yapılmıyor. Ancak Ekrem Başkanı ve diğer başkanlarımızı birisi savunduğu zaman adeta suçluyu savunma gibi mahkumiyeti olmayan insanları, kesinleşmiş yargı kararı olmadan anayasamıza göre hiç kimse suçlu edilemez hükmüne rağmen bu sefer suçlu ilan ediliyor. Twitter hesapları kapatılıyor, engelleniyor, fotoğrafları ortadan kalkıyor. Nerede adalet?
Eşit hukuk istiyoruz demiştim. 2019'da Ankara'da ben iş başına geldikten sonra, burada Ekrem Başkan iş başına geldikten sonra eski döneme ait dosyaları açtık. Kamu adına açtık, halk adına açtık ve yaptığımız şikayetleri adliye intikal ettirdik. Daha bu meşhur şahısları ifadeye dahi çağırmadılar. Televizyonlardan görüyorsunuz. Sayın Genel Başkanımızın bozuk tohum olarak ilan ettiği şahsın 600 milyon liralık villası var. Pişkin pişkin sırıtarak 600 yapmaz, 400'e veririm diyor. Hayatında bir gün çalışmamış, bir gün sigortalı çalışmamış, çalıştırmamış, vergi vermemiş insan 600 milyon liralık villa alıyor. Siyasiler servetlerin hesabını vermek zorundadır. Bunlara hiç kimse bir şey sormuyor. Kamu zararları söz konusuysa her gün televizyonlarda görüyoruz. Kasalarından kilolarca altın çıkanlar, yolsuzluk yaptıkları vakıflarla ilgili beyanları ortadayken ifadeye dahi çağrılmıyor. Nasıl hukuk? Cumhuriyet Halk Partiliysen derhal gel, yaka paça al, hapse at, verdikleri savunmanın hiçbirisini dikkate alma; diğer şahısların ifadesini dahi alma. Ben diyorum ki: Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız! Hiçbir belediye başkanını yargılayamazsınız!
Her şeyden evvel yine kendileri çıkarttıkları yasaya göre tutukluluğun sınırlarını kaldırdılar. Üst haddi şu kadar olmayan, alt haddi şu kadar olmayanlar tutuklanamaz hükmüne rağmen önüne geleni tutukluyorlar. Ayrıca tutuklama tehdidiyle birçok insanı da iftiraya zorluyorlar. Bunun hukukta asla yeri yoktur.
Bir diğer konu yargılamalarda şunu görüyoruz: 'Şunu dedi, bunu dedi'. Şimdi bir tarafta iddia eden var, bir tarafta karşısını söyleyen var. İddia eden suçlayan kişi çete lideri olarak ilan edilen kişi. Peki suçlanan kim? Hayatı boyunca karakola gitmemiş, halkın büyük çoğunluğu oylarıyla seçilmiş belediye başkanımız. Siz ne hakla o çete reisinin ifadesini bizim belediye başkanlarımızdan üstün tutup onları hapse atıyorsunuz? Bunun hukukta hiçbir yeri yoktur.
Ben mübarek günlerdeyiz. Hiç dinleyeceklerine inanmıyorum ama Maide suresinde şöyle diyor: 'Bir topluluğa olan kininiz asla sizi adaletsizliğe sevk etmesin' diyor. Belki bundan anlarsınız. Yaptığınız iş, duyduğunuz kin sonucu insanları suçsuz yere hapse atmak, adaletsiz davranmaktır. Bunun hesabını elbette öbür dünyada vereceksiniz. Evet, her cuma cumaya gidenler bilir, hutbede imam sözlerini tamamlar: 'Hükmettiğiniz zaman Cenabı Allah adaletle hükmetmenizi emreder' der. Nerede adaletle hükmetmek, nerede?
Dolayısıyla sevgili İstanbullular, bizler belediye başkanları olarak bu hukuksuz uygulamaları gördükçe daha fazla çalışıyoruz. Daha fazla halkın memnuniyetini artırmak istiyoruz ki inşallah yapılacak en erken seçimde Türkiye'deki iktidar değişecek ve bundan sonra gerçek hukukun üstünlüğü olan, herkese adil olan, hiç kimsenin yargılanmaktan korkmadığı, yargılanırken de emin olduğu sistemi mutlaka getireceğiz. Rövanş hukukunu ortadan mutlaka kaldıracağız. Kapınız sabaha karşı çalındığı zaman zannetmeyin ki polis geldi, acaba ihtiyacı olan birisi mi geldi diye hiç endişe etmeden kapıyı açacağımız günler gelecek. Türkiye bunları vaat ediyoruz. İnşallah anayasaya bağlı hukukun üstünlüğüne ve herkese uyan bir hukuk sistemini hep birlikte gerçekleştireceğiz. Diyorum ki delilleri topladınız. Delilleri topladınız ki davayı açtınız, iddianame ortada. Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Hala niye tutuklu tutuyorsunuz? Serbest bırakın, adli tedbirleri uygulayın. Bu insanların ömründen çalmayın. Kaldı ki hasta olan belediye başkanlarımız var. Hiç mi vicdanınız sızlamıyor onları içeride tutuyorsunuz hala?
Evet sevgili İstanbullular, biz dayanışma duygularımızı ifade etmek için bugün buraya geldik. Her zaman Ekrem Başkanımızın ve diğer başkanlarımızın arkasındayız. Onlara güveniyoruz. Onların adil yargılanmalarını, tutuksuz yargılanmalarını istiyoruz ve inşallah yapılacak en erken seçimde de dilediğimiz özgür, bağımsız, herkesin huzur içerisinde yaşadığı bir Türkiye'yi vaat ediyoruz."
21.25 | ÖZGÜR ÇELİK KÜRSÜDE: BU MEYDANDA YILGINLIK YOK!
Tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun mektubunu CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik okudu.
İmamoğlu’nun mektubu öncesi yurttaşlara seslenen Çelik, “Geçen hafta Silivri'de boş tarlaların üzerinde dron uçurarak alan boş algısı yapmaya çalıştılar. O gün dedim Saraçhane'ye 18 Mart'ta dronlarınızı getirin gelin görün millet iradesine nasıl sahipo çıkıyor. İyi dinleyin bu meydanın sesini, bu meydanda yılgınlık yok, korku yok, umutsuzluk yok. O sandık illa gelecek, bu millet hesabını bir kere daha soracak. Adaletin mücadelesini verenler kazanacak. Korku duvarlarını aşarak gelen gençler kazanacak. Kadınlar kazanacak. İşçiler kazanacak. Hak kazanacak. Halk kazanacak” ifadelerini kullandı.
İMAMOĞLU’DAN TARİHİ MİTİNGE MESAJ!
İmamoğlu’nun mektubunda ise şu ifadeler yer aldı:
Merhaba Saraçhane, merhaba dünyanın en güzel şehri, canım İstanbul. Silivri Zindanı’ndan milletin evi Saraçhane’ye yürek dolusu bir merhaba… Kıymetli İstanbullular; benim onurlu, yiğit, güzel yürekli hemşerilerim, sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Hasretle kucaklıyorum. Bu mübarek ayın sonuna gelirken, Ramazan Bayramınızı kutluyor, ülkemize adalet, bereket ve huzur getirmesini diliyorum. Sevgili kardeşlerim; 1 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi veriyorsunuz. Cumhuriyet’in vatandaşa sağladığı tüm hak ve hürriyetlere göz dikmiş, millet iradesini hiçe sayan bir avuç insana karşı hukuku ve demokrasiyi, milli iradenin onurunu savunuyorsunuz. Yüz yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ne dediyse, bugün siz de aynısını söylüyorsunuz: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir! Sizlerle gurur duyuyorum. Her birinize yürekten teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.”
“ATEŞ GİBİ GENÇLERİMİZ VAR”
“Her türlü zulme rağmen, bizim içimiz umut ve iyilik dolu, sevgi ve hoşgörü dolu; ülkeyi yoksulluğa, adaletsizliğe, umutsuzluğa sürükleyenlerin ise akıllarını kötülük, yüreklerini korku sarmış. Serbest ve adil şartlarda bir daha asla seçim kazanamayacaklarını biliyorlar. Çeyrek asırdır kendilerine verilen bütün kredileri tüketenler tükettiler. Bir daha asla milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar. O yüzden, siyasi rakiplerini yargı eliyle saf dışı etmek, milli iradeyi baskı altına almak için zalimleştikçe zalimleşiyorlar. Zalimin zulmü varsa, bizim de aslan gibi yüreğimiz, dağ gibi dimdik, eğilmez başımız, seçimlerde bükemedikleri bileğimiz var. Demokrasinin ve aydınlık geleceğimizin önüne dikilmek istenen tüm barikatları yıkıp geçen, ateş gibi gençlerimiz var. Zalimin zulmü varsa, bizim de darbeye karşı, milletin evi Saraçhane’ye, aziz bir emaneti korur gibi sahip çıkan milyonlarca hemşerimiz var. Zalimin zulmü varsa, adalete susamış milletimizin de engin vicdanı, haysiyeti ve feraseti var.”
“HER İKTİDAR, MİLLETTEN ALDIĞI YETKİYİ MİLLETE TESLİM ETMEYE MECBURDUR”
“Bu ülkede her iktidar, milletten aldığı yetkiyi millete teslim etmeye mecburdur. Hükümetler gelir geçer, milletin hükmü baki kalır. Silivri Zindanı’nda kurulmuş, özel maksatlı bir mahkeme ile tarihin akışını tersine çeviremezsiniz. Gözlerden uzak tutulmaya, milletten gizlenmeye çalışılan bir yargılamayla, milletin egemenlik hakkını tutsak edemezsiniz. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, millet adına karar verme sorumluluğuyla kurulmuş, adaletin tecelli edeceği bir yer değildir. ‘Silivri Zindan Mahkemesi’, serbest ve adil seçimlerden ölesiye korkan, siyasi rakibini yok etmek için yargının arkasına sığınmış bir kötü aklın eseridir. Orada yürümekte olan dava, ülkemize zarar veren, geleceğimizi riske atan bir büyük siyasi hırsı gizlemek için dikilmiş bir kılıftır. Her tarafı dökülen, dikiş tutmayan, bu sözde hukuki kılıfla hiçbir kötülüğü örtemezsiniz.”
“HESAPLARI MİLLETTEN DÖNDÜ”
“Bu davanın amacı; gerçeği aramak, adaleti sağlamak değil, seçim yenilgisinden kaçma telaşıdır. Ancak, böyle davalarda hükmü millet verir. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. 19 Mart 2025 günü bir zafer kazandıklarını, koltuklarını nihayet sağlama aldıklarını zannedenler, bugün daha da büyük bir korku ve çaresizlik içindeler. Çünkü hesapları milletten döndü. Millet bu kötülüğü, bu adaletsizliği kabullenmedi. Şimdi aziz milletimiz, son sözü söylemek için gününü bekliyor. O gün gelecek ve millet ne derse o olacak. Bu ülkeyi her türlü kötülükten, her nevi badireden yine milletin azim ve kararı kurtaracak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”
21.50 | CHP LİDERİ ÖZEL YURTTAŞLARA SESLENİYOR...
Özgür Çelik'in ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel kürsüde yerini aldı. Özgür Özel konuşmasına Adnan Yücel'den "Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek" şiirini okuyarak başladı. Özgür Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar’ dediler. ‘Dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler, teslim olurlar’ dediler. Teslim olmayanlar burada. ‘Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.’ Değerli istanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane’deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. ‘Bir Ekrem’i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik’ sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra bir Ekrem’in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘Olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘Diploma geçerli’ dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil İstanbul Üniversitesi’nin yönetim kurulundan, yani işi diploma vermek, denklik vermek değil boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan üniversite yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin, hiç birinizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devletin, bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydu. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp, milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar.”
“O GÜN BİRLİKTE TARİHİ BİR DİRENİŞİN MEŞALESİNİ YAKTIK”
“İşte o gün Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacaksa olacak ama bugün olacak’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular. ‘Üç kişi bir araya gelmeyecek, beş gün boyunca eylem, toplantı ve yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak’ dediler. Yetmedi, metroları kapattılar. Otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün Vatan Emniyet’in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar. O gün Vatan’da ve Beyazıt’ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Yıldız Teknik’in, İTÜ’nün, İstanbul’daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygı ile eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Tam yedi gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak, hep beraber Türkiye’ye ve dünyaya ‘Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez. Biz bitmedi demeden bitmez. Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz’ dedik.”
“99’UNCU EYLEMDE YİNE SARAÇHANE’DEYİZ”
“İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçer, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana ‘Bir madalyan var demokrasiye dair, bir madalyan var Cumhuriyet’e ve ülkenin geleceğine dair, Kime verirsin?’ deseler, o madalyandan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin Cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Drone gitti, gitti. Drone’nun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri Cumhuriyet’in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek. Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane’den yakılan meşale tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe’de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde ve her hafta sonu Anadolu’nun bir ilinde. Önce bu eylemlerle o illere gittik. Buranın, İstanbul’un selamını Anadolu’ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul’da, bir gün Anadolu’da bir yıl boyunca sürdürdük. Önce ‘Bu eylemler bir aya biter’ dediler. ‘Yaz geldi, sıcakta kimseler kalmaz. Öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider’ dediler. Ama ne yazın, ne kışın; Antalya’da 45 derecede, Çankırı’da eksi dört derecede sizin yaktığını meşale yandı, yandı. Bütün Türkiye’yi sardı. Siz başardınız. Bir yılda elbette hep konuştuk. ‘Soğukta olmaz’, eyvallah. ‘Sıcakta olmaz’, elbette. Ama hep dedik ki ‘Biz bir eyleme, bir mücadeleye yani kuru kuruya bir mitinge değil; bir mücadeleye çağırıyoruz insanları.’ İşte 98’incisi geride kaldı, bu akşam 99’uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz. Hep birlikteyiz.”
“Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, personeline. Bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından drone kullananan helal olsun tüm emekçi kardeşlerime.
Dedik ki ‘Şimdi sıra yine Saraçhane’de. Saraçhane’ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane’de 99’uncu mitingde buluşuyoruz’ dedik. ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik. Herkes hazırsa ‘Bekle bizi İstanbul’u’ bu sefer Özgür Özel’le değil, otobüsün üstünde Onur Akın’la birlikte söylemeye var mısınız? Göreyim telefonların ışıklarını.”
Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr
İlginizi Çekebilir