© BRT

Necati Özkan, 532 gündür hapisteyim, yeter artık

Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 414 ismin yargılandığı İBB davasında tahliye talepleri ele alınıyor. Tahliyesini isteyen tutuklulardan biri de reklamcı/iletişimci Necati Özkan'dı. Özkan, mahkemeye 532 gündür tutuklu olduğunu hatırlattı, 'Maksat hasıl oldu, yeter artık, yeter' dedi.

İstanbul’un seçilmiş belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 414 sanıklı İBB davasında bu hafta mahkeme heyeti tutukluların durumları hakkında karar verecek. O yüzden davanın ikinci celsesinin 9. gününde tutuklu sanıkların tahliye talepleri dinlendi. Mahkeme tahliyeler hakkında perşembe günü kararını verecek. 

Tahliyesini isteyen isimlerden biri, Ekrem İmamoğlu’nun üç kez İstanbul’da seçim kazanmasında önemli rol oynayan iletişimci Necati Özkan’dı. 532 gündür tutuklu olduğunu anlatan Özkan, ‘Maksat hasıl oldu. Yeter artık. Gerçekten yeter’ dedi.

Necati Özkan’ın tahliyesini talep etmek için yaptığı konuşmanın tam metni şöyle:

Efendim bugün 532. gün benim için. Bugün itibarıyla tam 532 gündür özgürlüğümden ve hayatımdan mahrum şekilde tutuklu olarak karşınızda bulunuyorum. Nereden bakarsanız bakın, bu tutukluluk artık tedbir olmayı çoktan geçti ve tam bir cezalandırmaya ve ağır bir zulme dönüştü maalesef. Hatırlarsanız 9 ve 13 Nisan 2026’daki savunmamda ben “Yarım, artı 0 eylemden sorumlu olmakla itham ediliyorum” demiştim. ….Eylem 13’ün gerçekleşmiş bir eylem olmadığı,  huzurdaki ifadelerle ortaya çıktı. Benim Eylem 13 ile ilgili yaptığım yagane şey, 31 Mart 2019 yerel seçim kampanyası için “İstanbul Senin” adlı bir uygulamadan ibaret bir programdır. Bunun da dava konusu uygulamayla hiçbir ilgisinin olmadığını da yine huzurda yapılan ifadelerde ve anlatımlarda ortaya çıktı. Buna ilave olarak; dosya içerisindeki ifadeler, tanık anlatımları, raporlar ve huzurdaki ifadelerde de benim Eylem 13 ile ilgili kanun dışı veya ahlak dışı hiçbir faaliyetimin söz konusu olmadığı da heyetinizce görüldü.

İddia makamı da Eylem 13 kapsamında benim hiçbir faaliyetimin olmadığını çok iyi bildiği için, doğrudan değil, TCK 225 genel hükmünde cezalandırılmamı, cezalandırılmamı talep etti bildiğiniz gibi. Oysa ki bu talep hem hukuki bir hatadır hem de çok ciddi bir haksızlıktır. Çünkü ben bu dosyada örgüt yöneticiliğiyle itham edilmiyorum. Bununla birlikte özel vasıflı örgüt üyeliği gibi mevcut kanunlarımızda olmayan bir suç yaratılarak, yaratılmak istenerek dahil edildiğim bu 13. eylem ile ilgili ifadelerde hemen herkese, hatırlarsanız huzurunuzda bazı sorular sordum: “Beni tanıyor musunuz?”, “Aramızda herhangi bir yolla iletişim oldu mu?”, “Mobil, dijital ya da web tabanlı projelerinize dahil olduğuma herhangi bir şekilde şahitliğiniz var mı?”, “Yazılım işleri ya da veri erişimiyle ilgili herhangi bir sorumluluğum, yetkinliğim ya da dahlim olduğunu gördünüz mü?” sorularını sordum bildiğiniz gibi.

Duruşmalarda bulunmadığımız zamanlarda sayın başkanım bizzat siz hem bir esprili hem de hakikatin ortaya çıkması adına, bazen de avukatlar benzer soruları diğer sanıklara sordular. Verilen cevapların hepsi aynı yalın hakikati ortaya koydu. Eylem 13 kapsamında, ki İstanbul Senin ve İBB Hanem ile ilgili hiçbir yazılım ve veri projesiyle ilgili yetkim ve sorumluluğum olmadığı, hiçbir dahlim olmadığı, yetkim ve sorumluluğum olmadığı da ortaya çıktı. Keza İBB Hanem ile ilgili veri sızıntısının olduğu, bunun iddia edildiği, Mayıs 2025 tarihinde ise tüm bunlara ilave olarak, benim Kocaeli 2 Nolu Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu olduğum gerçeği de huzurunuzda ortaya çıktı. Zaten İBB Hanem ile ilgili olarak yazılmış olan bu son raporda adım dahi geçmiyor. Dosya içeriğinde bulunan hiçbir tanık ifadesi, sayın başkanım, hiçbir gizli tanık ifadesi, hiçbir şikayetçi ifadesi olmadığı gibi Eylem 13’e ilişkin olarak, aleyhimde bu konuda herhangi bir belge ya da rapor da yok. Yazılım projeleri ve veri ile ilgili herhangi bir işlemle ilgili herhangi bir süreçte dahil olmadığım da yine çok net şekilde ortaya çıktı.

Bütün bunlara ilave olarak; huzurda ifade veren sanık Naim Erol Özgüner, ifade verirken kendisinin de İBB ile bir sorumluluğu olmadığını, İBB ve iştiraklerinde de veri sorumlularının listesinin kendi talebiyle resmi dosyaya, resmi yazıyla dosyaya eklenmiş olduğunu beyan etti. Ben bunu ilk kez o beyan sırasında öğrendim. Bunun üzerine de avukatlarımdan söz konusu resmi belgelerin, dosyaya eklenen bir kopyasının getirilmesini talep ettim. Önemine binaen, dosya ekinde bulunan bu resmi belgeleri sayın heyetinize, sayın başkan, sizlere yeniden sunmak istiyorum. Burada bu belgelerden anlaşılacağı gibi gerçekten de 16 Mayıs 2025 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Sayın Başsavcı Vekili Cahit Cihat Sarı imzasıyla bir müzekkere gönderiliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü marifetiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSPARK ve İSTTELKOM’a soruluyor: “İBB ve iştirak şirketlerinin web tabanlı ve mobil tabanlı uygulamaları nelerdir? Bunların listesi soruluyor. Buralarda yetkili personelin, veri ve depolama sorumlularının, veri tabanı yöneticilerinin, siber güvenlik uzmanlarının ve veriye erişim yetkisi olan ya da denetim yapan bütün personelin listesi talep ediliyor.”

Heyetinize yeniden sunmuş olduğum bu resmi belgelerde tam da yukarıda talep edilen işlerden sorumlu ve yetkili, toplam 25 civarında personelin listesi bildiriliyor İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na. O listede benim adımın olmadığını göreceksiniz. Dahası o listede Eylem 13 kapsamında yargılanan hiç kimsenin adının olmadığını da göreceksiniz. Dolayısıyla zaten daha önce de ifade etmiş olduğum yetkisizlik, görevsizlik ve sorumsuzluk meselesi benimle ilgili, bu resmi belgelerle de bir kez daha ortaya çıkıyor. Ben, bu 25 kişinin hiçbirisini tanımıyorum sayın başkanım. Hiçbiriyle hayatım boyunca karşılaşmadım, herhangi bir yolla da iletişimim olmadı. Böyle olduğu halde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, veriye erişimi olan İBB ve iştirak şirketi çalışanlarının listesini, 16 Mayıs 2025’te edindiği halde, hangi saikle Eylem 13 gibi akla ziyan bir konuyu iddianameye dahil edebiliyor? Bunu sayın heyetinize sormak istiyorum.

Sayın başsavcılık, neden veri ve dijital konularda yetkili, donanımlı ve sorumluluğu olan insanların hiçbirisinin bilgisine başvurmuyor? Neden başvurmuyor da işte bizleri de içine dahil etmiş? Eğer orada gerçekten bir veri sızıntısı varsa, gerçekten 16 milyon İstanbullunun ya da 11 milyon seçmenin verisi çalındıysa, yabancı istihbarat kuruluşlarına sızdırıldıysa veya satıldıysa ticari olarak; kalenin anahtarını elinde tutan bu personel, bu yetkili personel nedense sorulmaz da benim gibi dış kapının dış mandalı bile olmayan, hariçten gelip arada bir toplantılara katılan, 67 yaşındaki bir vatandaşın bu işle ilişkin dahli ortaya sürülmektedir? Neden? Bu eylemin ve örgüt isnadının tüm inandırıcıları bertaraf eden Hüseyin Gün konusunu ve onun sözde olarak örgüt yöneticisi olarak nitelenmesini konu etmek istemiyorum, çünkü çok bunlar konuşuldu. Aynı şekilde bildiğiniz gibi sadece bu onlardan dolayı değil, casusluk davası çıkarıldı ve oradan da tutuklandık bunu da vicdanınıza havale ediyorum sayın heyet.

Sayın Başkan, Adem Kameroğlu’nun etkin pişmanlık ifadesinin varlığı nedeniyle “Ben ilk sorgulamamda yanıt verilmesini talep ediyorum” demiştim. Eylem 4 ile ilgili tüm hakikatleri hem huzurda anlattım hem de Temmuz ve Ağustos 2025’teki İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş olduğum dilekçelerde ayrıntıları ile detaylarını anlattım. Hatta ibraz ettiğim 200 sayfayı aşkın delillerini de huzurda bir kere daha sayın heyetinize verdim. Adem Kameroğlu’nun her ifadesinde hikayesini değiştirmek zorunda kalmasının arkasındaki temel neden benim vermiş olduğum bu dilekçelerdir. SEGBİS ifadesinde ise tüm kurguyu en baştan yeniledi ve yeni bir hikaye bize anlattı. Önündeki kamuya terk etmek zorunda kaldığı arsasındaki payı ile bir rüşvet konusu 35 milyonluk malıma çöktüler diye anlatan bir sanıktan bahsediyoruz burada. Tabii ki yine ikinci celse başladığında sanık Muzaffer Beyaz huzurda sorgu verirken o sorguya cevap verirken sayın savcımızın tutuklanmaya tutuklanmasına ilişkin mütalaasını yanıt derken şokun etkisiyle bu tür sanıkların hakikati anlatmaları ve adaletin tecelli etmesine nispet etmelerini beklemek çok zor artık çok daha da zor.

İtalyan ceza hukukçusu Cesare Beccaria 1700’lerin son çeyreğinde bir kitap yazıyor Suçlar ve Cezalar Hakkında diye bir kitap. İtalyan Ceza Kanununun ve bizim ceza kanunumuz dahil olmak üzere pek çok ceza kanununun aslında fikri babasıdır kendisi. Bu kitapta diyor ki sayın başkan sayın heyet; gizli soruşturma ve siyasi dava gibi devlet gücünün şiddetle kullanıldığı durumlar insanları korkak, iki yüzlü, sinsi ve kalleş yaparlar. Bunu derken 1700’lerin ortalarından günümüze kadar bütün etkilerini boyutlarını nedenleriyle ve neden nispet ettiğini de çok net olarak anlatır. Adem Kameroğlu’nun SEGBİS’te sorulara popüler sorulara nasıl cevap vermek yerine nasıl… 13 Nisan 2026 pazartesi gününün huzurunuzda vermiş olduğu ifadede yalan söylemek kolaydır ama savunma yapmak imkansızdır çünkü hakikat tektir… Kaldı ki orada da gerçek bir yatırım değil de rüşvete aracılık etme durumu söz konusu olsaydı dairelerin sözleşmeleri kendi adıma yapar mıydım? Veya 4 buçuk yıl sonra ihtiyacı var iken acil ihtiyacım doğduğunda bunları yine şirketime devreder miydim? Eylem 4’te arsa payı yatırımı gerçek hayatın olağan akışına  uygun, her aşamasında yeni, her adımında usulüne uygun yapılmış delillerle belgelenmiş, tüm deliller belgelenmiş, belgelere tam ve zamanında müracaat edilmiştir.

Sayın başkan sayın heyet. Avukatlarıma daha fazla zaman bırakmak ümidiyle kısaca örgüt üyeliği isnadına da değinmek istiyorum… Binlerce ilandan bir kısmına başvurup katılmış ve İBB veya iştiraklerinde mülakatla elenmiş olmam gerekmez mi? Kara Harp Okulu Makine Mühendisliği lisans, Hukuk, eğitimlerimin sağladığı liyakat ve 10 yıllık kamu hizmetimden dolayı İBB’de veya iştiraklerinde herhangi bir pozisyonum olmaz mıydı? Bunları talep etmiş olmam gerekmez miydi? En azından onlardan huzur hakkı almam gerek gerekmez miydi? Eşime, dostuma, arkadaşıma, akrabama iş veya ihale talep etmiş ve almış olmam gerekmez miydi? Yaptığım işin özü iletişim ve etkinlik organizasyonları olduğu için bunlara ilave yani bunlarla ilgili olarak İBB ve iştiraklerinden onların ihtiyaçları doğrultusunda iş yapmış olmam ve menfaat temin etmiş olmam gerekmez miydi? Dosyadaki kayıtlar, tanıklar ve sanık anlatımları ve onların tamamının ortaya koyduğu gibi ihalelere girmişliğim, teklif dahi vermişliğim yok. Görevim, yetkim, imzam, makamım, maaşım, huzur hakkım yok. Ne kimseye emir vermişliğim, ne kimseden emir almışlığım var. Bunların varlığına emare teşkil edebilecek ne bir delil, ne bir ifade, ne de herhangi bir gizli tanık şeyi sözü var. Ve ben örgüt üyesiyim, hem de özel vasıflı örgüt üyesiyim. Gerçekten de yani buna ilişkin ortada herhangi bir şekilde akla uygun bir durum söz konusu değil.

Başta da söylemiştim Sayın Başkanım; ben seçimden seçime işimi yaparım, faturasını partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne keserim. İşim bitince de şapkayı alır, giderim. Çünkü İBB’nin içerisinde Kültür A.Ş. ve Medya A.Ş.’de çalışan yüzlerce insan İBB’nin kendi iletişim ve etkinlik işlerini yapar. Gerçekten de daha fazla uzatmak istemiyorum. Gerçekten de bu sürenin daha fazla uzamasını istemiyorum. 532 gün Sayın Başkanım… Suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız 532 gün. Yazıktır. Gerçekten günahtır, ayıptır. Şirketimi, 42 yıllık şirketimi tasfiye ettim. Bütün personelimin çıkışlarını verdim, tazminatlarını ödedim. Şu anda sadece bir elin parmakları kadar bir arkadaşım, benim ihtiyaçlarım nedeniyle var olmaya devam ediyorlar şirkette. Onu da kısa sürede kapatıyorum. Yani maksat hasıl oldu. Yeter artık. Gerçekten yeter. Tahliye mi talep ediyorum

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER