© BRT

CHP Mitingi Pendik'te... Ozel dosya açıkladı

CHP'nin Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi Pendik'te gerçeklestiriliyor. Tutuklu İmamoğlu mesajında "Bu dava beni yok etmek için açıldı" derken CHP Lideri Özgür Özel'in önemli bir dosya açıkladı.

İSTANBUL- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte başlattığı 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinglerine devam ediyor.

Mitingin bu haftaki adresi Pendik olurken, yurttaşlar alanda toplandı.

CHP İSTANBUL İL BAŞKANI ÖZGÜR ÇELİK, İMAMOĞLU'NUN MEKTUBUNU OKUDU

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İmamoğlu'nun mektubunu okumadan önce bu ifadeleri kullandı:

"Merhaba Pendik, merhaba İstanbul! Harikasınız, hoş geldiniz.

Önümüzdeki hafta tam bir yıl olacak; 19 Mart’ta Anadolu topraklarında, burada bir darbe gerçekleşti. 19 Mart’tan bugüne kadar İstanbul’un ve Türkiye’nin meydanlarında büyük bir direniş sergiliyoruz. Bizi hiç yalnız bırakmadınız, her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Sağ olun, var olun.

Bugün bizi burada sizlerle bir araya getiren Pendik İlçe Başkanımız Niyazi Güneri’ye yürekten teşekkür ediyorum. Üçüncü bölge buluşmamızı gerçekleştirdik, ikinci bölge buluşmamızı gerçekleştirdik; bugün birinci bölge buluşmamızı Pendik’te gerçekleştiriyoruz. 18 Mart günü hep birlikte, yüz binlerle Saraçhane’de olacağız. 18 Mart günü Saraçhane Meydanı’nda hep birlikte 'adalet' diyecek miyiz? 'Özgürlük' diyecek miyiz? 'Demokrasi' diyecek miyiz? Teşekkürler.

Kıymetli İstanbullular; biz buraya Silivri’den geliyoruz. Pazartesi günü Türkiye siyasi tarihinin en büyük kumpas davalarından bir tanesi başladı. Sizlere Silivri’den Ekrem İmamoğlu’nun selamını getirdim. Sizlere Şişli Belediye Başkanı Emrah Şahan’ın selamını getirdim. Sizlere Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık’ın selamını getirdim. Sizlere tüm tutsak yol arkadaşlarımızın, bürokratlarımızın, belediye emekçilerinin selamını getirdim.

Üç gündür Silivri’deyiz. Silivri’de ne var biliyor musunuz? Silivri’de üç gündür bir adaletsizlik var, Silivri’de hukuksuzluk var, ailelere yapılan zulüm var. Ama Silivri’de ne yok biliyor musunuz? Asla umutsuzluk yok. Arkadaşlarımız Pazartesi gününden beri o duruşma salonunda güler yüzlü, dirençli, enerjileri çok yüksek; tarihi savunmalarını gerçekleştiriyorlar.

Asla umutsuzluk yok çünkü kime güveniyorlar? Size güveniyorlar, millete güveniyorlar. Diyorlar ki; 'Er ya da geç sandık milletin önüne gelecek ve millet bu ceberrut iktidarı hep birlikte gönderecek.' Hep birlikte gönderecek diyorlar"

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İmamoğlu'nun mektubunu okudu.

"SAVUNMA YAPMAYACAĞIM. ÇÜNKÜ BU DAVANIN AMACI BENİ YARGILAMAK DEĞİL, BENİ SİYASETEN YOK ETMEK"

İmamoğlu'nun mektubu bu şekilde:

“Kıymetli Pendikliler, benim sevgili vatandaşlarım, çok değerli hanımefendiler, saygıdeğer beyefendiler, cesur gençler ve güzel çocuklar… Her birinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Sizlere hasretle, özlemle sarılıyorum. Gözaltına alınıp tutuklandıktan bir yıl sonra, aleyhimize açılan dava nihayet görülmeye başlandı. Ben, davada savunma yapmayacağım. Çünkü bu davanın amacı beni yargılamak değil, beni siyaseten yok etmek. O davanın amacı; gerçeği aramak, hukuku uygulamak değil, milletle benim arama duvarlar, tel örgüler, demir parmaklıklar örmektir. Silivri’deki dava, tam 12 yıldır kurgulanıyor. 2014’te Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğimde, İstanbul’da AK Parti’nin elinden belediye alan tek siyasetçiydim. Kurdukları israf ve rant düzeninde ilk büyük gediği açmıştık; korktular. Çok daha fazlasını yapabileceğimizi gördüler; korktular.”

“TAM 12 YILDIR SİYASİ KİN VE HUSUMET DOLU SALDIRILARA UĞRUYORUM”

“O günden bugüne, tam 12 yıldır, siyasi kin ve husumet dolu saldırılara uğruyorum. Tarihimizde ve dünyada eşi benzeri görülmemiş ölçüde haksız hukuksuz uygulamalara maruz kalıyorum. Millete hizmet etmemi engellemek, beni siyaseten yok edebilmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Yeni seçimler kazanıp, başlarına daha fazla bela olmayayım diye, 12 yıldır ellerindeki tüm imkanlarla saldırıyorlar. 12 yıldır her günümüz yeni bir kötülükleriyle uğraşarak geçiyor. İlk günden beri bana gözdağı vermeye kalktılar. Beni siyaseten bitirmek için her türlü kötülüğü yapmaya hazır olduklarını göstermeye çalıştılar. Beylikdüzü Belediye Başkanı iken okul yaptım, ‘açamazsın’ dediler. Cami yaptım, imam vermediler. Karakol yaptım, polisleri çektiler. İstanbul Büyükşehir seçimlerini kaybedince nasıl daha da çirkinleşip saldırganlaştıklarını bütün dünya biliyor.”

"SALDIRILAR, MİLLETİN SEVGİSİ VE DESTEĞİ KARŞISINDA TUZLA BUZ OLDU"

“Ama başaramadılar. Devletin imkanlarını kötüye kullanarak yaptıkları bütün o kin ve husumet dolu saldırılar, milletin sevgisi ve desteği karşısında tuzla buz oldu. İstanbullular 2024’te 1 milyon 100 bin oy farkla bize yeniden görev verince, baskı altında tuttukları bir avuç yargı mensubu eliyle yürüttükleri saldırılar, daha da azgınlaştı. Olur olmaz soruşturmalar, davalar açtılar. Beni suçlu göstermek için özel bilirkişi görevlendirdiler. Özel savcı atadılar. Hakkımda açılmış bütün davalarda hakimlerin yerlerini değiştirdiler. Diplomamı iptal ettiler, gözaltına aldılar, tutukladılar. Ama yine başaramadılar. Beni milletin gönlünden silemediler. 15,5 milyon oyla, 25 milyon yurttaşımızın imzasıyla onların karşısında, cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul’un seçilmiş Belediye Başkanı olarak dimdik duruyorum. Yalnız ben değil, tüm arkadaşlarım aynı cesur ve kararlı duruşu sergiliyor.”

"SON ÇARELERİ BENİ VE ARKADAŞLARIMI NE PAHASINA OLURSA OLSUN CEZALANDIRMAK"

“Şimdi artık son çareleri kaldı: Beni ve arkadaşlarımı ne pahasına olursa olsun cezalandırmak. Silivri’deki dava, işte onların bu çaresizliğinin ifadesidir. Onlar, yalnızca beni ve arkadaşlarımı değil; Cumhuriyeti, demokrasiyi, insan hak ve hürriyetlerini, devletin itibarını, toplumsal birlik ve kardeşliğimizi, milletin huzur ve refahını da hedef aldılar. İktidarlarını korumak için yaptıklarıyla siyasi ve hukuki meşruiyetlerini kaybettiler. Onlar beni yargılayamaz. Ben onları yargılıyorum. Tarihimiz, bu gibi siyasi davalarla doludur. Böyle davalarda son sözü millet sandıkta söyler. Bu gibi davaları millet karara bağlar. Milletin kararı karşısında her iktidar hükümsüzdür. Bu ülkede, eninde sonunda millet ne derse o olacak. Bu ülkede herkes için ve her yerde adalet ve hürriyet hâkim olacak. Her şey çok güzel olacak.

Ekrem İmamoğlu, Silivri Zindanı."

Android uygulamamız
Google Play'de mevcut

Yükle

 

 CHP LİDERİ ÖZGÜR ÖZEL KONUŞTU

CHP Genel Başkanı Özgür Özel miting alanında konuştu.

Özel'in açıklamaları bu şekilde:

"Fabrikada, sokakta alnı açık duranların yanında dev gibi doğruldular. Zafer yakında!

Bilek var vuruşmaya, güç var konuşmaya, soluk var harcanmaya. Zafer yakında!

Can var verilecek, kardeş var ayakta, kardeşe can feda. Zafer yakında!

Canım İstanbul'a, Anadolu yakamıza merhaba! Selam olsun Pendik sana, selam olsun! Seçtiğine sahip çıkanlara, iradesine sahip çıkanlara...

Bugün İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısındayız. Pendik’in yiğit insanlarıyla, Anadolu yakasının yiğit insanlarıyla birlikteyiz. Martın başında soğuk bir havada, büyük bir meydanda omuz omuzayız; yan yana, yürek yüreğeyiz. Ve 19 Mart darbesinden neredeyse bir yıl sonra, darbenin yıl dönümüne bir hafta kala, 97. eylemde hep beraberiz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Sizlere bakınca ben görüyorum ki; hiçbir zaman karanlık kazanamaz, güneş doğar, aydınlık kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Korkaklar değil, cesurlar kazanır. Kötüler değil, iyiler kazanır. Size bakınca görüyorum ki; biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız!

Bu gece yine bu soğukta on binleriz ama elbette bir yanımız yine eksik. Bugün burada, birinci bölgede Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı’ya, belediye meclis üyelerimize, bürokratlarımıza, emekçi arkadaşlarımıza bir selam yolluyoruz buradan onlara. Aslanlara selam olsun!"

"ADI 'HESAP' OLAN KİTABI SİZLERE EMANET EDİYORUM"

"Pendik'te 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama Pendik'e küsmedik. Kusuru kendimizde aradık, doğru adayı aradık, eksik yanlarımızı aradık, çabaladık ve bu seçimlerde Pendik'i yine kazanamadık ama çok büyük bir başarı yakaladık. %43 oy aldık, küçük bir farkla Pendik'i kaybettik. O günkü adayımız bugün Tarık Balyalı bizimle beraber; ona sahip çıkan sizlere ve müthiş bir kampanya yapan Pendik örgütünün tüm neferlerine teşekkür ediyorum.

O Tarık Balyalı bir kitap yazdı, bir kitap. O kitap elimde. Öncelikle şunu söyleyeyim; 19 Mart darbesinden sonra 'Millete Emanet' kitabını (Ekrem Başkanla birlikte birimizin önsözünü, birimizin sonsözünü yazdığı kitabı) size emanet etmiştim. Gelirini sevgili Yavuz Oğhan yazmıştı kitabı, gelirini 'Aile Dayanışma Ağı'na, ayrıca tüm mücadele sürecinde yurdundan olana yurt bulmaya, bursu kesilene burs bulmaya ve maaşları kesilen arkadaşlara sahip çıkmak için fona bu geliri söylemiştik. Sizler kitaba, 'Millete Emanet' kitabına sahip çıktınız. Aldınız, okudunuz, hediye ettiniz, kitabın satılmasını sağladınız. Bugün o kitabın altıncı ayında ilk telif ücretleri geldi, yerlerine ulaşıyor. Kitaba sahip çıkan herkese yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız!

Siz bu ülkenin en büyük, dayanışmayı en iyi bilen, birlikten güç alan, güç veren, yan yana durup tarihin akışını değiştiren milyonlarsınız. İyi ki siz varsınız, iyi ki siz varsınız!

Sonrasında Sayın Balyalı yazdığı kitapların gelirlerini aynı fona söz verdi, önümüzdeki aylarda aktarılacak. Şimdi Pendik'in son adayı Tarık Balyalı bir kitap yazdı, adı 'Hesap'. Bu kitabın da bütün geliri, bütün geliri olduğu gibi 'Aile Dayanışma Ağı'na, adaya ve bu mücadeleden zarar gören herkesin karınca kararınca mağduriyetinin giderilmesine aktarılacak. Tarık Balyalı'nın 'AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları' kitabını, adı 'Hesap' olan kitabı sizlere emanet ediyorum."

"GÜYA ALNI SECDE EDENLER ECDADIN EMANETİ CAMİYİ TEMİZLETECEĞİM DİYE YARIM MİLYAR YOLSUZLUK YAPMIŞLAR"

"Muhteşem bir eser; adı 'Hesap' ve 'AKP Döneminde İBB Yolsuzlukları'. Bakarsan yazan Tarık Balyalı, kalemi oturtmuş; bilgisayarın, klavyenin tuşlarına o dokunmuş. Ama hakikaten ne desem az; şu AK Parti'ye bak yahu, yolsuzluğun kitabını yazmış, yolsuzluğun kitabını yazmış!

İBB Belediye Meclis Üyesi ve Grup Başkanvekilliği döneminde çalışmaya başladı. Bugün Ekrem Başkan'a, arkadaşlarımızı sözde yargılayanların ellerinde tek bir delil yokken; yani gizli tanıklara dünya kadar yalanı attırıp, gizli tanığı bir senenin sonunda elinden kaçırmışken, o ifadeleri başka bir gizli tanığa yazdırıyorken (utanmadan sanki tiyatro oyunuymuş da oyuncu hastalanmış, yerine başka oyuncu çıkarmış gibi tanık değişikliği yapıyorken) burada Tarık Balyalı'nın kitabında somut deliller var. Her sayfası ibretlik, her sayfası skandal ama bir tanesini, rastgele bir tanesini söyleyeyim.

Aha kitap burada. Sadece bir örnek; yıl 2018, ihale: 'Selattin Camileri'nin İbadete Hazır Halde Bulundurulması Hizmet Alımı İhalesi'. Yani İstanbul'daki padişah ve ailesinin yaptırdığı, ecdattan emanet camileri temizleteceğiz. Buna ihale açıyoruz; ihaleyi 100 milyon TL'ye bir şirket kazanıyor. Bir yıl sonra 2019'da biz geliyoruz, yapılan işe bakıyoruz; aynı ihaleyi bir daha açıyoruz ve bu sefer '35 milyon TL'ye ben yaparım' diye dünya kadar teklif geliyor. Bir inceleniyor ki 100 milyona bir yıl önce alınan iş 35 milyona yapılıyormuş. Bundan yedi sene öncenin parasıyla 65 milyon lira; doları bugüne çevirirsen 550 milyon lira, yarım milyar lira bir yolsuzluk var. Nerede? Cami temizliğinde.

Allah'tan korkmazlar, kuldan utanmazlar; güya muhafazakarlar, güya alnı secde edenler, ecdadın emaneti camiyi temizleteceğim diye yarım milyar yolsuzluk yapmışlar. İşte burada kitap, adı 'Hesap'. Ama bunun hesabı verilsin, hesabı sorulsun diye 2019'da belgeler hazırlandı, dosya hazırlandı, savcılığa yollanmak üzere harekete geçildi; o günün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hırsızların imdadına yetişti. Hırsızların imdadına yetişti. Geldi dedi ki; 'O dosyanın tamamını bana vereceksiniz.' Dosyayı aldı, üstüne oturdu ve o günden beri bu dosyada bir arpa boyu yol gidilmedi, bir adım atılmadı.

Bir yanda iftirayla dünyanın en namuslu bürokratlarını alıp içeri koyanlar, 'at imzayı çocuğuna kavuş' diyenler, 'Ekrem'i suçlamazsan burada çürürsün' diyenler ve onlara teslim olmayan namuslu, dürüst arkadaşlarımız; bir yanda cami temizliğinde bire üç yolsuzluk yapan, işi üç katına yapan, cami temizlemeden servetine servet katan birileri ve onları savunan Süleyman Soylu denilen kişi."

"AKP'NİN KARA DÜZENİ HERKESİN BOYNUNU EĞMİŞ, EMEKLİNİN BOYNUNU KIRMIŞTIR"

"Değerli arkadaşlar, hırsıza hırsız olduğunu hatırlatmazsan sana ahlak dersi verirmiş. İşte tam bu durumla karşı karşıyayız. Ama andolsun ki o dosyalar açılacak, o hesaplar sorulacak; bize atılan iftiralar gibi delilsiz değil, tüm kanıtlarıyla bunlardan hepsinin hesabı sorulacak.

Bu arada kitabı elinden aldım, tekrar verdim; İBB Başkanvekilimiz Nuri Aslan. Nuri Aslan cuma günü Pendik’te. Öyle 'camiyi temizleteceğiz' diye yolsuzluk yapanlar gibi değil; samimiyetle Türkiye’de Türkçe Kur'an tefsirinde en önemli isim Elmalılı Hamdi Yazır adına Pendik’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir cami yaptırdı. Cuma günü namazla birlikte açılıyor, Ekrem Başkan’ın bir hayali gerçek oluyor. Nuri Aslan bunu bitirmenin onurunu yaşıyor. İstanbul Büyükşehir’e bu Ramazan akşamında yürekten teşekkür ediyoruz alkışlarınızla.

Değerli Pendikliler; bozuk düzende sağlam çark olmaz. Adalet olmazsa refah da olmaz. AK Parti’nin kara düzeni ülkeyi fakirleştirmeye devam ediyor. Bugün açlık sınırı 32.000 lira, yoksulluk sınırı 105.000 lira. Asgari ücret 28.000, en düşük emekli maaşı 20.000 lira. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor; bırakın zenginliği, yoksulluktan kurtulamıyor beş emekli. Böyle bir gelir adaletsizliği görülmemiştir.

İşte maaşla kendileri gelmeden önce o çok eleştirdikleri üçlü koalisyon hükümeti, 2002 yılının eylül ayında verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 20.000 lira, bir buçuk çeyrek altın alamıyor. Emekliye geçen 23-24 yılın sonunda yoksulluğu kanıksattılar. Öyle bir noktaya geldi ki emekli şimdi dediğinde 8 çeyrek altın sanki hayalmiş gibi geliyor.

Ya da o dönem en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Biz bugünkü 28.000’lik asgari ücreti katiyen kabul etmiyoruz ama ona bile uygulasan 42.000 lira yapıyor. Yani bugün AK Parti’nin düşük asgari ücreti bile bir buçuk asgari ücret hesabıyla 42.000 lira yapıyor emekliye ama 20.000 lira veriyorlar. Biz 39.000 lira asgari ücret taahhüt etmiştik; bir buçuk emekli maaşı dediğinde otomatikman 60.000 liraya çıkıyor. Nerede 20.000 lira, nerede 42.000 lira? Nerede 20.000 lira, nerede 60.000 lira? Altın hesabına vurursan nerede bir buçuk altın, nerede 8 çeyrek altın?

Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kırmıştır. Herkesin boynunu eğmiş, emeklinin boynunu kırmıştır. AK Parti’nin kara düzeninde en büyük vefasızlık emekliye yapılmıştır."

"EMEKLİME MÜJDELER OLSUN' DİYOR. OLMAZ OLSUN ÖYLE MÜJDE"

"Emekli dediğin; bu devlet için, bu millet için, çoluğunu çocuğunu büyütmek için avucu nasırlanmış, dirseği çürümüş, gözlük camları büyümüş, çalışmış, namusuyla çalışmış kişidir. Emekliye 20.000 lira vermek ya da memur emeklisini bile asgari ücretin altına düşürmek, her emekliyi fakir yapmak, açlık sınırının altına düşürmek büyük bir insafsızlıktır.

Şimdi bu insafsızlığın, bu haksızlığın mimarı, yoksulluğun Türkiye’deki banisi Recep Tayyip Erdoğan bugün çıkmış diyor ki; 'Emeklilere bir müjdem var, emeklilere bir müjdem var.' Utanmadan, sıkılmadan emekliye müjde diye ne söylüyor biliyor musunuz? Hani 2015’te söz verip de ta 2018’de ancak sözünü tutup verdiği 1.000 lira emekli ikramiyesi var ya... Hani Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 seçiminde 'her emekliye bir maaş ikramiye dini bayramlarda' dediği, bunların 'önce olmaz' deyip 1 Kasım’a giderken 'biz de vereceğiz' dediği, 2018’de 1.000 lira verdikleri emekli ikramiyesi...

O gün 24 kilo dana kuşbaşı alan, bugün 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesi... O gün 1.000 lira, 24 kilo dana kuşbaşı alıyordu; bugün verdikleri 4.000 lira, 4 kilo alıyor. Bu 4.000 lirayı bu sene 5 yapacaklardı güya, 'az' dedik, 'daha yüksek olsun' dedik; 5’i bile vermediler. 4 verdiler ve bugün müjde diye ne söylüyor beyefendi biliyor musunuz? Bu 4.000 lirayı bayramdan önce verecekmiş! Müjde diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye!

24 kilo kuşbaşıyı 4 kiloya düşür, o zaman bir ikramiyeyle, 4.000 lirayla bir kurbanlık koyun alınıyordu, bugün bir but bile alınamıyor. Bir de utanmadan 'bu parayı bayramdan sonraya bırakmıyorum, bayramdan önce veriyorum, emeklime müjdeler olsun' diyor. Olmaz olsun öyle müjde, olmaz olsun öyle ikramiye!"

"20 YILDIR OTOBÜSLERİN ÜSTÜNDEYİM, GÖRMEDİM BÖYLE ÖFKE"

"Ey Erdoğan; hani diyorsun ya, 'Öyle siyaset yap, böyle siyaset yap. Yok gel Ankara merkezli yap, Ankara’ya gel, burada otur, partinin başında dur, sus, partinde otur, beni elleme' diyorsun ya... Ben de sana; hadi oradan! Ne Ankara'sı? Ankara'da da varız, Ardahan'da da. Mersin'de de varız, Iğdır'da da. İstanbul'da dokuz ilçede, 97. eylemde... Sen önce insan merkezli siyaset yap; emekli merkezli, emekçi merkezli siyaset yap, ondan sonra karşımıza çık!

Meydanda bu gördüğüm öfke... 20 yıldır otobüslerin üstündeyim, görmedim böyle öfke. Emekliler; günü gelince Tayyip Erdoğan'dan hesap soracak mısınız? O sizin canınıza okudu, onu siyasette emekli edecek misiniz? Söz mü? Hakkınızı yiyenin hakkından gelecek misiniz? İşte bu coşku, bu inanç, bu kararlılık, gözlerdeki bu ateş ateş öfke... Tayyip Erdoğan; istediğini yap, seni götürüyor bu öfke, seni götürüyor bu öfke!"

"ERDOĞAN'A BİR KEZ DAHA SESLENİYORUM: KORKAKLAR BAŞARAMAZ"

"Ey Erdoğan! Bak, bak; siyaset milletle yapılır, halkla yapılır. Kimin üstün olduğuna millet karar verir. Bu siyasette sen birine 'hırsız' dersen, o hırsızsa insan içine çıkamaz. Ama değilse, o iftirayı atan insan içine çıkamaz.

Ben 97. kez çarşamba akşamı ya da hafta sonu Anadolu'da, milletin içindeyim. Bugün Pendik'in bağrındayım. Pendiklilerin yüzüne bakarak, gözünün içine bakarak meydanlardayım. Sen neredesin Erdoğan? Sen neredesin?

Hadi kendine güvenen meydana çıkar! Hadi haftaya çarşamba bu meydana gel, bu meydanı doldur, doldur da göreyim bakalım. Hodri meydan! Hodri meydan!

Buradan Erdoğan'a bir kez daha sesleniyorum: Korkaklar başaramaz. Korkmayacaksın! Bu kadar laf ettin, cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın. 25 milyon kişi imza attı, imza attı 25 milyon kişi. Diyorlar ki:

'Ey Erdoğan! Adayımı bırak! Sandığı getir! Adayımı yanımda, meydanlarda görmek istiyorum.'"

"TAYYİP ERDOĞAN DÜNYANIN EN ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİNİ UYGULAMAKTADIR"

"İşte Erdoğan, biz buradayız. Cesaretin varsa erken seçim sandığıyla, cesaretin varsa bu milletin karşısına çıkarak artık bu tartışmayı bitirelim.

Bir yanda ezilen millet, sefalet çeken emekliler, emekçiler, çiftçiler, esnaflar; bir yanda sırf iktidara tutunacağım diye, bir şekilde koltuğumu koruyacağım diye darbeye kalkışan arkadaşlarımızı içeriye atan sen; ve bedeli millet ödüyor.

Bu bedel, 19 Mart darbesinden sonra enflasyonu yükselterek, fiyatları yükselterek, faizleri yükselterek milletin sırtına biniyor. Bugünkü yoksulluğun sebebi dünyada olan enflasyon değil. Türkiye’de bir aylık enflasyon, dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla.

Bugün Türkiye’de AK Parti’nin kara düzeni, faiz düzenidir. Bu sene tarihin en yüksek faizini ödüyoruz: 2,7 trilyon lira. Sadece Ocak ve Şubat ayında 637 milyon lira faize para ödendi. Şimdi buradan, Pendik’ten ilan ediyorum ki bu para —Ocak ve Şubat’ta faize ödenen para, geçen seneki darbeden sonra yükselen faizlerin yarattığı maliyet— bu para millete dağıtılabilseydi bütün emeklilere bu bayramda 28’er bin lira verebilirdik. Ocak ve Şubat’ta verilen faiz emekli başına bölündüğünde herkese bir asgari ücret ikramiye çıkıyor; ama Tayyip Erdoğan bu parayı emekliye vermek yerine darbeye harcıyor.

Peki, bu kara düzenin içinde biz ne yapacağız? Bugün karşı karşıya olduğumuz süreç şundan ibarettir: Millet kimi göndereceğine, kimi getireceğine karar vermiştir. İktidar değişimi artık zamanlama meselesidir.

Tayyip Erdoğan iktidarda kaldığı her gün dünyanın en adaletsiz vergi sistemini uygulamaktadır. 100 liralık verginin 65 lirasını dolaylı vergilerden —yani fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi alarak; giyimden, kuşamdan, elektrikten, sudan, telefondan, kırtasiyeden herkesten aynı vergiyi alarak— %65 vergi toplamaktadır. Çalışanların maaşlarından ya da bankadaki stopajdan alınan gelir vergisi de %23’tür. Geriye kalan %11 sadece ve sadece kurumlar vergisinden, yani para kazanan, kâr eden zenginlerden alınmaktadır.

Dolaylı vergi ve gelir vergisi bu meydanın verdiği vergidir, %89’dur; kurumlar vergisi kazanan zenginin verdiği vergidir, %11’dir. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu iktidar değişecek; vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacaktır. Biz iktidara gelmeye ve bu adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye talibiz. Tayyip Erdoğan kaldığı her gün AK Partili, MHP’li demeden; DEM’li, İYİ Partili, CHP’li ayırmadan herkesten %89 orta direkten ve fakirlerden vergi toplamaktadır. Bunu altüst etmek sadece iktidar değişikliğiyle mümkündür."

"BUNU ALMANYA BAŞARIYORSA, FRANSA, İSPANYA BAŞARIYORSA BU GÜÇLÜ ÜLKE DE BAŞARACAK!"

"Bugün çalışanlar aldığı 12 maaşın üçünü yıl sonunda toplamda ay be ay kesilerek ve artarak vergiye vermektedir. Biz eğer gelmezsek, bu düzen sürerse, gördüğünüz gibi en düşük emekli maaşı 0,6 asgari ücrettir.

CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret düzeyine çıkacaktır. Emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramı’nda birer asgari ücreti bizim iktidarımız verecektir.

Tarımda planlı ve alım garantili üretim modeline geçeceğiz. Çiftçinin hakkı olan desteklemeyi bugünkü gibi beşte birini değil, tamamını doğru ürüne yönlendirerek vereceğiz. Çiftçi borçlarının faizlerini silecek, ana parayı 5 yıla böleceğiz.

Çiftçinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi; dolmuşçunun, taksicinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız. Bir kilogram sütün 1,6 kilogram yem alabileceği pariteyi sağlayacak, süt üreticisini destekleyecek, dışarıdan hayvan alımını yasaklayacak; eti, sütü ucuzlatacağız.

Ve iktidarımızın ilk 100 gününde, eğer iş bulamıyorsak, iş bulamadığımız vatandaşa onuruyla yaşayacağı, geçinebileceği bir temel vatandaşlık geliri vereceğiz. Hiç kimse bu ülkede yaşarken; işsizlikle sürünmek, yoksul kalmak, sokakta kalmak, eşine, çocuğuna mahcup olmak, kasabın önünden geçememek, manava taksitini borcunu ödeyememek ve ailesini geçindirememek gibi bir şeyle karşılaşmayacak.

Bunu Almanya başarıyorsa, Danimarka başarıyorsa, Fransa, İspanya başarıyorsa; bu güçlü ülke, bu zengin ülke, bu güzel ülke başaracak! Halkın iktidarında başaracak! Yüz yıl önce olduğu gibi bir kez daha başaracak!"

"EKREM BAŞKAN ÇIKACAK, CUMHURBAŞKANI OLACAK"

"Bir devir kapanıyor, bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor, vatan evlatlarının!

Öğrencilere okulda bir öğün ücretsiz okul yemeğinin verildiği, her okulda içilebilir kalitede suyun ya çeşmeden aktığı ya sebille sağlandığı şekilde okul yemeği, okul sütü ve okul suyu uygulamasına geçeceğiz.

Kamuda mülakatı kaldırıp liyakati getireceğiz ve 100 bin öğretmeni ilk yıl atayıp bütün kapanmış okulları, kapanmış hastaneleri tekrar harekete geçireceğiz. Hem öğretmenin hem öğrencinin yüzünü güldüreceğiz.

Sağlıkta kesintileri, katılım paylarını, bilhassa 'en ucuz ilaç ödeniyor o da yok, farkını ver ilacını al' dönemini bitireceğiz. Hastanede muayene ücretini, ortez-protezde en ucuzunu verme dönemini bitireceğiz. Söz veriyoruz, herkesin yüzünü güldüreceğiz! Herkesin yüzünü güldüreceğiz!

Buradan, birazdan bahsedeceğim, çatlasınlar diye, çatlasınlar diye böyle yapıyoruz. Darbeyi yapmışlar, arkadaşları hapislere atmışlar, her türlü zulüm sürüyor ve bekliyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi dağılacak, karışacak, meşgul edilecek ve iktidar yürüyüşü engellenecek. Buradan ant olsun ki söylüyorum; o Silivri’nin kapıları açılacak, arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, Cumhurbaşkanı olacak, Cumhurbaşkanı!"

"EV KADINLARINA SÖZ VERİYORUZ!"

"Buradan emekliye, emekçiye, esnafa, çiftçiye, herkese, öğrenciye, öğretmene bir sözümüz var. Bir de, bir de evde olan, çocuğuna bakan, engellisine bakan, istihdama katamadığımız, hayata katamadığımız ev kadınları, ev hanımları var.

Yıllarca, yıllarca sanki azıcık verilen, azıcık verilen sosyal destekler bir lütufmuş gibi gösterildi. Oysa Türkiye’de en görülmeyen emek, evde verilen emek. Ve eğer biz bir mahalle kreşiyle kadını sosyal hayata ya da çalışma hayatına katamıyorsak; onun sigortasının ödenmesini, gelecekte emekli olmasının önünü açamıyorsak bu, Atatürk’ün kurduğu ve kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet bu olamaz.

İktidarımızda, bu gece buradan son önemli vaadimiz olarak, yapacağımız iş olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki; iktidarımızda eğer kadın iş istiyorsa ya işe yerleşecek, işe yerleşmiyor evde emek çekiyorsa onun mutlaka sigortası olacak, emeklilik hakkı olacak. Ev kadınlarına söz veriyoruz!

Bunların hiçbirisi ülkenin ekonomisinin kaldıramayacağı yükler değil. Önümüzdeki aylarda biz hangi vaadi hangi kaynakla yapacağız, nerelerden tasarruf edip nerelere aktaracağız, vergiyi tabana değil tavana yayıp refahı nasıl tabana yayacağız, adaletli bir vergi sistemini nasıl kuracağız? Yeşil dönüşümle, mor dönüşümle hem kadınların yüzünü güldürüp önünü açıp hem de nasıl bir kalkınma hamlesi başlatacağız; bunların her birini önümüzdeki süreçte güçlü kadrolarımızla, liyakatli kadrolarımızla tüm Anadolu’ya anlatacağız. Türkiye tarihinin değil, dünya siyasi tarihinin en güçlü, en uzun ve en kalabalık seçim kampanyasına hazırlanıyoruz. Onu millete tanıtıyoruz. Sizinle birlikte başaracağız, hep birlikte tarihe geçeceğiz!

"BİZ KENDİMİZE GÜVENİYORUZ, ERDOĞAN DA GÜVENİYORSA KARŞIMIZA ÇIKSIN"

"Hem dünya hem bölgemiz kritik bir eşikten geçiyor. Türkiye’nin tüm tehditlere karşı bir olması, bütün olması, güçlü olması lazım. Ancak güya ülkeyi yönetmeye vazifeli iktidar partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi, ülkeyi bölmeye, milleti kutuplaştırmaya devam ediyor. 19 Mart darbesinin üstünden tam 357 gün geçti. 350 gündür Türkiye her alanda kaybediyor. Türkiye’de iç cepheyi zayıflatan da, dışarıda ateş çemberi varken içeride tartışmalarla enerjimizi sömüren de bu iktidardan başkası değildir. İç cephenin tahkim edilmesi, Türkiye’nin bir ve beraber olmasının birinci düşmanı AK Parti’nin kara düzenidir.

Erdoğan bana bir çağrı yapmış, ben de kendisine seslendim, sesleniyorum: Biz bu ülkenin birliği için, beraberliği için her şeyi yapmaya hazırız, gereğini de yapıyoruz. Ancak bu kadar zulüm, bu kadar haksızlık, bu kadar eşitsizlik olmaz. Emeklinin elinden tutan, asgari ücretliyi gören, işvereni destekleyen, çiftçisine sahip çıkan, öğrencisinin geleceğini karartmayan politikalara hep birlikte sahip çıkabiliriz.

Tutuksuz yargılama bu ülkede tansiyonu düşürür ve bu milletin en çok meşgul edildiği konu arkadaşlarımızın uğradığı iftiralardır. Biz kendimize, partimize, arkadaşlarımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza güveniyoruz. Kendine güveneni kanun teklifimize destek vermeye, davaları televizyondan canlı yayınlamaya, iddiaları da cevaplarını da milletten saklamamaya ve TRT’den canlı yayına davet ediyoruz. Biz kendimize güveniyoruz, Erdoğan da güveniyorsa karşımıza çıksın!

Artık yalandan bezdik. Aynı kişiye '18 yaşında sahtecilik yaptın, o okuldan bu okula yüzlerce öğrenciyle birlikte sahtecilikle geçtin' diyenler, diplomasını iptal edenler; aynı kişiye aynı anda hem 'casus' diyenler, hem 'seçimde hile yaptın' diyenler, hem 'hırsızlık, yolsuzluk yaptın' diyenler, hem olmadık uçaklarda 'terbiyesizlik yaptın' diyenler; bütün bu yalanlarının altında kaldılar.

Söyledikleri uçak AK Partili’nin çıktı, Ekrem İmamoğlu’na hiç kiralanmadığı ortaya çıktı. Ekrem’in dedikleri arabalar MHP’li milletvekilinin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’nden 'dolar çıktı' dediler, kasadan mühür çıktı; dolar görüntüleri TRT’nin stok videoları çıktı.

Yerin altından, parke altından 'milyonlarca euro çıktı' dediler, tamamı yalan çıktı. 'Videosu var' dediler, iftira çıktı. 'Çantalarda para var' dediler, jammer çıktı. Ekrem Başkan’a 'hırsız' dediler; Karadeniz’in yiğit evladı alnı açık, başı dik çıktı."

"'DİPLOMASIZ ERDOĞAN' DEDİM DAVA AÇTILAR"

"Ben İstanbul Üniversitesi’nin önünde, Beyazıt’ta böyle yine büyük muhteşem bir meydanda öğrenciler sizin gibi bağırırken, bir taraf başka bir taraf başka bağırdı. Dedik ki şöyle birlikte bağırılsın diye yardımcı oldum, dedim ki: Diplomasız Erdoğan!

O da mahkemeye gitti, bize dava açtı. Benim pırıl pırıl 25-26 yaşında bir avukatım var; o Erdoğan'ın o böyle çirkin avukatlarının karşısına çıktı. Kürsüye de, kürsüye de Hulusi Kentmen gibi bir hakim çıktı.

Bunlar dedi ki: 'Efendim şikayetçiyiz, Özgür Özel müvekkilimize diplomasız demek suretiyle yalan atmıştır, iftira atmıştır; şikayetçiyiz, tazminat isteriz.' Paraya da doyamıyorlar.

Bizim avukat dedi ki, bu dedi ki böyle böyle; bizim avukat dedi ki: 'Diplomanız var mı?' Bunlar dedi ki: 'Var.' 'Varsa dosyaya sunsana' dedi. Hulusi Kentmen de döndü buna dedi ki: 'Evet, talep doğrudur. Siz, bu taraf, Özgür Özel diploma yok diyor. Siz var diyorsunuz. Avukat da sunun diyor. Dosyaya diplomayı sunacak mısınız?'

Bunlar dedi ki: 'Sunmayacağız, bir dilekçe yazacağız.' Bir dilekçe yazdılar. Dilekçe şu: 'Müvekkilimizin diplomasını vermek istediğine göre bu hakim müvekkilimize husumet duymaktadır; kabul etmiyoruz, başka hakim istiyoruz.

Şimdi bu olay olduğundan beri bir ay oldu. Bir aydır her yerde anlatıyoruz. Bizim avukat hala diplomayı sunun diyor, hakim bey sunun diyor; bunlar 'diplomayı vermeyiz, hakimi değiştirin' diyorlar. O yüzden, o yüzden Erdoğan’a sesleniyorum: Eğer, eğer diploma varsa diplomayı sun, mahkemeyi kazan. Diploma yoksa sus; olmayan diplomayla diploması olana kumpas kurma."

"BİZ DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARININ 6. FİLO'YU DENİZE DÖKTÜĞÜ YERDEYİZ, SEN NERDESİN?"

"Amerika ve İsrail yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. İstiyorlar ki, istiyorlar ki istedikleri her ülkeye saldırabilsinler. İstiyorlar ki istedikleri yeri işgal etsinler. İstiyorlar ki kimi istiyorlarsa o ülkenin başına onu getirsinler. Bunun için gecenin bir yarısı devlet başkanlarını yatak odalarından alıp götürüp New York’ta kafesle gezdiriyorlar. Bir başka yere dünyanın füzesiyle saldırıyorlar. Ama İsrail ve Amerika son saldırılarda 160 tane küçücük kız öğrenciyi, masum sivil insanları öldürdü. Buna karşı bu düzenin adı Trump ve Netanyahu’nun yeni dünya düzeni değildir. Düzen böyle bir düzen değildir. Dünya öyle bir dünya değildir.

Bu ikisine sessiz kalan, bundan meşruiyet arayan, milletin desteğini kaybedince desteği Trump’tan arayan bizden değildir, bizim kabul edeceğimiz birisi değildir. Bunun için Oval Ofis merkezli siyaset yapanları Anadolu merkezli, Filistin merkezli, vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum.

Trump’ın 'Gazze’yi gördüm çok güzel, orada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Gazze’ye yüksek yüksek oteller, kumarhaneler dikeceğim. Önünde plajlarda turizm yapacağım. Önündeki hidrokarbonları, doğal gazı çıkaracağım. Gazze’yi istiyorum' diyen Trump’a susmak, sessiz kalmak olmaz. Onun kurduğu masaya Avrupa’nın, dünyanın tutarlı, ilkeli liderleri —örneğin kardeşim Pedro Sánchez— oturmamıştır. 'Filistin Filistinlilerindir' demiştir. Ama Filistin’in olmadığı masaya Netanyahu ile birlikte oturanları, Erdoğan’ı, Hakan Fidan’ı uyarıyorum ve buradan sesleniyorum: Biz durduğumuz yerdeyiz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü genel başkanımız Karaoğlan Ecevit’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne, Yaser Arafat’a sahip çıktığı yerdeyiz. Sen neredesin? Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının 6. Filo’yu denize döktüğü yerdeyiz, sen neredesin? Biz 'Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, yaşasın halkların kardeşliği' diyen Denizlerin durduğu yerdeyiz, sen neredesin?"

"TRUMP’TAN GELEN MEŞRUİYETİN ALLAH BELASINI VERSİN"

"Biz doğruları söyleyince alınıyorlar. 'Dostum Trump' diyorsun, F-35’i alamıyorsun. F-16’na modernizasyon yaptıramıyorsun. 15 yıldır tek bir uçak alamıyorsun. Rus uçağını düşürdün, efelendin; boyunun ölçüsünü aldılar, gittin affettirmek için S-400 aldın. Bu sefer Amerika’yı kızdırdın, CAATSA’dan yaptırım aldın. S-400 geldi hangarda, füzeler uçuyor tepemizde. Hani nerede S-400’ler? Hani nerede?

Moskova’dan kalkarken canlı yayın, uçak havada geliyor canlı yayın, Mürted pistine indi canlı yayın. S-400’ü karşıladın asker yolu gözler gibi, neden kurmadın? Neden kuramadın? Bu kadar kişiliksiz, bu kadar özgüveni yoksun bir dış politika olmaz. Trump’tan korkarak, Netanyahu’ya susarak Türkiye’nin hakkını, menfaatini kollamayarak, Filistin’i yalnız bırakarak, Irak Savaşı’nda olduğu gibi Amerika’nın planının bir parçası olarak, 1 Mart Tezkeresi’ni dayatarak, İran’da olana bitene susarak yapılacak dış politikadan memlekete fayda yok. Trump’tan gelen meşruiyetin Allah belasını versin!"

"BU DÜZEN DEĞİŞECEK, ARTIK DÜŞMANLIKLAR, HUSUMETLER BİTECEK"

"Kimse enseyi karartmasın. Bu düzen değişecek, artık düşmanlıklar, husumetler bitecek. Bugün MHP’nin yaptığını savunamayan ülkücüler de, AK Parti’ye katlanamayan muhafazakârlar da bugünkü süreçte Kürtler de, Türkler de, Aleviler de, Sünniler de birlik ve beraberlik halindedir.

Bunun adı Türkiye İttifakı’dır. Renklerini ay-yıldızlı al bayraktan alır. Bir partiye ait değildir, kimseyi dışlamaz, kimseyi dışlamaz! Sosyal demokratlar, muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, sosyalist demokratlar, liberal demokratlar; yeter ki otokrata karşı birleşsin Türkiye’deki bütün demokratlar. Selam olsun hepsine!

Sandığa sahip çıkanlara, sandığı kaptırmayanlara, otokrasi peşinde koşan otokratlara, tek adamlara karşı kardeşliği savunanlara selam olsun!

Artık düşmanlıklar, ayrılıklar bir tarafta kalmıştır. Huzura ve barışa omuz omuza, el ele yürüyoruz. O yüzden sesime kulak veren herkese, sadece üyelerimize değil kendini Türkiye’nin ortak geleceğinde gören tüm demokratlara sesleniyorum. AK Parti istiyor ki kimse kimseyle yan yana durmasın, herkes birbirine mesafeli olsun. Mesafeleri kaldırın, safları sıklaştırın, yan yana durun, birlikte mücadele edin.

Önümüzdeki bayramda ve devam eden tüm günlerde tüm demokratları; geçmişte AK Parti’ye, MHP’ye oy veren komşularını ziyarete, onlarla sohbete, yoksulluğun, işsizliğin bir kader olmadığını anlatmaya, kimsenin bunlara katlanmak zorunda olmadığını anlatmaya davet ediyorum. Hepinizi, hepinizi benim, Ekrem Başkan’ın, partimizin ve Türkiye İttifakı’nın adına bu bayrakla birlikte yollara düşmeye, sokaklara çıkmaya, ev ev, kapı kapı gezmeye, herkesi ikna etmeye davet ediyorum.

 
 

Pause

Mute

 
 
Remaining Time -0:29

CHP'nin, Ekrem İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim talebiyle başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 97'ncisi bugün İstanbul'un Pendik ilçesinde Pendik Sahil Tören Alanı'nda düzenleniyor.

20.40 | CHP LİDERİ ÖZGÜR ÖZEL KONUŞUYOR

CHP Genel Başkanı Özgür Özel miting alanında konuşuyor.

Özel'in açıklamaları bu şekilde:

"Fabrikada, sokakta alnı açık duranların yanında dev gibi doğruldular. Zafer yakında!

Bilek var vuruşmaya, güç var konuşmaya, soluk var harcanmaya. Zafer yakında!

Can var verilecek, kardeş var ayakta, kardeşe can feda. Zafer yakında!

Canım İstanbul'a, Anadolu yakamıza merhaba! Selam olsun Pendik sana, selam olsun! Seçtiğine sahip çıkanlara, iradesine sahip çıkanlara...

Bugün İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısındayız. Pendik’in yiğit insanlarıyla, Anadolu yakasının yiğit insanlarıyla birlikteyiz. Martın başında soğuk bir havada, büyük bir meydanda omuz omuzayız; yan yana, yürek yüreğeyiz. Ve 19 Mart darbesinden neredeyse bir yıl sonra, darbenin yıl dönümüne bir hafta kala, 97. eylemde hep beraberiz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Sizlere bakınca ben görüyorum ki; hiçbir zaman karanlık kazanamaz, güneş doğar, aydınlık kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Korkaklar değil, cesurlar kazanır. Kötüler değil, iyiler kazanır. Size bakınca görüyorum ki; biz kazanacağız, biz kazanacağız, biz kazanacağız!

Bu gece yine bu soğukta on binleriz ama elbette bir yanımız yine eksik. Bugün burada, birinci bölgede Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı’ya, belediye meclis üyelerimize, bürokratlarımıza, emekçi arkadaşlarımıza bir selam yolluyoruz buradan onlara. Aslanlara selam olsun!"

"ADI 'HESAP' OLAN KİTABI SİZLERE EMANET EDİYORUM"

"Pendik'te 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama Pendik'e küsmedik. Kusuru kendimizde aradık, doğru adayı aradık, eksik yanlarımızı aradık, çabaladık ve bu seçimlerde Pendik'i yine kazanamadık ama çok büyük bir başarı yakaladık. %43 oy aldık, küçük bir farkla Pendik'i kaybettik. O günkü adayımız bugün Tarık Balyalı bizimle beraber; ona sahip çıkan sizlere ve müthiş bir kampanya yapan Pendik örgütünün tüm neferlerine teşekkür ediyorum.

O Tarık Balyalı bir kitap yazdı, bir kitap. O kitap elimde. Öncelikle şunu söyleyeyim; 19 Mart darbesinden sonra 'Millete Emanet' kitabını (Ekrem Başkanla birlikte birimizin önsözünü, birimizin sonsözünü yazdığı kitabı) size emanet etmiştim. Gelirini sevgili Yavuz Oğhan yazmıştı kitabı, gelirini 'Aile Dayanışma Ağı'na, ayrıca tüm mücadele sürecinde yurdundan olana yurt bulmaya, bursu kesilene burs bulmaya ve maaşları kesilen arkadaşlara sahip çıkmak için fona bu geliri söylemiştik. Sizler kitaba, 'Millete Emanet' kitabına sahip çıktınız. Aldınız, okudunuz, hediye ettiniz, kitabın satılmasını sağladınız. Bugün o kitabın altıncı ayında ilk telif ücretleri geldi, yerlerine ulaşıyor. Kitaba sahip çıkan herkese yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız!

Siz bu ülkenin en büyük, dayanışmayı en iyi bilen, birlikten güç alan, güç veren, yan yana durup tarihin akışını değiştiren milyonlarsınız. İyi ki siz varsınız, iyi ki siz varsınız!

Sonrasında Sayın Balyalı yazdığı kitapların gelirlerini aynı fona söz verdi, önümüzdeki aylarda aktarılacak. Şimdi Pendik'in son adayı Tarık Balyalı bir kitap yazdı, adı 'Hesap'. Bu kitabın da bütün geliri, bütün geliri olduğu gibi 'Aile Dayanışma Ağı'na, adaya ve bu mücadeleden zarar gören herkesin karınca kararınca mağduriyetinin giderilmesine aktarılacak. Tarık Balyalı'nın 'AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları' kitabını, adı 'Hesap' olan kitabı sizlere emanet ediyorum."

"GÜYA ALNI SECDE EDENLER ECDADIN EMANETİ CAMİYİ TEMİZLETECEĞİM DİYE YARIM MİLYAR YOLSUZLUK YAPMIŞLAR"

"Muhteşem bir eser; adı 'Hesap' ve 'AKP Döneminde İBB Yolsuzlukları'. Bakarsan yazan Tarık Balyalı, kalemi oturtmuş; bilgisayarın, klavyenin tuşlarına o dokunmuş. Ama hakikaten ne desem az; şu AK Parti'ye bak yahu, yolsuzluğun kitabını yazmış, yolsuzluğun kitabını yazmış!

İBB Belediye Meclis Üyesi ve Grup Başkanvekilliği döneminde çalışmaya başladı. Bugün Ekrem Başkan'a, arkadaşlarımızı sözde yargılayanların ellerinde tek bir delil yokken; yani gizli tanıklara dünya kadar yalanı attırıp, gizli tanığı bir senenin sonunda elinden kaçırmışken, o ifadeleri başka bir gizli tanığa yazdırıyorken (utanmadan sanki tiyatro oyunuymuş da oyuncu hastalanmış, yerine başka oyuncu çıkarmış gibi tanık değişikliği yapıyorken) burada Tarık Balyalı'nın kitabında somut deliller var. Her sayfası ibretlik, her sayfası skandal ama bir tanesini, rastgele bir tanesini söyleyeyim.

Aha kitap burada. Sadece bir örnek; yıl 2018, ihale: 'Selattin Camileri'nin İbadete Hazır Halde Bulundurulması Hizmet Alımı İhalesi'. Yani İstanbul'daki padişah ve ailesinin yaptırdığı, ecdattan emanet camileri temizleteceğiz. Buna ihale açıyoruz; ihaleyi 100 milyon TL'ye bir şirket kazanıyor. Bir yıl sonra 2019'da biz geliyoruz, yapılan işe bakıyoruz; aynı ihaleyi bir daha açıyoruz ve bu sefer '35 milyon TL'ye ben yaparım' diye dünya kadar teklif geliyor. Bir inceleniyor ki 100 milyona bir yıl önce alınan iş 35 milyona yapılıyormuş. Bundan yedi sene öncenin parasıyla 65 milyon lira; doları bugüne çevirirsen 550 milyon lira, yarım milyar lira bir yolsuzluk var. Nerede? Cami temizliğinde.

Allah'tan korkmazlar, kuldan utanmazlar; güya muhafazakarlar, güya alnı secde edenler, ecdadın emaneti camiyi temizleteceğim diye yarım milyar yolsuzluk yapmışlar. İşte burada kitap, adı 'Hesap'. Ama bunun hesabı verilsin, hesabı sorulsun diye 2019'da belgeler hazırlandı, dosya hazırlandı, savcılığa yollanmak üzere harekete geçildi; o günün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hırsızların imdadına yetişti. Hırsızların imdadına yetişti. Geldi dedi ki; 'O dosyanın tamamını bana vereceksiniz.' Dosyayı aldı, üstüne oturdu ve o günden beri bu dosyada bir arpa boyu yol gidilmedi, bir adım atılmadı.

Bir yanda iftirayla dünyanın en namuslu bürokratlarını alıp içeri koyanlar, 'at imzayı çocuğuna kavuş' diyenler, 'Ekrem'i suçlamazsan burada çürürsün' diyenler ve onlara teslim olmayan namuslu, dürüst arkadaşlarımız; bir yanda cami temizliğinde bire üç yolsuzluk yapan, işi üç katına yapan, cami temizlemeden servetine servet katan birileri ve onları savunan Süleyman Soylu denilen kişi."

"AKP'NİN KARA DÜZENİ HERKESİN BOYNUNU EĞMİŞ, EMEKLİNİN BOYNUNU KIRMIŞTIR"

"Değerli arkadaşlar, hırsıza hırsız olduğunu hatırlatmazsan sana ahlak dersi verirmiş. İşte tam bu durumla karşı karşıyayız. Ama andolsun ki o dosyalar açılacak, o hesaplar sorulacak; bize atılan iftiralar gibi delilsiz değil, tüm kanıtlarıyla bunlardan hepsinin hesabı sorulacak.

Bu arada kitabı elinden aldım, tekrar verdim; İBB Başkanvekilimiz Nuri Aslan. Nuri Aslan cuma günü Pendik’te. Öyle 'camiyi temizleteceğiz' diye yolsuzluk yapanlar gibi değil; samimiyetle Türkiye’de Türkçe Kur'an tefsirinde en önemli isim Elmalılı Hamdi Yazır adına Pendik’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir cami yaptırdı. Cuma günü namazla birlikte açılıyor, Ekrem Başkan’ın bir hayali gerçek oluyor. Nuri Aslan bunu bitirmenin onurunu yaşıyor. İstanbul Büyükşehir’e bu Ramazan akşamında yürekten teşekkür ediyoruz alkışlarınızla.

Değerli Pendikliler; bozuk düzende sağlam çark olmaz. Adalet olmazsa refah da olmaz. AK Parti’nin kara düzeni ülkeyi fakirleştirmeye devam ediyor. Bugün açlık sınırı 32.000 lira, yoksulluk sınırı 105.000 lira. Asgari ücret 28.000, en düşük emekli maaşı 20.000 lira. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor; bırakın zenginliği, yoksulluktan kurtulamıyor beş emekli. Böyle bir gelir adaletsizliği görülmemiştir.

İşte maaşla kendileri gelmeden önce o çok eleştirdikleri üçlü koalisyon hükümeti, 2002 yılının eylül ayında verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 20.000 lira, bir buçuk çeyrek altın alamıyor. Emekliye geçen 23-24 yılın sonunda yoksulluğu kanıksattılar. Öyle bir noktaya geldi ki emekli şimdi dediğinde 8 çeyrek altın sanki hayalmiş gibi geliyor.

Ya da o dönem en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Biz bugünkü 28.000’lik asgari ücreti katiyen kabul etmiyoruz ama ona bile uygulasan 42.000 lira yapıyor. Yani bugün AK Parti’nin düşük asgari ücreti bile bir buçuk asgari ücret hesabıyla 42.000 lira yapıyor emekliye ama 20.000 lira veriyorlar. Biz 39.000 lira asgari ücret taahhüt etmiştik; bir buçuk emekli maaşı dediğinde otomatikman 60.000 liraya çıkıyor. Nerede 20.000 lira, nerede 42.000 lira? Nerede 20.000 lira, nerede 60.000 lira? Altın hesabına vurursan nerede bir buçuk altın, nerede 8 çeyrek altın?

Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kırmıştır. Herkesin boynunu eğmiş, emeklinin boynunu kırmıştır. AK Parti’nin kara düzeninde en büyük vefasızlık emekliye yapılmıştır."

"EMEKLİME MÜJDELER OLSUN' DİYOR. OLMAZ OLSUN ÖYLE MÜJDE"

"Emekli dediğin; bu devlet için, bu millet için, çoluğunu çocuğunu büyütmek için avucu nasırlanmış, dirseği çürümüş, gözlük camları büyümüş, çalışmış, namusuyla çalışmış kişidir. Emekliye 20.000 lira vermek ya da memur emeklisini bile asgari ücretin altına düşürmek, her emekliyi fakir yapmak, açlık sınırının altına düşürmek büyük bir insafsızlıktır.

Şimdi bu insafsızlığın, bu haksızlığın mimarı, yoksulluğun Türkiye’deki banisi Recep Tayyip Erdoğan bugün çıkmış diyor ki; 'Emeklilere bir müjdem var, emeklilere bir müjdem var.' Utanmadan, sıkılmadan emekliye müjde diye ne söylüyor biliyor musunuz? Hani 2015’te söz verip de ta 2018’de ancak sözünü tutup verdiği 1.000 lira emekli ikramiyesi var ya... Hani Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2015 seçiminde 'her emekliye bir maaş ikramiye dini bayramlarda' dediği, bunların 'önce olmaz' deyip 1 Kasım’a giderken 'biz de vereceğiz' dediği, 2018’de 1.000 lira verdikleri emekli ikramiyesi...

O gün 24 kilo dana kuşbaşı alan, bugün 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesi... O gün 1.000 lira, 24 kilo dana kuşbaşı alıyordu; bugün verdikleri 4.000 lira, 4 kilo alıyor. Bu 4.000 lirayı bu sene 5 yapacaklardı güya, 'az' dedik, 'daha yüksek olsun' dedik; 5’i bile vermediler. 4 verdiler ve bugün müjde diye ne söylüyor beyefendi biliyor musunuz? Bu 4.000 lirayı bayramdan önce verecekmiş! Müjde diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye!

24 kilo kuşbaşıyı 4 kiloya düşür, o zaman bir ikramiyeyle, 4.000 lirayla bir kurbanlık koyun alınıyordu, bugün bir but bile alınamıyor. Bir de utanmadan 'bu parayı bayramdan sonraya bırakmıyorum, bayramdan önce veriyorum, emeklime müjdeler olsun' diyor. Olmaz olsun öyle müjde, olmaz olsun öyle ikramiye!"

Kaynak: www.halktv.com.tr

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER