ANKARA - Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Geçtiğimiz hafta çeşitli illerde yaptığı ziyaretleri ve halkla buluşmalarını hatırlatan Özel, konuşmasında şunları söyledi:

"BİR YANDA YÜZBİNLER, BİR YANDA BİR AVUCUN YALNIZLIĞI"
-Partimize yönelik saldırının, işgalinin ardından Ankara'da oturmadık. Nerede olmamız gerekiyorsa orada olduk.
-Köy köy, belde belde, şehir şehir gidiyoruz ve milletimizle kucaklaşıyoruz. Cadde cadde, sokak sokak, meydan meydan mücadeleyi büyütüyoruz. Başkasının planına göre dğeil, milletin hesabına göre yapılan siyaseti milletimizle birlikte ilmek ilmek örüyoruz. Belki makamlar yok, şatafatlı sahneler yok ama bazen bir kamyon kasasının arkasında, bazen bir traktör römorkunun arkasında, bir kahve sandalyesinin üstündeyiz ama milletin gönlündeyiz.
-Bir yanda bir mahkeme kararıyla mutlak sultanın, mutlak butlandan partiyi bölme umutlarıyla ve onun teklif ettiği görevi kabul eden bir avucun yalnızlığı; bir yanda ise İzmir'de yüz binlerin kararlılığı var. Yürekten teşekkür istiyorum.
'DİYARBAKIR' ZİYARETİ
-Önce Diyarbakır'daydık, Diyarbakır sokaklarındaydık. Baskılardan, kayyımlardan çok çeken şehrin bizi en iyi anlayacağı şehir olduğunu biliyorduk. Diyarbakır'a adımımızı attık ve birtakım tartışmaları da geride bırakmıştık. Ama bizi karşılayan Diyarbakır'dan kıymetli bir isim dedi ki 'Dün akşamdan üzerimden bir selam var'. Dün akşam gece avukatlarını çağırmış, genel başkanı karşılayacağını duydum, onun üzerinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel'e selamlarımı ilet, şehrimize hoş gelmiş' dedi. Sayın Demirtaş'ın selamlarını aldık, başımızın üzerine koyduk.
'NATO' ÖNLEMLERİ: UTANÇ VERİCİ
Değerli arkadaşlar, biz Ankara’da binalardan çıkıp gidince gittiğimiz yerlerdeki heyecanı, desteği, enerjiyi görünce; daha önce görmediğimiz bir öfkenin, bir enerjiye, o enerjinin bir kararlılığa dönüştüğünü görünce zaman zaman diyoruz ki ‘Bir şeyler oluyor.’ Bıraktığımız Ankara’da da bir şeyler oluyor. Öyle Ankara değil ama Erdoğan’a yakışan, bugünkü iktidarın yönetim anlayışına yakışan ama hepimizi utandıran bir şeyler oluyor. NATO zirvesi olacak, yabancı liderler gelecek diye kendi insanlarına çile tasarlayan, güvenlik önlemlerini artık akıl almaz boyutlara taşıyan, Meclis’i kapatan, bakanlıkları kapatan, kamu kurumlarını kapatan, sokakları kapatan bir acayip olağanüstü hal var. Bu ayrı. Bir de NATO zirvesi sırasında protesto gösterileri olabilir şüphesiyle yapılan operasyonlar, gözaltına alınan 225 kişi ve bunların 178’inin tutuklanması var. Bunu kimse böyle cümlede kullanıp, tweet atıp, bir tepki gösterip sonra da sakın normalleştirmesin. Burada yapılan meselenin bırakın Türkiye’de hani yaşananlar açısından, aileler açısından, eş, dost, çocuklar açısından, demokrasi açısından yaşanan her şey bir yana bu ülkede 2014 yılının Kasım ayında, bu Meclis’e, Meclis ya Türkiye kanun devleti ya kanunlar Anayasa’ya uygun çıkacak ya… Bu meclise o dönemin Adalet ve Kalkınma Partisi, Adalet Bakanlığından, İçişleri Bakanlığının da görüşleri alınarak o dönemde Bakanlar Kurulu’nda bir kanun tasarısı sevk ettiler. O kanun tasarısında iki başlık vardı İç Güvenlik Paketi’nin içinde yer alan. Bunlardan bir tanesi önleyici gözaltıydı. Diğeri koruyucu gözaltıydı. Kasım’da sevk edildi ve 2015’in Mart’ında kanunlaşana kadar dünya kadar tartışıldı. Meclis’te, komisyonda savunurlarken dün gibi hatırlıyorum, ‘Alman hukukunda da var’ dediler. Açtık, Alman Hukuku’ndaki kısmını okuduk.

CÜMLE ALEM BİLİYOR Kİ 'PARDON' DİYECEKLER
‘Bir kanun nasıl uygulanmalı?’ diye Alman hukukunda kanun çıkmış ama uygulamacıya yön gösteren katalogları okuduk. Tercüme ettik, getirdik. Diyorlar ki Alman hukukunda, ‘Kişi elinde bir benzin bidonu, bir çakmakla kendini yakmak üzereyken yapılabilecek koruyucu gözaltına, ‘koruyucu gözaltı’ denir. Süresi şu süreyle sınırlıdır, derhal işte psikiyatristlere, psikologlara ve hakimin karşısına gidilip bu konudaki somut gerekçe ve haklı gerekçeler izah edilir, aksi durumda derhal sonlandırılır.’ Önleyici gözaltı, elinde bir silahla birlikte suç işlemeye gittiği görülen kişinin, suçu işlediğinde ortaya çıkabilecek toplumsal zarar görüldüğünde kısa süreli, hakime derhal izah edilene kadar gözaltına ‘önleyici gözaltı’ denir. Tartışıldı, Türkiye’de kötü ellerde ne olabileceği konuşuldu ve ardından kanun tasarısından çıkarıldı ve bu yasalaşmadı. Yasalaşmayan işte geçirselerdi süre 48 saatti. Yani diyorlar ki ‘Birinin suç işleyeceğine, NATO Zirvesi’nde protesto gösterisi yapmak neyin ne suçudur ayrı tartışma. Velev ki Türk Ceza Kanunu’nda tanımlı bir suçu işleyeceğine kesine yakın kanaat varsa bu suçun önlenmesi için yapılacak gözaltına önleyici gözaltı diyeceğiz, süre maksimum 48 saat. Bundan 10 yıl sonra buradayız. Bu kanunun geçtiği değil, geçmediği Meclis’in çatısı altındayız. Ve beyler gidiyorlar, NATO Zirvesi’nden önce pikniğe giden TEMA gönüllülerini tutukluyorlar. Gazetecileri, akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini tutukluyorlar, NATO Zirvesi’nde eylem yapacaklar diye. 30 yıl öncesinde, 40 yıl öncesinde kalmış örgütlerin isimlerini söyleyip, bu örgütlere üyelikle suçluyorlar. Ve diyorlar ki ‘Bunlar gelir burada eylem yaparlar.’ Konuşulan iki isim 75 yaşındaki emekli öğretmen Ayten Yakut. Emine Hanım'ın Sıfır Atık projesinde yer almış. Ayten Hanım’a, ailesine çok geçmiş olsun. Ama bu Sıfır Atık projesinde yer alması da şaşılacak büyük bir şey olarak anlatılıyor. Proje de değerlidir, Ayten Hanım’ın katkısı da değerlidir. Velev ki AK Parti’nin kadın kollarında görev almış olsun. Ne fark eder? Meselenin büyüklüğü, bundan çok daha büyük. Diğer tarafta Sayın Emel Memiş, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Alaettin Parmaksız’ın gelini. Mülkiye’de akademisyen kürsüsü var. Evet, büyük utanç. Hocaya çok ayıp, öğrencilerine ayıp, aileye ayıp. Ama yapılan kim olursa olsun, önleyici gözaltıyı 10 yıl önce ‘Yanlış uygulanır’ diye 48 saatliğine uygulanacak gözaltıyı reddeden Meclis’te, 10 yıl sonra bırakın önleyici gözaltıyı, önleyici tutuklama yapıyor adamlar. Cümle alem biliyor ki hiçbir suçları yok. Cümle alem biliyor ki Trump gittikten sonra, Ankara boşaldıktan sonra hepsine ‘Pardon’ deyip bırakacaklar. Cümle alem biliyor ki bu tutuklamanın haksız olduğuna hükmedilecek ileride. Haklı olduğuna hükmedilse, cümle alem biliyor ki Anayasa Mahkemesi hak ihlali kararı verecek. O vermese AİHM verecek. Bu kadar açık, net bir hukuksuzluk var ve gürültünün içinde kaynayıp gitmeye çalışıyor. Buradan soruyorum; Erdemliler Hareketi diye AK Parti kurulduğunda, ‘Yasaklarla mücadele edeceğiz’ diye AK Parti kurulduğunda onu köpürtenlere soruyorum. Soruyorum; ‘demokrasi’ deyince, yok ‘vesayet’ deyince yok bilmem ne deyince köşe köşe yazıp kalıp kalıp maaşları alanlara soyuyorum. Ne yapıyorsunuz şimdi, ne yapıyorsunuz? Türkiye’de böyle bir önleyici tutuklama. Ya Manisa’da esprisini yapan emniyet müdürüne karşı çıkıyoruz biz. Diyor ki Mesir Günü, ‘Başkan dikkat et’ diyor. Eller havada ya mesirde, eller boşta. ‘80 vilayetten yan kesici var Manisa’da’ diyor. ‘Hangisinden gelmemiş?’ dedim. ‘Bizimkileri dün akşamdan topladık’ diyor. Biz Manisa’da mesirden bir gün önce kendi bildikleri yankesicileri toplamalarına ‘Ya kanunda olmayan bir şey. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Ne malum adamın bunu yapacağı?’ deyince, emniyet müdürü ‘Sen de haklısın vekilim’ falan diyordu. Şimdi geldiğimiz yerde dünya liderleri gelecek diye bu kadar utanç verici bir işi yapıp sonra da çıkıp insanların karşısına, örneğin AK Parti’nin Sözcüsü çıkıp konuşuyor. Grup Başkanvekilleri şimdi çıkıp konuşacaklar burada Meclis’te. O yüzden ne kadar ağır hukuksuzlukların, saldırıların altında olursak olalım, kanunda olmayan işleri hatta kanunda olmamasına hep beraber karar verdiğimiz işleri yapmalarına asla ve asla müsamaha göstermediğimiz gibi, tepki gösterdiğimiz gibi hak ettiği boyutta itiraz etmek, bu işi yapan utanmazları utandırmak boynumuzun borcudur.”

'DENİZ GÖKTAŞ' AÇIKLAMASI
Komedyen Deniz Göktaş... Ülkemizde uzun zaman sonra siyasi mizah yapan, buna cesaret eden genç bir kardeşimiz. Çıkmış bir gösteri yapmış. Ben de üzerine konuşulmaya başlayınca tamamını izledim.
İktidarı da eleştiriyor bizi de eleştiriyor. Saraçhane'yle ilgili bizim mitinglerle ilgili bir kısımda da dalga geçiyor. Ekrem Başkanı eleştiriyor, okuduğu kitaplarla dönül gelip eleştiriyor, şaka yapıyor. Güzel de reaksiyon alıyor, hepimiz de güldük. O sırada Erdoğan'ı da eleştiriyor ama 'Ben onun terapistliğine talibim' diyor, 'ama beni tutamazlar' diyor, 'aileden para içeride kalsın diye aileden tutarlar' diyor. Bu kadar Erdoğan'a dediği, bu kadar. Efendim 'Kuran-ı Kerim'e inanca bilmemne...' Bilmeyene söyleyeyim: Diyor ki Ya 600'lü yıllarda dördüncü kitaba son kitap demişler, çok iddialı değil mi?' diyor. Ama sonra da 'Ben olsam korkarım' diyor, 'daha sonra yenisi çıkar' diyor. Sonra çıkmadı diyor, başka da bir şey yok.
Bunun üzerinden iktidara yakın kalemler hedef tahtasına aldılar gencecik bir insanı. Sonra bir gece içinde videosunu engelleyip soruşturma açtılar. Sanata sayısı olmayan, şakadan espriden anlamayan, ifade özgürlüğüne tahammül edemeyen bir anlayış var karşımızda.
"SÖZ, 30 YILLIK YOLCULUĞU SONLANDIRACAĞIZ"
Bütün gençlere sesleniyorum: Sanmayın ki böyleydi. Sanmayın ki cumhurbaşkanı, başbakan, bakan ya da parti genel başkanları böyle bir dokunulmazlığı vardır. Mizah karşısında, eleştiri karşısında kimsenin böyle bir dokunulmazlığı yoktur. Bu öz güvensizliktir. Bunlardan öncekiler bunların 50 katına tahammül ettiler. Tahammül etmeyi bırakın, takdir ettiler. Bir ülkede mizah varsa yönetende öz güven vardır. Bir ülkede eleştiri varsa o hükümette kendine güven vardır.
Bugün yaşananlar acziyettir. Bugün yaşananlar bir şakadan korkmaktır. Bugün yaşanan öyle güçlü lider falan değildir. Güçlü lider karikatürden dizi titremez. Güçlü liderin şakadan, espriden, fıkradan ödü kopmaz. Güçlü lider bunlarla güçlenir. Bunun için buradan söz veriyorum. Hani diyor ya Deniz, '30 yıllık yolculuğum var benim Erdoğan'la' diyor. Ben, Deniz Göktaş'ın Erdoğan'la olan 30 yıllık yolculuğunu hep birlikte sonlandıracağımıza Deniz kardeşime söz veriyorum.
ENLFASYON RAKAMLARI: 'TARİHİN EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYORUZ'
Tam, tam böyle AK Parti'nin, geçmişte diyorlardı ya 'ustalık dönemi', tam böyle AK Parti'nin tükeniş dönemi... Ne uygun? Üçüncü bir kısım. Bunlar geldiğinde 3Y ile mücadele için gelmişti: Yasakları, yoksulluğu ve yolsuzluğu ortadan kaldırmak için. Yolsuzlukta geldikleri nokta ortada. Yasakları gençlerle birlikte konuştuk. Ve bir yandan insanları yoksullaştıran bu kara düzen. Maalesef gelir ve servet adaletsizliği öyle bir boyuta ulaştı ki ülkenin %80'i Afrika standartlarında, %20'si ise Lüksemburg standartlarında yaşıyor. Böyle bir ayrılık var. Artık ne orta direk kaldı, ne orta gelir seviyesi kaldı. Eskinin orta direği fakir, eskinin fakirleri derin yoksulluğun pençesindeler. %32,6'lık enflasyonla Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız.
.jpg)
Avrupa Birliği'nin enflasyon ortalaması %3,3. Hani diyorlar ya 'Enflasyon herkesin başının belası'. Avrupa Birliği ortalaması 3,3, Türkiye'ninki 33, tam 10 katı! Yani Türkiye'deki hayat pahalılığı hızı, Avrupa'dakinin tam 10 katı ve her seferinde bir zam, bir önceki zammın üstüne binerek ilerliyor.
Tarımda kendi kendine yeten ülkelerden biri diye sayılıyorduk, şimdi gıda enflasyonunda yine Avrupa'da birinciyiz, dünyada beşinci sıradayız. Dünyayı düşünün, dünyadaki bütün ülkeleri düşünün, dünyadaki ülkelerin tamamında enflasyonu gıda enflasyonu bizden kötü olan 4 tane ülke var sadece. Gerisinde gıda enflasyonunda çok daha ileri durumdayız. Gıda enflasyonumuz %35, dünya ortalaması %2. Türkiye'deki gıda enflasyonu bütün dünyanın ortalamasının tam 17 katı! Ekonomide tarihin en kötü dönemini yaşıyoruz. Bitmeyen, sonu görünmeyen bir ekonomik krizin içindeyiz ve bunun en yakıcı tarafı gıda enflasyonu, çünkü herkesin evladının kursağından geçecek lokmanın, meyvenin, proteinin her birisinin hesabı kitabı burada tıkanıyor.
'ARA ZAM' TALEBİ: AKLINDAN GEÇİRMEYEN BİR İKTİDAR VAR
Maaşı yetmeyen çalışan kredi kartına yükleniyor. Kredi kartından nakit avans çeken, yani gidip nakit avans tanımlanan nakit avansı çeken ya da kredi kartının borcunu ödeyemeyen kişi yıllık bileşik %94 faiz ödüyor, %94! Artık borç borç ile çevrilemeyecek durumda. Parası olan bankaya koyduğunda banka %40 veriyor, parası olmayan bankadan borç aldığında bileşik yıllık %94 ödüyor. Aradaki farka, bu farkın nasıl oluştuğuna ve en çok da şuna bakın; bu %94'ün içinde ödenmeyen kredi kartına ödenen faize, yani çıkan faize %30 vergi ödendiğini unutmayın. Oradan %30 alıyor. Parası olan bankaya para koyuyor, kazandığı faize %18 ödüyor, parası olmayan bankaya faiz öderken üstüne %30 da devlete vergi ödüyor. Devlete vergi ödüyor. Hani bu kazanandan alınacakmış, kazanandan almak varken kaybedenden, tükenenden, iflasa sürüklenenden, buhranda olandan alıyorlar. Ve %94 ödenemeyen kredi kartının tahsil edilen parasındaki faiz %94. Nakit avansa uygulanan bileşik faiz %94. Her gün iğneden ipliğe her şeye zam geliyor, bir tek maaşlar artmıyor.
Seçimden önce biz söylediğimizde enflasyon çift haneliyse, yani %9'dan yüksek, %10 ve üzerinde enflasyon varsa yılda dört kez ayarlarız asgari ücreti demişti Erdoğan. O günden bugüne enflasyon %80'i gördü, 65'i gördü, 33'leri gördü, yılda 4 değil, sadece kanun gereği verilen ve enflasyonun altında kalan zammı verdiler asgari ücretliye. Bugün gelinen noktada asgari ücret verildiği günkü alım gücüyle 24 bin liraya gerilemiş durumda. 28.500 ocaktaydı, o 28.500'ü bugünkü 28.500 ile karşılaştırırsan o günün 24 bin lirası artık. Ve asgari ücrete 5 ayda bu erime yaşandı, ara zam yapmayı aklının ucundan geçirmeyen, asla ve asla dile getirmeyen bir iktidar var. Oysa hatırlayalım ki bu milletten seçimde oy isterken 'İki seçim arasında asgari ücrette yılda dört sefer düzenleme yapacağız' diyordu.
'MUTLAK BUTLAN' AÇIKLAMASI
AK Parti'nin, Erdoğan'ın bütün hesabı; CHP'yi karpuz gibi ortadan bölmek. '60'a 40 da olsa olur' derken, 70'e 30'a razıyken... Millet karpuz gibi yarıya yarıya ortadan değil; onlara sapını gösterdi. Yüzde 99'a yüzde 1'ler. O yüzde 1'ler karpuzun sapıdır sapı!. Erdoğan 'Ben bu işni hiçbir yerinde yokum' diyor. Ben 'komedyen Deniz Göktaş'a açılan soruşturmanın hiçbir yerinde yokum' diye açıklama yapıyor muyum? Böyle bir açıklamaya ihtiyaç duymuyorsam yokum. Herkes neyin ne olduğunu görmekte millet de bu işi ben söylüyorum diye değil hissettiği için bu tepkiyi veriyor.
ERDOĞAN'A 'FRANKENSTEİN' YANITI: ADALET BAKANLIĞINDA ARAYIN
Kendini izah ederken bilmediği konulara girip çıkıyor. Geçen gün diyor ki 'CHP'liler bir Frankenstein ürettiler ceremesini çekiyorlar.' Frankenstein canavarın kendisi değil, onu üreten doktor. Yazan da yanlış yazmış. Bir katkım olsun aynı çatı altında çalışmışlığımız var. Frankenstein aranıyorsa bugünkü Sabah gazetesine bakmak lazım. Canavarı bizim buralarda değil Adalet Bakanlığı tarafında aramak lazım.
Partimizi geri almak için mücadele ediyoruz. İşgal bitmezse bu milleti seçeneksiz bırakmayacağız. Kimse endişe etmesin milletle kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Kimse yoldan sapmasın. Yolumuz doğrudur, iktidar yoludur, pusulamız millettir. Eninde sonunda iktidarı değiştireceğiz, halkın iktidarını kuracağız. Milletin tek ümidi sizlersiniz, bizleriz. Bizim de tek hedefimiz, ümidimiz bu milleti bu zorluklardan kurtarmak, bu yürüyüşü tamamlamak ve eninde sonunda bu milletin partisini iktidara taşımaktır.
“CHP’YE DIŞ MİHRAK TARİF EDECEĞİN ALNINI KARIŞLARIM”
Aynı konuşmada CHP içinde dış mihraklardan bahsediyor. Önce şunu bilecek; CHP’ye dışarıdan müdahale eden bir mihrak varsa o da zaten Erdoğan ve kurduğu bu plandan başka bir şey değildir. ‘Terörist’ dediniz, tutmadı. ‘Hırsız’ dediniz, tutmadı. ‘FETÖ’cü’ dediniz, tutmadı. ‘Rejimin listesi geniş, şimdi dış mihrak diyelim ve onun üstüne bir şey söyleyelim.’ Ben burada Erdoğan’a şunu söyleyeyim. Beni devlet okuttu 10 yaşımdan beri. Parasız yatılıyım ben, leyli meccani. İki öğretmenin evladıyım, bir bahçıvanın torunuyum. Ailesi Balkanlar’dan göçmen bir Balkan Türkü’yüm. Üniversiteyi de bu ülkede okudum, devletin üniversitesinde. Askerliğimi mavi vatanda yaptım, uzun dönem. Bu devletin varlığının ne demek olduğunu, dirliğinin ne demek olduğunu gayet iyi bilirim. Cumhuriyet Halk Partisi’ne dış mihrak tarif edecek adamın da alnını karışlarım.
“HERKES SORUYOR; ‘KİMLER, KİMLERLE BERABER?’”
O yüzden öyle ikide bir bana yapılan çağrılara, mağrılara karşı 19 Mart’tan itibaren biz de bazı çağrılar yapıyoruz. ‘Bu yoldan dönün, milletin huzurunu bozmayın. Erdemliler Hareketi diye parti kurulmuş, kumpaslardan, iftiralardan, iftiracılardan medet ummayın. Partinizi siyasetçilerle konuşun, tartışın. Bürokratlara, teknokratlara, seyyar giyotinlere teslim etmeyin’ dedik, dinlenmedi. Şimdi tartışma, siyasilerin değil atanmışların yönettiği bir ülke, etkili olduğu bir partiden ibaret. Elbette biz de partimizin Denizli’de, Gaziantep’te, İzmir’de gidiyoruz. Millet görüyor, biz de görüyoruz. Millet soruyor, biz de soruyoruz. Tarihin doğru tarafında duranları da tarihin eğri tarafından medet umanları da herkes görüyor. Ve herkes şu soruyu soruyor. ‘Kimler kimlerle beraber? Kimler kimlerle saf tutuyor?’ Bunu Türkiye siyasetinin bu kırılma noktasında, tüm siyasi partilerin üyeleri, tüm siyasi partileri takip eden, onun gönül verenleri teker teker, isim isim not ediyor. ‘Kim doğru tarafta duruyor, kim eğri tarafta duruyor? Kim memleketi bürokratlara, atanmışlara teslim ediyor, kim partisindeki atanmışlarla, kim partisinin seçilmişleriyle hareket ediyor?’ diye. Vallahi soracak olan olursa ‘Kimler kimlerle saf tutuyor?’ diye; biz milletin safındayız, çarşıda, pazarda, sokakta, meydanda milletle birlikteyiz, milletle omuz omuzayız. Partimizi geri almak için sonuna kadar mücadele ediyoruz. Hukuken, siyaseten ve fiziken. Asla yorulmadık, yorulmayacağız. Tükenmedik, tükenmeyeceğiz. Vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bu mücadeleyi asla bırakmayacağız. Ancak işgal bitmezse bu milleti de seçeneksiz bırakmayacağız.
Biz gayretliyiz, gayret de eninde sonunda karşılığını bulur. Duyduğum, bildiğim en güzel sözdür: ‘Elbette olacak kaderdir ama kader de gayrete aşıktır.’ Bir kapı kapanırsa yenileri açılır, azimle yürüyen eninde sonunda menzile ulaşır. Kimse endişe etmesin. Bir tek menzil var. Bir tek menzil. Dedi ya, ‘Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir.’ Gazi’nin emaneti kimsesizleri kimsesiz bırakmamak, yoksulları yalnız bırakmamak, işçisini, memuru, emeklisini yalnız bırakmamak, iktidara taşımak için gayret içindeyiz. Kimse endişe etmesin milletle birlikte kazanacağız. Oy oy, zarf zarf, sandık sandık, sokak sokak kazanacağız. Köy köy, belde belde, şehir şehir kazanacağız. Kimse yoldan sapmasın ki yol cümleden, cümlemizden uludur. Yol yolcudan da yolculardan da uludur. Yeter ki hedefi doğru olsun. Yolumuz doğrudur. Yolumuz iktidar yoludur. Pusulamız millettir, rotamız iktidardır. Hep birlikte gideceğimiz bu yolda eninde sonunda iktidarı değiştireceğiz ve halkın iktidarını kuracağız. Gittiğim tüm şehirlerde, oturduğum her sofrada, girdiğim her kolda bir samimiyeti, bir inancı ve hepimizin üzerine yüklenen bir mesuliyeti görüyorum. Milletin tek ümidi sizlersiniz, bizleriz. Bizim de tek hedefimiz, tek ümidimiz; bu milleti bu zorluklardan kurtarmak, bu yürüyüşü tamamlamak ve eninde - sonunda bu milletin partisini iktidara taşımaktır. Bu milletle birlikte bu yolu yürümeye hazır mısınız? Hep beraber yürüyecek miyiz? Türkiye’nin umudu sizlersiniz. Yürüyelim arkadaşlar."
Haber kaynak: Cumhuriyet+BirGün
Görseller: BRTAJANS (TV'den)
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.