İmamoğlu'nun savunması tamamlandı, 7 kişiye tahliye
SİYASETTutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, 101’inci gününde devam etti. İmamoğlu 4 gün süren savunmasını tamamladı. 7 kişi için tahliye kararı verilirken, İmamoğlu salondan ayrılmadan önce izleyicilere dönerek “Adalet dışarıda. Adalet millette. Millet ayağa kalksın” diye seslendi.
Seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanıklı İBB davası, Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin yeni duruşma salonunda görülen 101’inci gününde devam etti.
4 GÜN SÜRDÜ: İMAMOĞLU SAVUNMASINI TAMAMLADI
Davanın ilk celsesinin son duruşma gününde savunmasını yapamadan duruşma salonundan çıkarılan ve susma hakkını kullandığını öne sürülen İmamoğlu, çarşamba günü başladığı savunmasına bugün de devam etti ve noktaladı.
İKİNCİ CELSE SONA ERDİ
İmamoğlu’nun savunmasını tamamlamasının ardından hakim ve savcının sorular yönelteceği çapraz sorgusu başladı. Daha sonra avukat savunmalarının tamamlandı.
Davada 17 Ağustos’ta başlayan ve 341 tutuksuz sanığın dinlendiği ikinci celse, bugün İmamoğlu’nun savunmasının ardından sona erdi.
Celse sonunda 7 kişi için tahliye kararı verildi.
CUMHURİYET SİLİVRİ'DEN BİLDİRİYOR
İBB davasını, Cumhuriyet yerinde izliyor.
İşte Silivri'de anbean yaşananlar...
19:20 - İBB DAVASI’NDA 7 TAHLİYE KARARI
İBB Davası'nda mahkeme heyeti, 7 kişi için tahliye kararı verdi.
İsimler şöyle:
-Tolga Kılıç
-Fatih Temur
-Melih Geçek
-Aytekin Karaarslan
-Ümit Polat
-Nilgün Çendek
-Adem Başer
Toplam 116 kişinin tutuklu yargılandığı İBB Davası’nda yapılan ilk tutukluluk incelemesinde 18, ikincisinde 15, üçüncüsünde 9, dördüncüsünde 9, beşincisinde 6, altıncısında 2 ve yedincisinde 4 olmak üzere bugüne kadar 63 tutuklu tahliye edilmişti. Son tahliyelerle birlikte bu sayı 70 oldu.
436 sanıklı davada, tutuklu 46 kişi kaldı.
Mahkeme heyeti ayrıca, tutuksuz tüm sanıkların imza ve bazı tutuksuzların yurt dışı çıkış yasağını kaldırdı.
İMAMOĞLU: “MİLLET AYAĞA KALKSIN”
İmamoğlu ve avukatları, mahkeme heyeti salondan ayrılırken heyete sert tepki gösterdi.
İmamoğlu, salondan ayrılmadan önce ise izleyicilere “Adalet dışarıda. Adalet millette. Millet ayağa kalksın” diye seslendi.
MELİH GEÇEK'E YEDEK TUTUKLAMA KARARI VERİLMİŞTİ
Tahliyeler arasında dikkat çeken isimlerden biri İmamoğlu'nun uzun yıllardır dostu olan, İBB iştiraki İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek oldu.
İmamoğlu bugünkü savunmasında Geçek'in dün akşam duruşma sonrası cezaevine döndükten sonra savcılığa çıkarıldığını, hakkında başka bir soruşturma sebebiyle yeni bir tutuklama kararı verildiğini açıklamıştı.
İmamoğlu, ilgili kısımda şu ifadeleri kullanmıştı:
"Tek başına Melih'i cezaevine girer girmez SEGBİS'e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih'e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, sayın Başkan?
Yedek tutuklama.. Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün sonra bir daha ifade verecekti Melih. Şu anda desen ki Melih, lütfen ayağa kalk. Utanır biliyor musunuz ayağa kalkmaya? O kadar efendi, o kadar beyefendi, o kadar ahlaklı bir adam.
Omurgaları darmadağın olmuş, dans eder gibi burada ifade veren bir müptezelin, bana daire başkanlığı yapmış bir müptezelin bir ifadesi üzerine, Erol Naim'in bir ifadesi üzerine, "Bu arkadaşımı dün sabah ifadesini alıyorsun, 15 gün sonra seni çağıracağım diyorsun, akşama tutuklama veriyorsunuz.”
18.50 - SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI: İKİ TAHLİYE TALEBİ
İmamoğlu’nun avukat savunmalarının tamamlanmasının ardından duruşma savcısı, tutukluluk durumuna ilişkin mütalaasında Ağaç AŞ çalışanları Ümit Polat ve Nilgün Çendek için tahliye talebinde bulundu.
Savcı, adli kontroller konusunda ise herhangi bir değişiklik talep etmedi.
17.00 | İKİNCİ ARA VERİLDİ: ARA MÜTALAA BEKLENİYOR
Çeşitli sanık avukatlarının İmamoğlu’na kısa sorularının ardından duruşmaya bir kez daha, yarım saatlik bir ara verildi.
Aranın ardından İmamoğlu’nun avukatlarının 1,5 saat boyunca savunma yapması, daha sonra ise duruşma savcısının celse kapanırken tahliyeler konusunda ara mütalaasını açıklaması bekleniyor.
16.45 | "BU SORULARIN SENİN OLDUĞUNDAN ŞÜPHELİYİM"
Soytekin daha sonra, “19 Mart'tan önce, 7 Mart'ta Mehmet Pehlivan'ın düzenlediği toplantının talimatını kim verdi?” sorusunu yöneltirken İmamoğlu, “Mehmet Pehlivan 'katılmadım' diyor. Ondan önemlisi HTS-baz kaydı yok. Ben bu soruların senin olduğundan bile şüpheliyim. Sana teessüf edeceğim ama ona bile gerek duymuyorum” diye yanıtladı.
Soytekin’in ardından tutuksuz etkin pişmanlıkçı Yakup Öner söz aldı.
Öner’in kendisinden bahsetmeye başlaması üzerine mahkeme başkanı soru sormasını istedi. Öner’in konuşmasını sürdürerek soru yöneltmemesi üzerine başkan, mikrofonun elinden alınmasını istedi.
KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, etkin pişmanlıkçı Adem Soytekin’in kendisi hakkındaki ifadelerini değiştirdiğini belirterek suç duyurusunda bulunulmasını istedi.
Soytekin’in daha önce Ekrem İmamoğlu’yla arasında örgütsel bir ilişki olmadığını söylediğini aktaran Kurt, “Bugün yine beyan değiştirdi. ‘Ekrem İmamoğlu adına bizden para isterdi’ dedi” ifadelerini kullandı.
Soytekin’in bu sözlerinin gerçeği yansıtmadığını savunan Kurt, yurt dışında şirketleri bulunan kişilerin de bu iddiayı yalanladığını belirtti.
Soytekin’in yalan beyanda bulunarak yargıyı yanıltmaya çalıştığını söyleyen Kurt, “Bununla ilgili suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum” dedi. Kurt, bu hususun tahliye talebi değerlendirilirken dikkate alınmasını da istedi.
16.30 | SANIKLAR SORU SORUYOR
Savcının soruları tamamlanırken daha sonra tutuklu ve tutuksuz sanıklar İmamoğlu’na soru yöneltmeye başladı.
İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş, Cebeci maden sahasıyla ilgili suçlamalar konusunda açıklama yaparken mahkeme başkanı, Keleş’i açıklama yapmaması ve soru sorması konusunda uyarırken Keleş, “Çevre Koruma'nın yol belgesini MAPEG'in talebi üzerine verdiğini biliyor musunuz?” sorusunu yöneltti.
Bunun üzerine İmamoğlu, Keleş’e “İyi toparladın” diyerek gülümserken mahkeme başkanı da “Sizden öğrendi” ifadelerini kullandı. Bu söz salonda gülüşmelere neden oldu.
Daha sonra etkin pişmanlıkçı Adem Soytekin, soru sormak için söz alarak yaptığı kreş, okul ve cami inşaatlarında öncelikli tercih edilmediğini söyledi.
“Bağışçıları tanımıyorum. Hatay’da dört ayda inşaatı yaptım, kendi cebimden ödedim, sonra bağışçı aradılar” diyen Soytekin’e İmamoğlu, “Bu açıklamayı bana mı yaptın? Ben buna bir şey demedim” diye karşılık verdi.
Mahkeme başkanı ise Soytekin’e “Bana yaptı. Adem, tamam, soruna geç sen” dedi.
Soytekin “Madem bu işlemler rüşvetle yapıldı, benim neden bilgim olmadı?” diye sordu. İmamoğlu da “Ben burada anlattım, sen de duydun. Bizim kapıdan içeri rüşvet girmeyeceğini anlattım” yanıtını verdi.
15.15 | DURUŞMA SAVCISI İMAMOĞLU’NA SORU SORUYOR
Mahkeme başkanının sorularını tamamlamasının ardından duruşma savcısı, İmamoğlu’na soru sormak için söz aldı.
Savcı ilk olarak 110 milyar TL kamu zararı oluşturulduğu öne sürülen Cebeci maden sahasına ilişkin sorular yöneltirken İmamoğlu, burada faaliyet gösteren firmanın sahibi, firari iş insanı Murat Gülibrahimoğlu ile sosyal ilişkisinin olmadığını belirterek, kendisiyle ilk kez bir proje sunumu sırasında karşılaştığını söyledi.
Gülibrahimoğlu ile telefonlarının yakın baz vermesine ilişkin soruya da “Onu Telekom’a sorun ya da o işten sorumlu bakanlığa sorun. Ben o işten anlamam” yanıtını veren İmamoğlu, maden sahasına ilişkin iddianamedeki suçlamalara ilişkin “İddianame ile ilgili girişte yazılanların tümüyle yanlış olduğunu söylüyorum. Uydurmuşlar yani. Cebeci nedir bilmiyorlar. Çevre Koruma Müdürlüğü’nün, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin ve Çevre Koruma Daire Başkanlığı'nın orayla ilgili yetkisini de bilmiyorlar. Yani Sultangazi Belediyesi'nin yetkili olduğu alanları da bilmiyorlar. Tümüyle Ekrem İmamoğlu'na göre yazılmış bir iddianame bölümüdür” diye konuştu.
"DUYUMLARLA KONUŞURSAK SABAHA KADAR DEVAM EDER"
İstanbul Valiliği, AKP’li Sultangazi Belediyesi ve bakanlığın da sorumluluğunda olduğunu belirttiği sahaya ilişkin tartışmada İmamoğlu, “Bu konunun ne siz uzmanısınız ne de ben” dedi.
Savcının “Uzmanı olduk” yanıtı üzerine İmamoğlu, “Yok olmadınız, sizin işiniz başka bizim de başka. Duyumlarla konuşursak sabaha kadar devam eder” ifadelerini kullandı.
Vali’nin AFAD’daki odasında vali yardımcısının Murat Gülibrahimoğlu’nun iyi bir işadamı olduğunu anlattığını söyleyen İmamoğlu, “Neden Vali, vali yardımcısı, MAPEG burada değil? Neden Sultangazi Belediyesi burada değil?” diye sordu.
Ardından duruşma savcısına seslenen İmamoğlu, AKP’li Sultangazi Belediyesi’nin bölgedeki faaliyetler için valilik ile birlikte onay ve izin verdiğini hatırlatırken “Hemen Sultangazi Belediyesi hakkında suç duyurusunda bulunun” ifadelerini kullandı.
"MEHMET TÜRK VE KARDEŞİYLE İLGİLİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASINI TALEP EDİYORUM"
Daha sonra duruşma savcısı, İmamoğlu’na, Ertan Yıldız’ın beyanlarında yer alan ve Fatih Keleş’in kasa olduğu iddiasına yönelik soru yöneltti.
İmamoğlu iddiaları reddederek “Ertan Yıldız’ın ortaklık iddiaları var. Mehmet Türk ve kardeşiyle ilgili suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum. Sayın Bakan da kendisini iyi tanır” dedi.
14.45 | MAHKEME BAŞKANINA ‘USULSUZ SORUŞTURMA DÖNEMİNİ YARGILAYIN’ ÇAĞRISI
Mahkeme başkanının sorularını cevaplamaya devam eden İmamoğlu, bir diğer etkin pişmanlıkçı İBB Harita Mühendisi Yakup Öner’in kendisinden elden 100 bin dolar aldığı iddiasını reddederek, “Öyle bir şey yok. Ne öyle şahsen bir teslimim var ne de öyle bir şey var” ifadelerini kullandı.
İmamoğlu, Öner’in gerçeğini yansıtmadığını savunduğu beyanlarında savcılığın şüphelilere yönelik usulsüz sorgu yöntemleri uyguladığını da öne sürdü.
Bazı sanıkların Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirilirken tehdit edildiğini ve yakınları üzerinden baskı kurulduğunu belirten İmamoğlu, mahkeme başkanına “Bence siz benim cevabım kadar bu usulsüz soruşturma dönemini de yargılamanız ve onu değerlendirmeniz gerekir. Bildiğim kadarıyla hukuken buna yetkiniz var” diye seslendi.
Mahkeme başkanı son olarak, etkin pişmanlıkçı iş insanı Ali Nuhoğlu’ndan üç ev ve 500 bin dolar karşılığında alınan iki villayı sordu.
Ekrem İmamoğlu, “450 metrekarelik iki ev aldım, 1500 metrekarelik üç ev ve 500 bin dolar verdim. Elimde belge var, sözleşme var, noter evrakı, arabulucu sözleşmesi var. Karşıda ne var? Beyan var. Bir de bana iş öğretmeye çalışıyor” dedi.
İmamoğlu devamında, YENİ Parti lideri Özgür Özel'in açıkladığı Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkındaki 500 milyon TL'yi bulan tapu iddialarını hatırlatarak “Bu iddianameyi yazdıranlar gizlediği tapuları, mahkemeye gönderemediği tapuları açıklasın” diye konuştu.
14.30 | "BAKANIN KARDEŞİ BİLE LANSMANIMIZA GELDİ"
Mahkeme başkanı, Soytekin tutuklu olduğu sırada, İmamoğlu’ndan el yazısıyla “Dik dur bizi satma” denilen notlar geldiği, avukatlar üzerinden baskı altına alındığına yönelik ifadelerini sordu.
İmamoğlu, “‘Dik dur’ demek güzel bir söz, öyle bir not yollamadım da kötü bir söz değilmiş zaten. Bizim orada horon dik oynanır. Keşke herkes dik dursa” dedi.
İmamoğlu, mahkeme başkanının iş insanlarından bağış istenmesine yönelik soruları da cevaplarken belediyeye bağlı kreşlerin yapımı için iş insanlarından destek istediklerini belirterek, yalnızca bunun için Taksim’de bir otelde lansman düzenlediklerini söyledi.
İmamoğlu, “Gelin, birlikte kreş yapalım. İster kendiniz yapın, ister resmi bağış yapın, ister bir yapımcıya ödemesini yapın o yapsın; İstanbul’u kreşlerle donatalım diye Taksim’de bir otelde lansman yaptım” diye konuştu.
Lansmana yüzlerce kişinin katıldığını belirten İmamoğlu, “Şu anda AK Parti kabinesinde bakanlık yapan birinin kardeşi bile vardı” ifadelerini kullandı. Bazı kişilerin isimlerinin açıklanmasını istemeden destek verdiğini anlatan İmamoğlu, bu yöntemle kamu yararına iş yapılmasında bir kusur görmediğini söyledi.
Mahkeme başkanının, etkin pişmanlıkçı Ertan Yıldız’ın İBB’deki bazı birimleri ve isimleri bir “yapılanma” içinde tarif ettiği ifadelerini sorması üzerine İmamoğlu, iddiaları reddetti.
İlgili kişilerin kendilerini kurtarmak ve özgürlüklerine kavuşmak için mesnetsiz beyanlarda bulunduğunu savunan İmamoğlu, “Bir bölümünü zaten verenler sonradan ‘Ben böyle demedim’ ya da ‘Şablondur’ diye de ifade etti” dedi.
İmamoğlu, mahkeme başkanının "Aziz İhsan Aktaş ile tanışıklığınız var mı?" sorusunu ise “Allah korusun” diyerek yanıtladı.
14.15 | İMAMOĞLU’NUN ÇAPRAZ SORGUSU BAŞLADI
Aranın ardından İmamoğlu ve tutuklular alkışlarla tekrar salona geldi. İmamoğlu, sorgusu için tekrar kürsüye geldi.
İlk soruyu “Adem Soytekin ile nereden tanışıyorsunuz?” ifadeleriyle mahkeme başkanı sordu.
Mahkeme başkanı daha sonra, Soytekin ile belediye adına iş yapan firmaların Soytekin ile resmi ticaretlerinin olmadığına ilişkin bazı beyanları sordu.
İmamoğlu, Soytekin’le ilişkisi ve belediyelere yapılan bağışlar hakkında konuşurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte kaçak yapılardan bağış alındığına ilişkin açıklamasını hatırlattı.
İmamoğlu, “Bu bilinmeyen bir denklem değil. Anavatan Partili, SHP'li, MHP'li, AK Partili belediyelere inşaat işi yapmıştım. Bu bir usüldür ancak daha kötüsünü yapanlar var. Ne diyor? Ruhsatsız ve kaçak binalardan bağış alıyoruz diye kendi demeci var. Ben kimsenin ruhsatsız inşaatından ya da temelsiz inşaatından bir bağış almadım” dedi.
Bağış süreçlerinde kendisinin iş insanlarıyla birebir muhatap olmadığını söyleyen İmamoğlu, arkadaşlarının kamu yararı doğrultusunda hareket ettiğini bildiğini belirtti.
İmamoğlu “Arkadaşlarımın kamu yararına, kamu faydasına konuştuğunu adım kadar iyi biliyorum çünkü bunların neredeyse tamamının açılışını yaptık” ifadelerini kullandı.
13.10 | DURUŞMAYA İLK ARA VERİLDİ
İmamoğlu’nun savunmasını tamamlamasının ardından duruşmaya ara verildi.
Aradan sonra İmamoğlu’nun sorgu aşaması ve avukat savunmaları başlayacak. Duruşma gününün sonunda ise bir tutukluluk incelemesi yapılacak.
13.00 | İMAMOĞLU, TARİHİ SAVUNMASINI TAMAMLADI
Savunmasının son kısmında İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman dillendirdiği, Sezai Karkoç’un “Onlar sanıyorlar ki” şiirine atıf yaparak “Biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak” dedi.
İmamoğlu, çarşamba günü başladığı ve 4 gün içinde 21 saat süren savunmasını da Hazreti Ali’nin şu sözleriyle tamamladı:
“Bu hukuki ve ahlaki hiçbir meşruiyeti olmayan bir sürecin figüranı olmadım, olmayacağım. Bu salonda nasıl bir karar çıkacağını hep birlikte izleyeceğiz. Süreç devam ediyor. Endişem şudur ki bazı kararlar bu salon kurulmadan önce mi yazıldı? Yoksa süreç içerisinde mi yazılacak? Bunu siz ispat edeceksiniz.
Bu salonda suç yok ve ben kararımı verdim. Bu salonda suçlu yok. Bu salonda siyaset var sandık var milletin iradesi var. Ve benim vereceğim hesap da aradığım adalet de yalnız ve yalnız yüce milletimin vicdanında hakkın şaşmaz terazisindedir. Şunu herkes çok iyi bilsin. Zulmü karşısında boyun eğmek, haksızlık karşısında susmak, bizim inancımızda yoktur.
Bu sözleri tekrar edeceğim: Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak tarih susmayacak. Tarih sussa hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulmayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulmayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar.
Ne kadar baskı yaparsanız yapın, yargıyı ne kadar sopaya çevirirseniz çevirin bu millet iradesine ve rızkına vurulmak istenen prangaları tarih boyunca söküp atmıştır. Bu millet tekrar söküp atacaktır. Bizler, Cumhuriyetin onurlu mirasına milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Anlımız ak başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz. Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında, sandıklarında yeşeren o büyük umudu adliye koridorlarında kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz."
"EĞER ZALİM ISRARLA ZULME DEVAM EDİYORSA BİL Kİ SONU YAKINDIR"
"Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Ve milletin o sözü, Cumhuriyetin temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
Biz Atatürk'ün öğrencileriyiz. Cumhuriyetin yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın son sözü daima millet söyler. Son hükmü daima ilahi adalet verir.
Bir de hiç kimsenin şüphesi olmasın. Adalet kazanacak. Demokrasi kazanacak. Cumhuriyet kazanacak. Bu aziz millet kazanacak. Ben kendimi hiç kimseye değil aziz milletime emanet ediyorum.
Ne güzel söylemiş Hazreti Ali: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır. Aziz milletimizi ve sayın heyeti saygıyla selamlıyorum.”
12.50 | "BİR FETRET DEVRİNİN LİDERLİĞİNİ YAPIYORSUNUZ AMA DEVRİNİZ BİTMİŞTİR"
İmamoğlu, savunmasının son bölümünde iktidara yönelik eleştirilerini de sürdürürken şu ifadeleri kullandı:
“Siz bir fetret devrinin liderliğini yapıyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak o parantezin kapanmayacağını, bu devrin böylece devam edeceğini zannediyorsunuz. Ama buradan söylüyorum; devriniz bitmiştir.
Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış ve uzatmalara oynayan bir ara dönem. Zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış, yürümekte zorlanan bir ara dönem. Enerjisi bitmiş. Artık etrafınızda olup biteni dahi göremiyorsunuz, fark edemiyorsunuz. Küçük bir grubun yönlendirmesiyle yalnızca onlardan aldığınız haberlerle kararlar veriyorsunuz. Halktan kopuksunuz, sokaktan kopuksunuz. Meydandan, pazardan, camiden, milletten kopuksunuz.
Yaşadığımız bu dönem Türkiye tarihinin acayiplikler hanesine yazılacak. Sonra da kapanıp gidecek. İleride tarihçiler bu karanlık dönemi biraz şaşkınlıkla, biraz dehşetle yazacaklar. Bir belediye başkanını metro yaptığı için, borcunu ödediği için, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırdığı için yargılandığını okuyan çocuklarımız inanmayacak, akıllarına şaşacak. Bunu nasıl yaptılar diye utanacak. Bunu yapanların çocukları okuyacak, utanacak. Ar edecekler. Babasından, amcasından, dedesinden utanacak. Ve o gün herkese hesap soracak. Bu dosyayı kim kurdu, kim imzaladı, kim sustu? O soruların cevabını bu salon verecek, tarih verecek. Ve o tarih çok yakındır.”
12.45 | KİTABININ BİR KOPYASINI MAHKEMEYE TESLİM ETTİ
İmamoğlu daha sonra, basım aşamasındayken yasaklanan kitabının bir kopyasını, mahkeme heyetine uzattı.
İmamoğlu konuşmasına devam ettiği esnada heyetin kitabı incelediği de görülürken, İmamoğlu şöyle devam etti:
“Bu maketi, gördüğünüz bu kitabın üstünde bomba momba yok. Bu kitabın içinde şiddete çağıran tek bir cümle yok. İçinde bu dosya var. O tarihte hazırladığım savunmanın da biraz kısaltılmışı bu kitap. O savunmanın kendisinden korkularak, usulsüz bir biçimde, polisimizin de bu işe alet ederek bu kitaptan korkuldu ve bu kitap yasaklandı.”
12.40 | "BU DOSYANIN DEFTERİNİ KAPATIYORUM"
“Benden aylarca hesap soruldu. Ben de şimdi milletimin huzurunda bu dosyanın hesap defterini kapatıyorum” diyen İmamoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“560 milyar dediler. 560 kuruş bulamadılar. Rakamı 160 milyara indirdiler onun da üçte ikisini, maden kanununu açmadan, davanın tarafı olan bir bakanlığın memurlarına hesaplattılar. Geri kalanını borcunu ödemekten, kâr etmekten, ihaleyi iptal edip daha ucuza yaptırmaktan zarar diye yazdılar. Örgüt dediler. Şemaya koydukları adam ‘Ben örgüt yöneticisi değilim’ dedi. Örgütün kuruluş cümlesinin sahibi ‘Ben onu şablon olarak gördüm’ dedi. Yöneticiler birbirini bu salonda tanıdı.
Casus dediler. Delil diye beş dakikalık bir nezaket ziyaretinin fotoğrafını koydular. Aynı adamın devletin en üst isimleriyle fotoğrafları sorulmadı bile. Rüşvet dediler. Rüşveti verdiği söylenen ‘hissettik’ dedi. Parayı aldığı söylenen beni ilk defa Vatan Emniyet’te gördüğünü söyledi. Rüşvet dedikleri her şeyin sonu bir kreşe, bir okula, bir kavşağa, bir metro hattına çarptı.”
12.30 | "BİZİ BİRBİRİMİZİN VARLIĞIYLA KORKUTTULAR"
Ekrem İmamoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bir başkasına yer açarsan, senin yerin daralır dediler. Yerini çalar bile dediler. Bizi birbirimizin varlığıyla korkuttular. Sofrayı daralttık, kapıları kapattık, birbirimize mesafe koyduk. Aramıza bariyerler oluşturduk. Sonra da bu memleket neden huzur bulamıyor diye sorduk, utanmadan. Sofrayı büyüteceksiniz kardeşim. Lokmayı adil bölüşeceksiniz. Ekmeği çok üreteceksiniz, adil bölüşeceksiniz. Ve bu ülkenin sofrasında kimse misafir değildir, bunu unutmayın. Herkes bu memleketin eşit ve onurlu bir parçasıdır.
Bu ülkenin itibarı binaların ihtişamıyla değil, çocuklarına verdiği değerle ölçülecek bir ülke olacağız. İlk kez bir kuşağın bir önceki kuşaktan daha yoksul olduğu bir Türkiye'yi biz kabul etmiyoruz. İlk kez bu ülkede bir kuşak daha önceki kuşaklardan çok yoksul ve bu yoksulluğu kapatmak kolay olmayacak. Ancak bu ülkede özgürce üreten, dünyayla yarışan, ‘iyi yaşamak için Türkiye'de kalmak durumundayım’ diyen bir gençlik var edeceğiz."
12.00 | "RAKİPLERİN EDİRNE’DE, SİLİVRİ’DE YATARKEN MEŞRU OLAMAZSIN"
İmamoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Her şeyi ben bilirimle, her şeyi Ankara'ya toplayayım da saray içine tıkıştırayımla güçlü devlet olamazsın. Kayyumlarla güçlü devlet olamazsın. Rakiplerini hapse tıkarak güçlü devlet olamazsın. Hapse tıktığın rakiplerin Edirne'de, Silivri’de yatıyorsa, sen meşru olamazsın. Meşruiyetini kaybettin. Senin bu şekilde girdiğin seçim de meşru olmaz.
Türkiye kendi içinde kavga etmekten yoruldu, yeter ya! Milleti böyle, böyle parçalaya, parçalaya... Böyle çatık kaşlar, asık suratlar... Yeter ya! 20 yıl, 25 yıl aynı koltuktan insanlara korkuyu, öfkeyi, şiddeti, kötü kötü göstermekten yeter, bıktı mı millet?
Güler yüz istiyor insan. Samimiyet istiyor, neşe istiyor, umut istiyor. Kimliklerimizi birbirimize karşı silah haline getirmekten yoruldu. Mahallelerimizi birbirinden ayırmaktan, yaşam tarzlarımızı yarıştırmaktan, farklılıklarımızı sürekli bir korku sebebi haline getirmekten yoruldu. Biz bunu değiştireceğiz."
11.45 | İDEAL DEVLET ANLAYIŞINI TANIMLADI
İmamoğlu, savunmasının son bölümüne gelirken ideal devlet anlayışı üzerine konuşarak iktidara yönelik eleştirilerini sürdürdü.
İmamoğlu’nun ilgili kısımda öne çıkan beyanları şöyle oldu:
“Kıymetli yurttaşlarım, ben Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartları bu ülkenin kaderi olarak görmüyorum. Ben, kaderin bu ülkenin, bu yurttaşların nasıl yaşayabileceğinin, yine bu yurttaşların kendi ellerinde olan bir süreç olduğunu düşünüyorum. Yoksulluk kaderimiz değildir. Adaletsizlik kaderimiz değildir. Korku kaderimiz değildir. Kutuplaşma kaderimiz değildir. Sinmek kaderimiz değildir. Bir kişiye esir olmak, kaderimiz hiç değildir.
Gençlerimizin başka ülkelerde gelecek araması kaderimiz değildir. Kadınların kendilerini güvende hissetmediği bir ülke kaderimiz değildir. Depremde betonların altında 50-60 bin insanın ölmesi kaderimiz değildir. Çalışanın yoksul kaldığı, emeklinin geçinemediği, emeklinin emeklinin torununa torununa 5 lira, 10 lira dahi veremediği bir ülke kaderimiz değildir. Çiftçinin toprağından uzaklaştığı, köylerin boşaldığı, üretimin olmadığı, açlığın sefaletin kol gezdiği, bu ülkenin kendine yetemeyen bir ülke olduğu biçimi kaderimiz değildir. Girişimcinin önünü göremediği, burada üretemediği, burada yapamadığı buluşları dünyanın başka ülkelerinde yapıp biz de buradan gurur duyuyoruz seninle buradan el sallamak kaderimiz değildir."
"BU MİLLETİN NELER YAPABİLECEĞİNİ BİLİYORUM..."
"Bizim insanımız yeteneksiz değildir. Bizim insanımız yeteneklidir. Dünya, havada uçan araba ters dönüp tekrar konan arabayı gösteriyor şovunu yapıyor. Bu şovu yapan ülkenin başındaki adam bizimle dalga geçer gibi “dostum dostum” deyip bütün kötü işleri bize yaptırıyor. Siz de burada nelerle uğraşıyoruz ondan sonra çok sıkışırsam da “eyyy” deyip buradan nara atıyoruz. Bu sesi duymak bizim kaderimiz değildir. Vatandaşın kendi devletinden korktuğu bir düzen kaderimiz değildir.
Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. Çünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. Enerjisini biliyorum zekasını biliyorum. Vicdanını biliyorum çalışkanlığını biliyorum. Benden daha çalışkan, benden daha zeki, benden daha enerjisi yüksek 10 milyonların bu ülkede yaşadığını biliyorum. Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Onun için birilerine saray 12 metrekareden bile küçük geliyor."
11.30 | GEÇEK’İN İKİNCİ KEZ TUTUKLANMASINA TEPKİ: "SAYIN BAŞKAN, BULUNDUĞUNUZ KÜRSÜDE AHTAPOTUN KOLLARI VAR"
İmamoğlu, dün akşam duruşma sonrası hapishaneye döndükten sonra tutuklu İSTTELKOM Genel Müdürü Melih Geçek’in savcılığa çıkarıldığını, hakkında başka bir soruşturma sebebiyle yeni bir tutuklama kararı verildiğini açıkladı.
İmamoğlu, soruşturma kapsamında savcılık tarafından bilgisine başvurulması için 15 gün süre tanındığını ancak habersizce ifadeye çıkarıldığını belirttiği Geçek’e yönelik şu ifadeleri kullandı:
“Dünü beraber yaşadık, geçirdik. Ben biraz erken çıkıyorum. Beni tek başıma götürüyorlar. Arkadaşlarım daha sonra geliyor. Geldiklerinde o olaya şahit olan bir arkadaşım, avukat görüşmemde seslenerek diyor ki: ‘Melih'i tekrar SEGBİS'e aldılar.’ Bakın, bizim cezaevine dönüşümüzü bekliyorlar. Planlı, tasarlanmış, mahkeme kurulmuş, Melih'in cezaevine dönüşü bekleniyor. Sabah alınan ifadede Melih'le ilgili havale yok, mahkemeye havale yok, hiçbir şey yok. Tek başına Melih'i cezaevine girer girmez SEGBİS'e alıyorlar, mahkemeye çıkartıyorlar. Mahkemeye havale dahi edilmemiş Melih'e tutuklama kararı veriyorlar. Bu tesadüfün iğne deliği değil mi, sayın Başkan?
Yedek tutuklama.. Bu utanmazlık değil de nedir? Hani 15 gün sonra bir daha ifade verecekti Melih. Şu anda desen ki Melih, lütfen ayağa kalk. Utanır biliyor musunuz ayağa kalkmaya? O kadar efendi, o kadar beyefendi, o kadar ahlaklı bir adam.
Omurgaları darmadağın olmuş, dans eder gibi burada ifade veren bir müptezelin, bana daire başkanlığı yapmış bir müptezelin bir ifadesi üzerine, Erol Naim'in bir ifadesi üzerine, "Bu arkadaşımı dün sabah ifadesini alıyorsun, 15 gün sonra seni çağıracağım diyorsun, akşama tutuklama veriyorsunuz. Sayın Başkan, sayın heyet bulunduğunuz kürsüde ahtapotun kolları var. Görüyorsunuz ya da göremiyorsunuz. Ahtapotun kolları var. Sandalyenizin etrafında, bilgisayarlarınızın içinde ahtapotun kolları var."
"SAYIN CUMHURBAŞKANI, SENİ UYARIYORUM..."
"Bu 'adil yargılama' öyle mi? Burada bir adil yargılama var. Biz de adil yargılamada savunma yapacağız öyle mi? Kim kimi kandırıyor? Bunun adı pusu. Bunun adı arkadan vurmak. Bunun adı zulüm. Bunun adı yanlı yargı. Güdümlü yargı.
Sayın başbakan, sayın heyet, soruyorum milletim, ey halkım, aziz milletimiz soruyorum; kalleşlik ne zaman bizim kültürümüze girdi? Kalleşlik bizim ne zaman kamu kurumlarının içine girdi?
Buradan uyarıyorum eyyy Sayın Cumhurbaşkanı; bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. Bir hemşehri olarak, Sayın Cumhurbaşkanı, seni uyarıyorum. Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye'yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru. Seni uyarıyorum."
11.15 | İMAMOĞLU'NDAN 'KAYYIM' TEPKİSİ
İlk olarak 30 Ekim 2024’te gerçekleşen, Esenyurt Belediyesi ve Ahmet Özer’e yönelik operasyonun ardından kayyım atanan Esenyurt Belediyesi’ne dikkat çeken İmamoğlu, geçtiğimiz günlerde belediyedeki kayyım yönetimine yönelik operasyon hakkında konuştu:
“30 Ekim'de, sevgili Ahmet Özer başkanımıza yapılan operasyonla beraber en konan vurgun yapılan milli irade vurgunuyla birlikte Türkiye'nin en büyük ilçesi, 1 milyonu aşan belki fiili yaşayanlarının 1 milyon civarında olduğunu bildiğimiz Esenyurt'a kayyım atandı. Ve bu kayyım atandıktan sonra, aslında devletin bir mülki amiri olmasına rağmen bayağı AK Parti siyaseti yaptı.
Bu kişi kaymakamken bir anda vali yardımcısı yapılıyor operasyondan önce, sonra o pozisyondan bu operasyon yapıldıktan sonra ısmarlama kayyum olarak atanıyor. Yani düşünün ki Esenyurt'a operasyon yapılacağı belli, kimin atanacağı belli.
Yolsuzluk dediler Esenyurt'ta, 1 yılı aşkın süre Ahmet Özer hapis yattı. O 1 yıl yatarken meğerse Esenyurt'ta götürmüşler. Nasıl diyorum götürmüşler? Bak kimseyle ilgili böyle bir şey söylemedim. Ayan beyan ortada çünkü. Peki hani operasyon? Hani kayyım nerede? Niye tutuklanmadı? Niye gözaltına alınmadı? Koca bu yargının içindeki bu insanların, bu hukuksuzluğu, bu ahlak dışı, hukuk cinayeti diye tarif edilecek bir eylemi yaptı. Çıkıp niye bir tanesi Ahmet Özer'den özür dilemiyor? Niye Ahmet Özer görevine iade edilmiyor?”
11.00 | DURUŞMA BAŞLADI
Tutuklular ve Ekrem İmamoğlu’nun alkışlarla salona gelmesinin ardından mahkeme heyeti de yerini aldı.
İmamoğlu, savunmasına devam etmek üzere kürsüye geldi.
Kaynak: Cumhuriyet
İlginizi Çekebilir