İstanbul
13 Ocak, 2026, Salı
  • DOLAR
    41.14
  • EURO
    48.33
  • ALTIN
    4443.9
  • BIST
    11.372
  • BTC
    115944.00$

Özgür Özel'den 'alttaki emeklilerle' ilgili çarpıcı veri

Özgür Özel'den 'alttaki emeklilerle' ilgili çarpıcı veri
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası konuştu. Özel ''Sadece son 6 ayda 1.2 milyon emekli daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldı'' dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Toplantısı sonrası açıklama yaptı. 

Özel, emekli maaşlarıyla ile ilgili CHP'nin formülünü açıkladı. Özel ''İlk aşamada en düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkaracağız. İlerleyen dönemlerde bir buçuk asgari ücretlik düzeyi yeniden yakalayacağız. Bayram ikramiyesini bir asgari ücrete çıkaracağız'' ifadelerini kullandı. 

 

Özel'in konuşmasından bazı kısımlar şöyle: 

“Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizde 2026 yılının ilk toplantısını gerçekleştirdik. Bu aday ofisinde zaten ikinci toplantımızdı ve ilk toplantıdan sonra sizlerle bir aradaydık. O günden bugüne geçen sürede; kurullarına başkanlık eden Gölge Bakanlarımız politika kurullarını oluşturdular ve şu ana kadar 120 arkadaşımız politika kurullarında görevlendirilmiş durumda. Bu 120 arkadaşımızın içinde çok sayıda milletvekilimiz, Parti Meclisi üyemiz ve alanında uzman akademisyenler ve siyasetçiler var. Bu sayının önümüzdeki günlerde biraz daha artıp, 170 kişinin burada politika kurullarında görev yapacağı bir düzene oturmasını önümüzdeki günlerde bekliyoruz. Bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisinde geçtiğimiz günlerde yapılan hazırlık çalışmalarını, görevlendirmeleri ve buradaki faaliyetlerin dinamizmini görünce; ne kadar doğru bir iş yaptığımızı ve ülkenin bu kadar mücadeleyle geçen, kutuplaşmanın en üst düzeyde olduğu ve maalesef ülkedeki yakıcı sorunların konuşulmasının üzerine sis etkisi yapan iktidar partisi tarafından ön plana çıkarılan gündemlerin vatandaşın dertlerinin konuşulmasına engel olduğu bu süreçte, bizim yaptığımız bu pozitif gündem yaratan ve ülkenin iktidarını devralmaya yönelik hazırlıklarımızı sürdürdüğümüz ve koordine ettiğimiz bu mekân, hem partimiz için hem ülkemiz için geleceğe dönük olarak en önemli güvencemiz ve umudumuzdur.”

 

 

“EKONOMİK EŞGÜDÜM KONSEYİ, ORTAK ZEMİN OLACAK”

 

“Bugün yaptığımız konsey toplantısındaki alınan ve resmileşen kararlardan bir tanesini sizinle şu şekilde paylaşmak isterim. Hem burada Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nde hem de MYK’da ekonomi alanında çok deneyimli isimlerle çalışıyoruz. Ve hepsi kendi alanında yaptıkları çalışmaları birlikte konuşmaya ihtiyaç duydukları, daha sonra da ülkede ve dünyadaki muhataplarımızla da kurullar halinde anlatacakları, tartışacakları ve iktidar yürüyüşümüzü hem kamuoyuna aktaracakları hem de planlayacakları bir ortak zemine ihtiyaçları var. Bu zeminin adı Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak belirlendi. Konseyde Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimizdeki Yürütme Kurulumuzdan; Hazine ve Maliye Politikaları Kurulu Başkanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politika Kurulu Başkanımız, Ticaret Politika Kurulu Başkanımız, Sanayi ve Teknoloji Politika Kurulu Başkanımız, Kültür ve Turizm Politika Kurulu Başkanımız, Tarım ve Orman Politika Kurulu Başkanımız, Enerji ve Tabii Kaynaklar Politika Kurulu Başkanımız, Ulaştırma ve Altyapı Politika Kurulu Başkanımız, Merkez Yönetim Kurulu üyelerimizden; Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız, İşçi - Memur Sendikaları ve Emek Bürolarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve partimizin Genel Sekreteri ve CAO Genel Koordinatörümüz görev aldılar. 11 üyeden ve iki koordinatörden oluşan bu Konsey sayesinde, ekonomi birimlerimiz politikaların hazırlanması ve uygulanması konusunda çok daha verimli ve aktif bir çalışma süreci geçirecekler.”

 

 

“DIŞ POLİTİKAYI ŞAHSİLİK VE KEYFİYETE İNDİRDİLER”

 

“Değerli basın mensupları, bugün Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulumuzun gerçekleştirdiğimiz toplantısında gündemimizde çok boyutlu, bölgesel ve küresel gelişmelerin yanı sıra; memleketimizin can yakıcı ekonomik sorunlarını da ele aldık. Aday Ofisi kürsüsü sonuçta bir icraat kürsüsüdür. Dolayısıyla bu çatı altında ülkenin sorunlarını doğru tespit ederken, aynı zamanda partimizin somut çözüm önerilerini de çalışıyoruz. Memleketin en yakıcı sorunlarına en yapıcı çözümleri üretiyor ve bunları vatandaşlarımızla paylaşıyoruz. Bugün de bu anlayışla karşınızdayız. Öncelikle toplantımızda ağırlıklı olarak üzerinde durduğumuz dış politikadaki gelişmelerle başlamak isterim. Mustafa Kemal Atatürk ve kurucu kadrolarımız bize komşularıyla iyi ilişkiler kuran, ekonomik ve sosyal devrimlerle bölgesine ilham olan, dünyada saygı gören bir devlet miras bıraktı. Sonrasında ise İsmet Paşa’nın liderliği ülkemizi İkinci Dünya Savaşı’nın yakıcı ortamından uzak tutmayı başardı. Cumhuriyet’in her döneminde bölgesinde örnek alınan, saygı duyulan bir ülke olarak öne çıkarken; Kıbrıs Barış Harekâtı gibi kararlarda yedi düvelin tehditlerine, ambargolarına, yaptırımlarına pabuç bırakmayacak kararlılık ve cesaret de gösterilebildi. Bugün de dünyanın içinden geçtiği bu zorlu süreçte dış politikamızı siyaset üstü bir anlayışla, ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda bir devlet ciddiyetiyle ele alma gerekliliği vardır. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi uzun zamandır bu ciddiyetten ve kurumsallıktan bilerek kopmuş, dış politikayı şahsiliğe, keyfiliğe ve karşılıklı ikili ve kişisel ilişkilere, pazarlıklara indirgemekten çekinmemiştir. Dış politikamız özellikle son dönemde Sayın Erdoğan’ın Sayın Trump ile kurduğu kişisel ilişkiler, menfaat ilişkileri, çıkar çatışmaları ya da birlikleri üzerine şekillendirilmeye çalışılmaktadır. Bu ilişki pratiği, Türkiye’nin menfaatlerini geri plana atmaktadır. Sayın Erdoğan’ın Trump ile Türkiye için değil; şahsi geleceği ya da kendi kadrolarının iktidarını devam ettirme ümidi üzerine kurmaya çalıştığı ilişki hepimizin malumudur ve ülkemiz için en büyük risk de budur. Bu ilişki pratiği, bu iş görüş biçimi; geçmişte Sayın Putin’le, şimdi Sayın Trump’la geliştirilen ve bir kişinin yönettiği, kurumsallığı dışlayan ve kararları hangi niyetle aldığını kendisinden başka hiç kimseye izah edemeyen bu yönetim anlayışı sonucunda, şöyle çok kısaca bakacak olursak geriye doğru, parasını ödediğimiz F-35’ler üzerlerinde Türk bayrağı olduğu halde Amerika’da bir hangarda beklemektedir. ABD’nin, göz bebeğimiz Kaan’ın motorlarını vermediğini bizzat Dışişleri Bakanımız açıklamıştır. Yine Amerika Birleşik Devletleri’nin uyguladığı ağır yaptırımlara mani olunamamış, bedelini iş insanlarımız, milletimiz, hepimiz ödedik ve ödemeye devam ediyoruz. S-400’lerin temin sürecindeki başarısızlık, önce ABD ile şimdi de Rusya ile bir kriz alanına dönüşmüştür. 15 yıldır filomuza tek bir uçak katamadığımız gibi, hava savunma sistemimize ilişkin güven verici beyanların da ileri vadeli niyet beyanları olduğu ve hava savunmasına ilişkin zafiyetimizin yarattığı endişe ortadadır. Tüm bunlara rağmen Sayın Erdoğan Trump’ın istediği tüm tavizleri vermiş, pahalı doğalgazdan Boeing uçaklarına, Amerikan mallarına vergi indiriminden, Çin mallarına vergi uygulamasına ve maalesef Nadir Toprak Elementlerinin Trump’a söz verilmesine kadar bir dizi taviz, göz kırpmadan verilmiştir. Bu çarpık ilişkinin Türkiye’ye olan en ağır zararı ise ABD Büyükelçisi’nin ve Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ortaya dökülmüştür. Biri ‘Trump, Erdoğan’a onda olmayan meşruiyeti veriyor’ derken, diğeri ‘Beş dakika görüşmek için bize yalvarıyorlar’ diyebilmiştir. Ancak ne yazık ki, bu hadsiz açıklamalara yanıt dahi verilememiştir. Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin rayına girmesi için öncelikle meşruiyetinin milletten alan, şahsi geleceğini değil Türkiye’nin geleceğini savunan bir Cumhurbaşkanına ihtiyaç olduğu açıktır.”

 

 

“TÜRKİYE MÜZAKERE VE DİPLOMASİDEN YANA TUTUM ALMALIDIR”

 

“Değerli basın mensupları, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu askeri bir saldırıyla kaçırması, ardından komşu ülkelere yönelen tehdidi ve Grönland‘ı işgal etme planları küresel gerilimin artmasına neden olmuştur. Kural temelli küresel sistem sarsılmıştır, yıkılmak istenmektedir. Aynı zamanda İran’daki toplumsal hareketler, partimiz tarafından takip edilmekte, sivilleri hedef alan aşılı müdahaleler ve olası senaryolar üzerinde durulmaktadır. Söz konusu gelişmelerin Türkiye açısından; sınır güvenliği, göç riski, sosyal ve kültürel gerilimlerin yayılması gibi sonuçları ve bölgesel istikrar üzerindeki muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Böyle bir ortamda komşumuz Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklenmesi ciddiyetle ele alınmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü ve istikrarını savunuyoruz. 10 Mart Mutabakatı’na uyulmasını önemsiyoruz. Tarafların çatışma olmaksızın masada anlaşmasını arzu ediyoruz. Suriye’de her inancın ve her kimliğin anayasal bir düzen içinde özgürce yaşayacağı bir demokratik sistemin kurulmasını zaruri görüyoruz. Ama geçen bir yılda maalesef bunun başarılamadığını gördük. Türkiye müzakereden ve diplomasiden yana tutum almalı, çatışmasız çözüm ve sivillerin korunması için inisiyatif almalıdır. Ayrıca bu durum, toplumsal barış sürecini sekteye uğratmamalıdır. Kürt meselesinin çözümü için hızlı adımlar atılmalıdır. Terörsüz ve demokratik Türkiye, bir an önce kurulmalıdır. Bunu başarmak Türkiye’nin kırılganlıklarını da azaltacaktır.”

 

 

“MACERA DEĞİL STRATEJİ, KİŞİSEL İLİŞKİLER DEĞİL KURUMSAL AKIL, GERGİNLİK DEĞİL DİPLOMASİ”

 

“Değerli basın mensupları, Türkiye böyle bir ortamda içe kapanan, savrulan ya da kişisel ilişkilere dayalı bir dış politika ile yol alamaz. Biz Türkiye’yi öngörülebilir, güvenilir, uluslararası hukuka bağlı, çıkarlarını rasyonel biçimde savunan ve dünyada sözü dinlenen bir ülke haline getirmek için çalışıyoruz. Bizim dış politika anlayışımız kişisel tercihlerine göre değil; devlet aklına, geçici hamlelere değil; uzun vadeli stratejiye, güç gösterilerine değil; meşruiyete dayanacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye; içeride güvenli, dışarıda güven veren bir ülke olacaktır. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve kalkınması bölgenin de refahını ve huzuruna katkı sunacaktır. Dış politikayı yeniden kurumsal bir akla teslim edeceğiz. Dışişleri Bakanlığımızı dış politikanın tam merkezine yerleştirecek, kapasitesini, uzmanlığını ve hafızasını güçlendireceğiz. AB ile ilişkileri yeniden canlandıracak, yargı bağımsızlığı, hukukun üstün, ifade ve medya özgürlüğü alanlarında kapsamlı bir reform sürecini derhal başlatacağız. Ortadoğu politikalarımızın temel hedefi; bölgesel huzur, refah ve güvenlik eksenlidir. Türkiye’nin bu üç alanda hem bölgesel hem de küresel ilişkilere önderlik edeceği bir anlayışı hakim kılacağız. Suriye politikamızın merkezinde kalıcı istikrar olacaktır. Biz Suriye’nin bütün halkları için; Arap, Türkmen, Kürt, Alevi, Sünni, Hristiyan, Dürzi tüm toplulukları ile barışı ve istikrarı savunuyoruz. Rehberimiz ‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesidir. Bu ülke pasiflik değildir, bu ülke meşruiyetle güç üretmektir. Pasaportumuz yeniden dünyada itibarın sembolü olmalıdır. Macera değil strateji, kişisel ilişkiler değil kurumsal akıl, gerginlik değil diplomasi, dış politikamızı üzerine oturtacağımız üç temel direktir.”

 

 

“BU GÖRÜLMEMİŞ BİR GELİR ADALETSİZLİĞİDİR”

 

“Değerli basın mensupları, yüksek enflasyon ve düşük ücretlerle sonuçlanan yanlış ekonomi politikaları, ülkemizi Avrupa’nın en yoksul ülkesi haline getirdi. Bu düzenin en büyük mağdurlarından birisi de hiç şüphe yok ki, emekliler. AK Parti’den önce en düşük emekli maaşının 1,5 asgari ücret olduğunu bir kez daha hatırlatmak, bugün hiçbirimizin memnun olmadığı 28 bin liralık asgari ücret üzerinden bile bugün AK Parti’nin önceki dönemindeki gibi maaş alabilse emekliler 42 bin lira emekli maaşı alacaklarını not etmek gerekiyor. Türkiye’nin dört bir yanındaki meydanları dolduran emekliler, AK Parti öncesi 8 çeyrek altın alan en düşük emekli maaşının, bugün 2 çeyrek altın düzeyine gerilediği ve aylık 6 çeyreklik kaybın ne demek olduğunu yaşayarak biliyorlar. İsyanları artık gözlerine yansımış durumda. Emeklilerin önce enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira maaş alacakları ilan edildi. Buna itiraz ettik, tepki gösterdik. Meclis’te Meclis Grubumuz emekliler için kesintisiz nöbete başladı. Ardından bir kanun teklifi getireceklerini ve düzeltme yapacaklarını söylediler. Hep birlikte bu teklifin ne olacağını bekledik. Maalesef emeklilere bin 62 liralık bir düzeltme teklif ediyorlar. En düşük emekli maaşını 20 bin lira yapmayı öneriyorlar. Açlık sınırı 30 bin lirayken, 20 bin lira artık bir maaş değil, adeta emekliye verilen bir harçlık düzeyinde kalmıştır. Bugün resmi yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Dört emekli bir araya gelse bir yoksul etmemektedir. Daha 2019 yılında, bundan sadece altı yıl önce en düşük emekli maaşının ortalama emekli maaşının yarısı olduğunu hatırlatmak isteriz. Bugün ise ortalama emekli maaşı 23 bin liradır. En düşük emekli maaşı da 20 bin liradır. Yani bundan altı yıl önce ortalama maaşların 40 bin lira olduğu bir durumda ancak asgari ücret 20 bin lira olabilirdi. Bu durum bütün emekli maaşlarının nasıl en düşük emekli maaşına yakınsadığını gösteriyor. Bugün arkadaşlarımızın paylaştığı çarpıcı bilgi, sadece son altı ayda 1,2 milyon emeklinin daha en düşük emekli maaşı alanlar arasına katıldığını, altı ay önce 3,7 milyon olan en düşük emekli maaşı alan kişi sayısının 4,9 milyona ulaştığını ifade etmişlerdir. Bu korkunç bir rakamdır. Türkiye’de 5 milyon emekli en düşük emekli maaşı almaktadır. Türkiye’de en yoksul yüzde 10’luk kesimin gelirlerinin üçte ikisi emekli maaşı ve sosyal yardımlardan oluşmaktadır. Yanlış duymadınız. Türkiye’nin en yoksul yüzde 10’unun gelirinin yüzde 65’i emekli maaşı ve aldığı sosyal yardımlardır. Bu görülmemiş bir gelir adaletsizliğidir.”

 

“TÜM MUHALEFET EMEKLİ AYLIĞINA İTİRAZDA BİRLEŞTİ”

 

“Meclis’teki nöbetimiz bugün beşinci gününde. Tüm muhalefet partileri de bu itirazda, yani emekli maaşına yapılan itirazda birleşmişlerdir. Tüm muhalefet partileri, sözcüleri, Genel Başkanları farklı farklı karşılaştırmalarla, farklı farklı önerilerle bu yakıcı soruna dikkat çekmektedirler. Sokağın konusu budur. Meclis’in, bütün muhalefet partilerinin konusu budur. Bu konunun bir an önce ve emeklileri rencide etmeyecek bir rakam telaffuz edilerek çözülmesi gerekmektedir. Bu konuda mücadele etmeye de üzerimize düşeni yapmaya da devam edeceğiz. Peki, Cumhuriyet Halk Partisi iktidara geldiğinde ne yapacak? İlk aşamada en düşük emekli maaşını derhal bir asgari ücret seviyesine çıkaracağız. İlerleyen dönemlerde 1,5 asgari ücretlik düzeyi yeniden yakalayacağız. Bayram ikramiyesini bir asgari ücrete çıkaracağız.”

 

“TÜRKİYE’DE KAYNAK DEĞİL, PAYLAŞIM SORUNU VARDIR”

 

“Emekli maaşlarının bir asgari ücret olması için gereken kaynak bugün ilgili politika kurulu başkanımız tarafından yapılan sunumda 650 milyar lira olarak belirlenmiştir. Bu geçtiğimiz hafta bin liralık zammın maliyeti söylendiğinde verilen rakamlarla da uyumludur. Bugün emeklilere bir asgari ücret, 28 bin lira versek elbette onları yoksulluktan kurtaramayacağız. Açlık sınırının üzerine çıkaramayacağız. Ama bir nefes aldıracağız, önemli bir adım atmış olacağız. Bu önemli adım 650 milyar lira istiyor. Bu para yok. 10’da birini emekliye layık gördüler. Ancak bu para var. Çünkü getirip, geçirdikleri bütçede 768 milyar lira zengin şirketlerin ödemesi gereken vergiden vazgeçecekleri tutar. Vazgeçilen kurumlar vergisi kalemine 768 milyar lirayı bulanlar, yani alacakları vergiyi ‘Tamam, tamam. Sizden vergi almayalım’ diyecekleri 768 milyarı bulanlar emekliye 650 milyar lirayı bulmamakta, vermemektedirler. Aynı AK Parti yanlış ekonomi politikalarıyla sadece bu yıl 2,7 trilyon lirayı, bu gereken paranın neredeyse beş katından fazlasını sadece faize ödeyecektir. Yani kaynak fazlasıyla mevcuttur. Türkiye’de kaynak değil, paylaşım sorunu vardır. AK Parti kaynağı vatandaşla değil, yandaşla bölüşmektedir. AK Parti katkıyı emekliye değil yanında, yakınında duran, kendi iktidarını sürdürmesi için ona her şeyi yapanlara vermektedir. İşte emekliler ‘Bundan sonra artık AK Parti’ye oy değil, selam bile vermeyeceğiz’ derken de tam olarak bunu kastetmektedir.”

 

“AK PARTİ ÖNCESİ 100 EMEKÇİDEN 11’İ ASGARİ ÜCRETLİYDİ”

 

“Biz Türkiye’yi asgari ücret girdabından çıkaracağız. Asgari ücret işe ilk başlandığında alınan ve kıdemle birlikte hızla uzaklaşılan bir başlangıç ücretidir, öyle olmalıdır. Bunu söylemek, yapılamayacak bir şeyi vaat etmek filan değil. Buradan hatırlatmak isterim. Bu AK Parti iktidarı gelmeden önce 2002 yılında maaşların sadece yüzde 11’i asgari ücret düzeyindeydi. Bugün asgari ücret ve yüzde 5 üzerinde maaş alanların resmi SGK verileriyle rakam yüzde 45 noktasındadır. Kayıt dışılıklar ve çeşitli hesaplama yöntemleriyle bu rakamın yüzde 55’lere vardığı hesap edilmektedir. Yani AK Parti öncesi 100 çalışandan, 100 emekçiden 11’i asgari ücret alırken, şimdi iki emekçiden biri asgari ücret almak durumunda kalmaktadır. Asgari ücreti yılda en az iki kez güncelleyeceğiz. Küçük esnafa ve işverene, çalışan sayısı ve sektörüne göre ihtiyaçları olan prim desteğini ‘ama’sız, ‘fakat’sız vereceğiz. Biz geçtiğimiz günlerde asgari ücretin 39 bin lira yapılması için kademeli SGK prim destekleri önermiş, AK Parti tarafından bur reddedildiği için asgari ücret de 28 bin lirada bırakılmıştı.”

 

“ESNAFA PRİMDE YÜZDE 3’LÜK BİR KAZIK ATILMIŞTIR”

 

“Buradan çarpıcı bir bilgiyi sizlerle paylaşmak isterim. Son 18 ayda, 1,5 yılda yapılan çeşitli değişikliklerin toplamında Sosyal Güvenlik Kurumu’nda çalışan prim yükü yüzde 34,75’ten 38,75’e çıkmış, işveren prim yükü de yüzde 1’lik artışa uğramış ve toplamda ki bunlar işveren tarafından ödeniyor net maaş ödenirken, yüzde 5’lik ek bir prim yükü binmiştir. Bu yüzde 5’lik ek prim yükünün yanında Sosyal Güvenlik Kurumu’na ödemesini zamanında yapanlara yapılan yüzde 5’lik indirim, yüzde 2’ye indirilmiş yani gününde SGK primini ödeyenlerin yüzde 3’lük bir kaybı daha ortaya çıkmıştır. Biz ‘Bir yandan asgari ücrete zam yapılsın ama işverenin işi kolaylaştırılsın, onlara prim desteği verelim’ derken örtülü bir biçimde yüzde 5 primlere zam gelmiştir, yüzde 3 de ilave bir ıskontonun kaldırılmasıyla gününde ödeyen bir kişi için toplamda yüzde 8’lik ek bir maliyet gelmiştir. Bunu da bütün küçük esnaflarımızın, zor durumda olan vatandaşlarımızın dikkatlerine sunuyoruz. Bu hesaplamaları muhasebecileriyle, mali müşavirleriyle kendi rakamları üzerinden gözetebilirler. Bu ay ilk kez yüzde 5 yüzde 2’ye iniyor, yüzde 3 oradan esnafa bir kazık atılmıştır. Ayrıca da son 1,5 yılda prim yükü yüzde 5 kadar artmıştır. Biz yoksulluğu yönetmek değil, yok etme azmindeyiz ve bu topraklardan söküp atacağız. İktidarımızda yoksulları, birinin yakını olduğu için değil, yalnızca bu ülkenin onurlu yurttaşları olduğu için destekleyeceğiz. Kimsenin yakını olmak, bir partinin üyesi olmak değil; bu ülkenin bir vatandaşı olmak, geri kalan her şeyin çözülmesi için haklardan yararlanmaya yeterli olacaktır. Temel vatandaşlık geliri uygulamasını hızla hayata geçireceğiz. ‘Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir’ ilkesiyle herkese belli bir gelir desteği sağlayan sosyal devleti inşa edeceğiz.”

 

“UMUTSUZLARIN UMUDU OLMAK İÇİN KARARLILIKLA YÜRÜYORUZ”

 

“Değerli arkadaşlar son olarak şunu söylemek isterim. Türkiye zor ama bir o kadar da önemli bir dönemden geçiyor. Biz bu zorlu dönemde liyakatli kadrolarımız ve tüm organlarımızla disiplinle ve ciddiyetle çalışıyoruz. Kurultaydan sonra oluşturduğumuz mimari her geçen gün daha da yerine oturuyor. Parti Meclisimiz, MYK’mız, milletvekili grubumuz, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz ve tüm örgütümüzle her biri kendi alanında çok güçlü bir siyaseti ve vizyonu ortaya koyuyoruz. Artık bir orkestra ahenginde çalışıyor, önümüze bakıyor ve umutsuzların umudu olmaya, yarınlar için artık umutsuzluğu rafa kaldırmaya hep birlikte kararlılıkla yürüyoruz. Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu şu an hapiste olabilir. Ama tüm azmi ve kararlılığıyla bu çalışmalarımıza katkı sağlıyor. Motivasyonumuz tam, enerjimiz tam. Hep birlikte Türkiye yönetmeye, bu ülkeyi barıştırmaya ve kalkındırmaya hazırız. Yıllarca bu ülkede kavga, gerilim, düşman siyaseti yürütüldü. Sonuçta ne oldu? Kavga büyüdükçe milletin ekmeği küçüldü. Biz barışırsak, kazanmanın yolunu 86 milyona göstereceğiz. Bu ülkede Adalet ve Kalkınma Partililer, Milliyetçi Hareket Partililer, DEM’liler, CHP’liler, İYİ Partililer düşman değildirler. Anadolu’da bu partililer birbirlerinin komşusu, arkadaşı, gelini, damadı, dünürüdür. Bu yüzden bizleri düşmanlaştırarak, ülkeyi kutuplaştırarak iktidarını sağlamlaştırmak isteyenlere kötü bir haberimiz var. Artık Anadolu’daki yaklaşım, genel olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasi ilişkilerine bir kez daha hakim olacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’a rağmen, Erdoğan’ın yoksul bıraktığı Adalet ve Kalkınma Partililerle ve Cumhur İttifakı seçmeni ile buluşmaktadır ve birlikte bir yol yürümektedir. Yürüdüğümüz yol; Türkiye’de bir kez daha açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, güvencesizliğin alt edileceği, bir kez daha hep birlikte başaracağımız, hep birlikte kalkınacağımız, hep birlikte zenginleşeceğimiz bir yolculuktur. Bunu daha önce başardık, bundan sonra da hep birlikte başaracağız.”

 

“UMUTLARINIZIN YEŞERMESİ BİR SANDIK MESAFESİNDE”

 

“Sayın Erdoğan istiyor diye kavgayla, Sayın Erdoğan istiyor diye gerilimle, o istiyor diye kutuplaşmayla meşgul olup iktidar yürüyüşümüzden vazgeçmeyeceğiz. Vatandaşın sorunlarını biliyoruz. Dünyadaki siyasi akrabalarımız nasıl yoksulluğu yok ettilerse, nasıl eşitliği sağladılarsa, 100 yıl önceki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı nasıl hastalıkları kuruttu, kalkınmayı sağladı, zenginleşmeyi sağladı, ülkeyi kalkındırdı ve bugünlere gelmesini sağladıysa; bugün umutsuz durumda olan emeklilere de, uğradığı büyük haksızlığa isyan eden asgari ücretlilere de emekçilere de devlet memuru olmanın geçmiş dönemlerdeki gibi bir gelecek güvencesi değil, yaşam mücadelesinin en zorlu süreçlerinden birisi olmasını deneyimleyenlere de beyaz yakalılara da mavi yakalılara da gri yakalılara da şu kadarını söylüyoruz: Bir sandık mesafesinde artık umutlarınızın yeniden yeşermesi. O sandığa doğru hep birlikte yürüyoruz. Her gün bir önceki günden biz iktidara, siz de dertlerinizden kurtulmaya daha yakınsınız. O yüzden erken seçim talebini yükseltmeyi, bunu işçi servislerinde, metrolarda, iş yerlerinde, ev gezmelerinde, her türlü alanda yüksek sesle dile getirmeyi kurtuluşun şartı olarak görüyoruz. Erken seçimler iktidarlar istediğinde değil, erken seçimler muhalefet partileri talep ettiğinde değil, millet gerçekten karar verdiğinde yapılır. Siz erken seçime karar verirseniz, kimse o sandıktan kaçamaz. O sandıktan size; huzur, refah, güvenli ve zengin yarınlar çıkacak. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.”

Kaynak: Cumhuriyet

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.