PROF. DR. MUAMMER AKSOY ANILDI
İZMİR - Atatürkçü Düşünce Derneği üyeleri, 31 Ocak 1990’da evinin önünde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Kurucu Genel Başkan Prof. Dr. Muammer Aksoy’u, Muammer Aksoy Parkı’nda düzenlenen programla andı. Törende konuşan ADD Bayraklı Şubesi Başkanı Gönül Güngör, Türkiye ve dünyada yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Güngör, dünyanın ve Türkiye’nin zorlu bir süreçten geçtiğini belirterek, küresel ölçekte artan savaş söylemlerine dikkati çekti. Güngör, geçmişte olduğu gibi bugün de çeşitli güçlerin dini söylemleri kullandığını ifade ederek, Cumhuriyet değerlerinin önemine vurgu yaptı.
Gönül Güngör, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün uluslararası alandaki saygınlığına işaret ederek, Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkını 5 Aralık 1934’te tanıdığını hatırlattı. Günümüzde farklı ülkelerde kadınların yaşadığı hak ihlallerine de değinen Güngör, Atatürk’ün bilim ve aklı esas alan yaklaşımının önemini dile getirdi.
Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülmesinden üç yıl sonra, 24 Ocak 1993’te gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun suikast sonucu hayatını kaybettiğini hatırlatan Güngör, “Bu nedenle her yıl 24-31 Ocak Adalet ve Demokrasi Haftası’nda bir yandan aziz şehitlerimizi anıyor, bir yandan bu emperyal tuzakların perde arkasını, nedenlerini ve sonuçlarını irdeliyor, bir yandan da yeni tuzaklara düşmemek için ders çıkarmaya çalışıyoruz. Prof. Dr. Muammer Aksoy, kendisi gibi Cumhuriyet’in kuruluş ayarlarından ve Atatürk’ün akıl ve bilim yolundan uzaklaştırılmasının yarattığı tehlikenin farkında olan 49 Cumhuriyet aydını ile birlikte 19 Mayıs 1989 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği’ni kurdu. Derneğimizin kuruluş bildirgesiyle ortaya koyduğu yol haritası ve çalışmaları emperyal güçleri öyle ürküttü ki, çareyi Muammer Aksoy’u susturmakta buldular” dedi.
"ATATÜRK GİBİ YÜREKLİ, İNANÇLI OLMAK GEREKİR"
“Kurucu üyemiz Doç. Dr. Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Turan Dursun, Musa Anter cinayetlerinin ardından Mumcu’nun da öldürülmesi toplumda büyük infial yarattı, yüz binler Ankara’ya aktı. Yetkililer bu suikastın mutlaka çözüleceği sözünü verdilerse de duvardaki o tuğla bir türlü çekilmedi. Çekilmedi çünkü Uğur Mumcu da hocası Muammer Aksoy gibi pek çok hain çarka çomak sokmuş, emperyalistlerle dinci ve bölücü uşaklarını ziyadesiyle huzursuz etmişti. Sonuç olarak o hain tuğla, o menhus duvarı ayakta tutmaya devam ediyor hâlâ” diyen Güngör, “Muammer Aksoy ve Uğur Mumcu, yürekli Kemalist devrimciler, kararlı laik Cumhuriyetçiler, sözlerine güvenilen saygın toplum önderleri ve gerçek aydınlar oldukları için yok edildiler. Bu nedenle yapılması gereken, sadece katlediliş yıl dönümlerinde kırmızı karanfiller ve nutuklarla anmak değil; uğruna can verdikleri düşüncelerini, değerlerini, hedeflerini savunmak ve kitleselleşmelerini sağlamak, Uğur Mumcu’nun ‘Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil’ diyen sesine kulak vermektir” şeklinde konuştu.
"DİNLER ARASI DİYALOG PALAVRASI"
Gönül Güngör konuşmasına, şöyle devam etti:
“Emperyal tertipler bunlarla bitmedi. Jandarma Genel Komutanımız Orgeneral Eşref Bitlis’i, Genel Başkan Yardımcımız Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, üyemiz Necip Hablemitoğlu’nu, Diyarbakır Emniyet Müdürümüz Ali Gaffar Okkan’ı da katleden aynı karanlık odaklar eş zamanlı olarak CIA marifetiyle örgütledikleri F Tipi Cemaat, artık FETÖ deniyor, yapılanmasını güçlendirip yaygınlaştırdılar. Hareketin başına getirdikleri, milyarlarca dolar kaynağa ulaşmasını ve dünyanın dört bir yanında okullar açmasını kolaylaştırdıkları İzmir Kestane Pazarı’nın sümüklü vaizini ‘dinler arası diyalog’ palavrasıyla Papa'yla bile görüştürerek parlattılar, adeta siyasi kıble konumuna getirdiler. İktidar tarafından da yıllarca desteklenip devlette kadrolaşmasına olanak sağlanan ve ne istediyse verilen bu ‘Muhterem Hocaefendi Hizmet Hareketi’nin nelere neden olduğu ise herhalde herkesin malumudur. Hal böyleyken yine emperyalizm işbirlikçisi diğer tarikat ve cemaatlerle iş tutulduğu da Irak’tan Libya ve Suriye’ye bölgemizde yaşananlar bağlamında ülkemizin içine düşürüldüğü durum da ortadadır. Sözün özü; Batı emperyalizmi, 100 yıllık laik Türkiye Cumhuriyeti’ni din devletine dönüştürerek parçalama hedefine bu kez BOP ile yürüyor ve artık niyetini ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın ağzından açık açık dillendirmekten de çekinmiyor.
Öyleyse her yurttaşımız, Atatürk’ün 20 Ekim 1927 tarihinde altı gündür okumakta olduğu Nutuk’un son sayfasındaki ‘Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felaketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu Türk gençliğine emanet ediyorum’ sözlerini ve devamında ‘Ey Türk istikbalinin evladı, işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır’ diyerek verdiği görevi daima aklında tutmak zorundadır.”
Kaynak: Cumhuriyet
İRAN GERİLİMİNDE ZEMİN HAZIRLIĞI DEVAM EDİYOR
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, medyada yapay olarak oluşturulan savaş algısının aksine, müzakereler için bir yapı oluşturulması sürecinin ilerlediğini ifade etti. Laricani, ülkesinin tehdit altında müzakereye başlamayacağını da vurguladı.
3 milyon yeni Epstein belgesi yayımlandı
ABD Adalet Bakanlığı, reşit olmayan kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarıyla tutuklu yargılanırken hapishanede ölü bulunan milyarder Jeffrey Epstein hakkındaki soruşturmayla ilgili 3 milyondan fazla yeni dosyayı daha kamuoyuyla paylaştı.
Adalet Bakan Yardımcısı Todd Blanche düzenlediği basın toplantısında, Epstein soruşturmasıyla ilgili 3 milyondan fazla yeni belge ile 2 bin videoyu ve yaklaşık 180 bin görseli yayımlayarak kamuoyunun erişimine açtıklarını söyledi.
Son yayımın, ilgili yasa doğrultusunda toplamda 3,5 milyon belgenin kamuoyuna açıklandığı anlamına geldiğini kaydeden Blanche, ABD Başkanı Donald Trump'ın bakanlığa "şeffaf olma talimatı" verdiğini ve bakanlığın da bunu yaptığını kaydetti.
500'den fazla avukat ve uzmanın bu çalışmayı tamamlamak için uzun günler ve geceler geçirdiğini kaydeden Blanche, "Yasaya uyduk. Kanuna uyduk. Başkan Trump'ı, ya da herhangi birini korumadık. Epstein hakkında sakladığımız süper gizli belgeler yok.” ifadesini kullandı.
Adalet Bakanlığının "çocuk istismarını ciddiye almadığı" yönündeki her türlü "eleştiriyi böylelikle kırdığını" savunan Blanche, "Epstein'in kurbanları tarifsiz acılar yaşadılar" diyerek, fotoğraflarda ve videolarda kişisel kimlik tespitini engellemek amacıyla kapsamlı sansürlemeler yapıldığını kaydetti.
Bakanlık öte yandan incelemeye tabi tutulan belge sayısının mükerrer örnekler de dahil olmak üzere yaklaşık 6 milyona ulaştığını belirtti.
Belgeleri buradan inceleyebilirsiniz
Adalet Bakanlığı yılbaşıdan hemen önce fotoğraflar, görüşme dökümleri, arama kayıtları ve mahkeme kayıtları da dahil olmak üzere on binlerce sayfa belge yayınlamıştı. Bunların çoğu ya zaten kamuya açıktı ya da büyük ölçüde sansürlenmişti.
Bu kayıtlar arasında Donald Trump'ın 1990'larda, araları bozulmadan önce Epstein'ın özel jetiyle uçtuğunu gösteren daha önce yayınlanmış uçuş kayıtları ve eski Başkan Bill Clinton'ın birkaç fotoğrafı da yer alıyordu.
Ne Cumhuriyetçi Trump ne de Demokrat Clinton, Epstein ile bağlantılı olarak kamuoyu önünde suçlamaya maruz kalmadı. Her ikisi de reşit olmayan kızların istismar edildiğinden haberdar olmadıklarını savunuyor.
Elon Musk yalan söylemiş
Bunun üzerine ABD basını, belgelerin detaylarını incelemeye aldı. CNN'in haberine göre Elon Musk, 13 Aralık 2013'te gönderdiği e-postada Epstein'e hitaben, "Tatillerde Britanya Virjin Adaları/St. Bart's bölgesinde olacağım. Ziyaret için uygun bir zaman var mı?" ifadesini kullandı.
Epstein da iki gün sonra verdiği yanıtta yeni yılın başlarının uygun olacağını belirterek, "1'i-8'i arası herhangi bir gün. Duruma göre karar verin. Sizin için her zaman yer var." ifadesini kullandı. Başka bir e-postada ise Epstein, "(Yıl başı sonrası Ocak ayının) 2'si veya 3'ü mükemmel olur. Gelip sizi alacağım." dedi.
Musk, verdiği yanıtta ise önce yıl başı sonrası 2 Ocak gecesi Los Angeles'a geri uçması gerektiğini bildirdi ancak ayrılışını bir gün erteleyebileceğini belirterek, Epstein'e "2'sinde adanıza ne zaman gelmeliyiz?" diye sordu.
CNN haberinde, söz konusu e-postalardan Musk'ın nihayetinde ziyaret edip etmediğinin net anlaşılmadığını ancak yazışmaların ikili arasında "daha önce ortaya çıkmamış bir iletişim düzeyini gösterdiğini" belirtti.
Musk daha önce Epstein'in Karayipler bölgesinde cinsel istismar ve fuhuş ağı dahil faaliyetleri için sahip olduğu adaları ziyaret ettiği iddialarına karşı yaptığı açıklamada, "Epstein beni adasına götürmeye çalıştı ve ben reddettim" demişti.
Eski İsrail Başbakanı da dosyalarda
Yine ABD basınındaki bir başka haberde belgelerde adı geçen eski İsrail Başbakanı Ehud Barak ve eşi Nili Priel'in, Epstein'a ait New York'taki bir dairede birden fazla kez konakladığı ortaya çıktı.
Buna göre Priel, Mayıs 2017'de Epstein'e, kendisi ve Barak'ın birkaç günlüğüne Harvard bölgesine gitmek için konakladıkları daireden ayrılacaklarını bildiren ve "daire boşken bir temizlikçinin gelip gelemeyeceği sorusunu" içeren bir e-posta gönderdi.
Diğer e-postalarda ise Barak çiftinin New York'u ne zaman ziyaret edeceğine yönelik Groff, Epstein ve Priel'in görüşmeler ayarlama konusunda sık sık birbirleriyle yazıştığı aktarıldı.
1999-2001 arası İsrail Başbakanlığı yapan Barak, daha önceki açıklamasında, 2003 yılında Epstein ile tanıştığını, Epstein hüküm giydikten sonra da kendisiyle ilişkisini sürdürdüğünü kaydetmiş ve "hiçbir zaman uygunsuz bir davranışa tanık olmadığını" savunmuştu.
ABD Adalet Bakan Yardımcısı Blanche, 30 Ocak'ta düzenlediği basın toplantısında, Epstein hakkındaki soruşturmayla ilgili 3 milyondan fazla yeni belgeyi yayımlayarak, kamuoyunun erişimine açtıklarını söylemişti.
Jeffrey Epstein olayı
En küçüğü 14 olmak üzere 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi'ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019'da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında Prens Andrew, ABD Başkanı Trump, eski ABD Başkanı Bill Clinton, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore, aktör Kevin Spacey, şarkıcı Michael Jackson, illüzyonist David Copperfield, avukat Alan Dershowitz ve eski New Mexico Valisi Bill Richardson gibi ünlü isimler yer almıştı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) da ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan "müşteri listesi"nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını, aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suçuna ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein'in ise aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
Ulusal basında Epstein'ın, Karayipler bölgesinde ABD'ye ait Virgin Adaları'nda yer alan "Little St. James" ve "Great St. James" adalarının cinsel istismar ve fuhuş ağı dahil faaliyetleri için satın alarak kullandığı ve bu adaların, kamuoyunda " Epstein'in Karayipler'deki suç adaları" olarak tanındığı aktarılmıştı.
Kaynak: BİNANET
BEDRİ YALÇIN: ÜÇÜNCÜ YOL ATATÜRK'ÜN YOLUDUR. ANADOLU'NUN GELECEĞİ BU ÇİZGİDEDİR

Anadolu Birliği Partisi Genel Başkanı Bedri Yalçın, yaptığı kapsamlı değerlendirmede Türkiye'nin çıkış yolunun liberalizm, muhafazakârlık, kapitalizm ya da sosyalizm değil; Atatürk'ün ortaya koyduğu "Üçüncü Yol" anlayışı olduğunu belirterek, bu yolun ulusal egemenlik, tam bağımsızlık ve bilim temelli kalkınma olduğunu vurguladı.
"ANADOLU BÜYÜK BİR MEDENİYETİN MİRASÇISIDIR"
Anadolu'nun bin yıllara dayanan bir medeniyetin taşıyıcısı olduğunu ifade eden Yalçın, "Metehan'dan Alparslan'a, Selahaddin Eyyubi'den Osman Bey'e, Fatih'ten Atatürk'e uzanan büyük bir mirasın sahibiyiz. Bu miras, karşılığını Mustafa Kemal Atatürk'te ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde bulmuştur" dedi.
"BİZİM MÜCADELEMİZ MANEVİ ÖNDERLERİN MÜCADELESİDİR"
Yalçın, Anadolu'nun ruhunu şekillendiren düşünce geleneğine dikkat çekerek, "Âşık Paşaların, Hacı Bayram Velilerin, Akşemseddinlerin, Taptuk Emrelerin, Yunus Emrelerin ve Hacı Bektaş Velilerin mücadele anlayışı neyse, bizim de mücadelemiz odur" ifadelerini kullandı.
"ATATÜRK'ÜN YOLU ÜÇÜNCÜ YOLDUR"
Osmanlı'nın çöküşü sonrası yeni bir devlet inşa edilmesinin tarihsel bir deha olduğunu vurgulayan Yalçın, "Anadolu'nun karanlık steplerinde çağdaş bir ulus yaratmanın sırrı; liberalizmde ya da sosyalizmde değil, Atatürk'ün yolu olan üçüncü yoldadır. Bu yol ulusal egemenlik, tam bağımsızlık, bilim ve devrimciliktir" diye konuştu.
"EKONOMİK BAĞIMSIZLIK OLMADAN SİYASİ BAĞIMSIZLIK OLMAZ"
Atatürk'ün iktisadi yaklaşımına da değinen Yalçın, "Mustafa Kemal Atatürk, ekonomik bağımsızlık olmadan milletin bağımsız olamayacağını çok iyi biliyordu. Ne liberal ne sosyalistti; ülkenin gerçeklerine uygun, öncü ve ılımlı bir devletçilik anlayışıyla hareket etti" dedi.
"ÜÇÜNCÜ YOL TÜRKİYE'NİN KENDİ MODELİDİR"
Üçüncü yolun mevcut sistemlerin hiçbirine benzemediğini belirten Yalçın, "Yeni Türkiye ekonomisi dediğimiz üçüncü yol, ülkemizin ruhuna uygun özgün bir modeldir. Biz ne serbest piyasa dogmatizmindeyiz ne de himayeci sosyalizmdeyiz. Biz, Yeni Türkiye Cumhuriyeti İktisat Okulu'nun temsilcileriyiz" ifadelerini kullandı.
"HEDEF GÜÇLÜ MİLLİ REFAH DEVLETİ"
Yalçın, üçüncü yolun temel dayanaklarını ise şöyle sıraladı: "Güçlü Milli Refah Devleti, Yeni Sosyal Refah Ekonomisi, Refah Milliyetçiliği ve İktisadi Milliyetçilik. Hedefimiz; adil gelir dağılımı, fırsat eşitliği ve tam bağımsız bir Türkiye'dir."
"YENİDEN ANADOLU DİYECEĞİZ"
Açıklamasının sonunda topluma çağrıda bulunan Yalçın, "Haydi milletim yeniden Anadolu diyeceğiz. Bu ülkeyi kendi değerleriyle ayağa kaldıracağız. Hep birlikte başaracağız" dedi.
Kaynak: Anadolu Birliği Partisi Basın Merkezi
TEOMAN MUTLU: CHP KAPTANSIZ GEMİ GİBİ SAVRULUYOR

Yerli ve Milli Parti Genel Başkanı Teoman Mutlu, Cumhuriyet Halk Partisi'nin mevcut siyasi tutumunu sert sözlerle eleştirerek, partinin ciddi bir yönetim ve vizyon krizine sürüklendiğini söyledi.
CHP'YE AĞIR ELEŞTİRİ
Teoman Mutlu, CHP'nin fırtınada yönsüz kalan bir gemi gibi savrulduğunu belirterek, "Vatandaş bu partiden maalesef medet umuyor. Yazık bu 100 yıllık partiye, yazık bu partiye gönül verenlere" ifadelerini kullandı.
TÜM PARTİLER ELEŞTİRİLMELİ
Siyasette hiçbir partinin dokunulmaz olmadığını vurgulayan Mutlu, "Ben kendi partim dahil tüm partileri takip ediyorum. Çünkü hepsinin tavrı beni de, vatanımı da, çocuklarımızı da etkiliyor. Yanlışımız varsa söylesinler, bundan memnun olurum" dedi.
ÖZGÜR ÖZEL'E TEPKİ
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "29 Mart'ta İstanbul seçimlerini yenileyelim, adayım Ekrem İmamoğlu" sözlerini hatırlatan Mutlu, bu açıklamanın ciddi bir çelişki olduğunu söyledi. Mutlu, "Sizin Cumhurbaşkanı adayınız İmamoğlu değil miydi? Milyonlarca imza toplanmadı mı? 85 miting yapılmadı mı? Cumhurbaşkanlığı ofisi kurulmadı mı?" diye sordu.
CUMHURBAŞKANLIĞI HEDEFİNDEN Mİ VAZGEÇİLDİ
Belediye başkanlığı adaylığının, cumhurbaşkanlığı hedefiyle çeliştiğini ifade eden Mutlu, "29 Mart'ta belediye başkanlığı seçimi istiyorsunuz. Aday İmamoğlu ise, Cumhurbaşkanlığı hedefinden vaz mı geçildi? Bunca emek, bunca miting, bunca vaat boşa mı gitti?" dedi.
CHP'YE DEVLET ADAMI ÇAĞRISI
CHP yönetimine çağrıda bulunan Mutlu, "Bu partiye ileri görüşlü, vizyon sahibi, ciddi bir devlet adamı lazım. Özgür Özel'e düşünmeden konuşmanın yanlış olduğunu anlatacak bir danışman şart" ifadelerini kullandı.
Açıklamasının sonunda uyarıda bulunan Teoman Mutlu, "Bu anlayışla devam edilirse, CHP ilk seçimlerde bırakın birinci parti olmayı, barajı bile geçemez" değerlendirmesinde bulundu.
kAYNAK. Teoman Mutlu Basın Birimi
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.