İstanbul
13 Ağustos, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

24 Temmuz'da gazeteciler bayramlarını 'kutlayamıyor'

24 Temmuz'da gazeteciler bayramlarını 'kutlayamıyor'
Türkiye'de gazeteciler 24 Temmuz Basın Bayramı'nın 118. yıldönümünü sansür, yargı kıskacı, işsizlik, cezalar, ekran karartmaları ve hükümet baskısıyla karşılıyor.

Türkiye'de gazeteciler 24 Temmuz Basın Bayramı'nın 118. yıldönümünü sansür, yargı kıskacı, işsizlik ve hükümet baskısıyla karşılıyor.

24 Temmuz sansürün kaldırılışının yıl dönümü ve Bayramı. Türkiye'de gazeteciler ise bu günü basın özgürlüğü için mücadele günü olarak karşılıyor. Ve bugün Türkiye’de yüzlerce gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise güvencesiz. Medyanın yüzde 95’i ise iktidar kontrolünde.

 

Gazeteciliğe 1964 yılında amatör, 1967'de de TRT'de profesyonel olarak başlayan ve bu kutsal görevi/mesleği hâlâ sürdüren Alâettin Bahçekapılı, gazeteciliğinin 50. yılı nedeniyle kendisiyle bir nehir söyleşi gerçekleştiren TV Yönetmeni Korkut Akın'ın sorusu üzerine "gazeteciliğin durumu"nu şöyle değerlendirdi:

 

" Bugün ülkemizde 2019 itibariyle Türkiye’de 134 gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise sigortasız, güvencesiz. Basın mensupları sendikasız olmaya, toplu sözleşmesiz çalışmaya zorlanıyor. Medyanın yüzde 90’ı ekonomik olarak bağımlı, siyasi olarak yandaş ya da yandaş olmaya tutsak. O denli ki, aynı anda 5-6 gazetede aynı manşeti görmek, yine aynı anda 6-7 köşe yazısının aynı başlığı taşıdığına tanık olmak şaşırtmıyor bizleri. Bu, medyanın büyük bölümünün aynı merkezden yönetildiğini gösteren önemli bir bulgu. Bulgu değil aslında, çünkü her şey “ayan-beyan”; bir olgu. “Gazete manşetlerine yön veren, manşete girecek kelimeleri dahi belirleyen, basın yöneticilerine doğrudan mesaj atıp talimatlar veren devlet görevlileri var.”

Ülkemizde gazetecilik mesleği tarihin en güç dönemin geçiyor. Gazetecilerin işsizlik, sansür, oto sansür, davalar ve gözaltılarla baskı altında tutulması sürüyor. Görevlerini özgürce yapamayan gazetecilerin varlığı, halkın haber alma hakkını engelliyor. Çok seslilikten uzaklaşmak, çağdaş bir toplum olabilmenin yolunu da tıkıyor; çünkü basın özgürlüğü çağdaş demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sırada oluşu, yürek burkan bir olgudur. Teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşan internet gazeteciliği güvencesiz, yerel gazeteciler resmi ilan baskı altında; basın kuruluşları ayakta kalabilmek için iktidar yönlendirmeli şirketlere ya da kamu kurumu ilanlarına bağımlı.

24 Temmuz, bu topraklardan “sansürün kaldırılışının” yıldönümüdür. “Basın Bayramı” olarak kutlanır yıllardır. Üzerinden 101 yıl geçmiştir. Artık Bayram olarak kutlanmıyor; sorunları dile getirme “vesilesi” olarak kullanılıyor 24 Temmuz. Şu tür değerlendirmeler görüyoruz her 24 Temmuz’da:

“Gazeteciler soruşturmalar, fiziksel saldırılar, kapatılma ya da susturulma tehditleri ve ekonomik darboğazla boğuşuyor. Mahkemeler, olmazsa RTÜK üzerinden yayın yasakları, erişim engelleri konulmakta, cezalar kesilmektedir. 2009-2017 yılları arasında Türkiye’de hakkında dava açılan gazeteci sayısı yüzde 17 oranında arttı. Aynı yıllar itibariyle mahkûm olan gazeteci sayısında ise yüzde 160 artış yaşandı. 2009 yılından beri basın kanununa ilişkin verileri açıklayan Adalet Bakanlığı, 2018 yılında bu verileri açıklamaktan vazgeçerek, basın emekçilerinin yaşadıkları mağduriyetin görünmesine engel oldu. Gazetecilerin düşünceleri ve haberleri nedeniyle hedef gösterilmediği, işten atılmadığı, gözaltına alınmadığı, tutuklanmadığı bir Türkiye istiyoruz. Unutulmamalı ki hükümet-patron sansürü kaldırılınca, gazeteciler üzerindeki baskılar son bulunca, cezaevlerindeki meslektaşlarımız özgür kalınca, medya dördüncü kuvvet olarak işlevini yine yerine getirebilince kazanan tüm Türkiye olacaktır.”

Sevgili Korkut, gördüğün gibi durumumuz “bir dokun bin ah işit” deyimine tamı tamamına uygundur."*

Bu yazıdaki saptamaların üzerinden 2025 itibariyle 6 yıl geçti. Tarihe not düşmek adına, 2023'ten sonraki gelişmeleri de eklemek isteriz: örneğin, 3 Mayıs 2024'teki Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ndeki haberlere bakalım:

 

Türkiye'deki gazeteciler 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ne baskı ve sansürlerle girdi. Basın meslek örgütleri, gazetecilere uygulanan baskı ve cezalandırma politikalarından bir an önce vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke içerisinde 158'inci sırada yer alan Türkiye, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ne baskı ve sansürün gölgesinde girdi. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ve Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Ankara Şube Başkanı Demet Aran, Türkiye'deki basının ve gazetecilerin durumuyla ilgili Elips Haber'e açıklamalarda bulundu.

"Basının özgür olması çok önemlidir"

Basın özgürlüğünün halkı doğru bilgilendirebilmesi, halkın da haber alma hakkı açısından çok önemli olduğunu söyleyen TGS Başkanı Durmuş, "Bir ülkede basın özgürlüğü yoksa, gazeteciler haberlerini özgürce veremiyorsa toplum bilgilen uzak, kamuya yönelik yaptırım gücünü kullanmaktan uzak kalır.  Bu yüzden basının özgür olması çok önemlidir" dedi.

"Çeşitli cezaevlerine 16 gazeteci tutuklu bulunuyor"

Türkiye'de basın özgürlüğünün olmadığına dikkat çeken Durmuş, "Daha bir hafta önce gazetecilik faaliyetlerinden dolayı üç meslektaşımız daha tutuklandı. Şuanda Türkiye'nin çeşitli cezaevlerinde 16 gazeteci tutuklu bulunuyor. Basın özgürlüğünün bir ülkede olup olmaması sadece tutuklu gazeteciler ile kıyaslanamaz. Haberlerinden dolayı yargılanan gazeteciler, gözaltına alınanlar, sansür, otosansür, iş güvencesi, adil bir ücret ve kamunun basına yönelik müdahaleleri ile birlikte düşünmek gerekiyor. Maalesef Türkiye'deki gazetecilerin neredeyse yukarıda sıraladığımız başlıklardan birçoğuna maruz kalıyorlar. Dolayısıyla bütün bu sorunların içerisinde çalışılan bir ülkede basın özgürlüğü var diyemeyiz" diye konuştu.

"Dürüst ve tarafsız haberlerin paylaşılması çok zor olur"

"Basın özgürlüğünün sürdürülmesi, toplumların özgürlüklerinin korunması ve insanların hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması için çok önemlidir" diyen DİSK Basın-İş Genel Başkanı Dedeoğlu, "Basın özgürlüğünün olmaması, toplumların özgürlüklerinin korunması ve insanların hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması yerine, yalnızca bir tek kişinin ya da otoritenin görüşlerinin kamuoyuyla paylaşılmasının sağlanması anlamına gelir. Böyle bir durumda, kamuoyu bilgilendirilmez ve kamu yönetiminde meydana gelen sorunların çözümleri hakkında dürüst ve tarafsız haberlerin paylaşılması çok zor olur" dedi.

"Basın özgürlüğü, demokrasinin önemli bir bileşenidir"

Basın özgürlüğünün olmaması, toplumun sosyal adalet, güvenlik ve özgürlüklerinin korunmasının önüne geçtiğine dikkat çeken Dedeoğlu, "Bu nedenle, basın özgürlüğünün sürdürülmesi ve korunması çok önemlidir. Basın özgürlüğü, demokrasinin önemli bir bileşenidir. İnsanların kendilerini ifade etme ve bilgiye özgürce ulaşma haklarını güvence altına alan etik bir ilkedir. Bu nedenle, herhangi bir ülke için değerli bir varlıktır. Basın özgürlüğü düşünceyi açıklama özgürlüğünden ayrı bir özgürlük kategorisi oluşturur. Devlet yaşamında insanların düşüncelerini serbestçe açıklayabilmeleri sayesinde gerçeklerin ortaya çıkabileceği, bu yolla yanlışlıkların, yolsuzlukların, hukuk dışılıkların, çelişkilerin su yüzüne çıkacağı ve bunda kamu yararı bulunması gerçeği demokratik hukuk devletlerinde bu özgürlüğün kabul edilmesi sonucunu doğurmuştur" diye konuştu.

"Yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır"

"Gazeteciliğin temel görevlerinden biri, hükümetlerin ve diğer güç odaklarının hesap verebilirliğini sağlamaktır" ifadelerini kullanan Dedeoğlu sözlerini şöyle tamamladı: "Eleştirel düşünce ve serbest tartışma ortamının kısıtlanması, bu hesap verebilirliği zayıflatır ve demokratik işleyişi olumsuz etkileyebilir. Dolayısıyla, eleştiriden yoksun bir medya yapısının inşa edilmesi, toplumsal anlamda uzun vadede zararlı sonuçlar doğurabilir. Bu temelde, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla tekrar hatırlatmakta yarar var. Haber alma hakkı, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünün önündeki engeller derhal kaldırılmalı ve yurttaşların temel hak ve hürriyetleri temelinde yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır"

"Demokrasiyi korumak ve güçlendirmek gazeteciler için güçleşmiştir"

"Gazeteciler bir yandan iktidarın baskısı altında halkın haber alma hakkı için çabalarken öte yandan çalıştıkları kurumlarda bin bir zorlukla mücadele etmektedir" ifadelerini kullanan Çağdaş Gazeteciler Derneği Ankara Şube Başkanı Aran, "Türkiye'de gazete bürolarının küçülmesiyle iş bulmakta zorlanan gazeteciler, iş bulduklarında da emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Uzun çalışma saatleri, düşük ücret ve mobbinge karşısında gazetecileri baskılardan koruyacak yollar azalmıştır, sendikalaşmaşmak isteyen gazetecilerin önüne taş döşenmektedir. Genç gazeteciler meslekten uzaklaşırken, deneyimli gazeteciler de yıllarca gördükleri baskılar sonucunda meslekten elini eteğini çekmiş, meslekte deneyim aktarımı azalmıştır. Durum böyleyken, demokrasiyi koruma ve güçlendirmek gazeteciler için güçleşmiştir" değerlendirmesinde bulundu.

"Baskı, sansür girişimlerine karşı meslektaşlarımızın yanındayız"

Gazetecilik mesleğinin geleceği tüm toplum için önemli olduğunu kaydeden Aran, şunları söyledi: "Demokratik toplumda kamusal yarar gazeteciler eliyle haberle üretilir. Bu nedenle mesleğimizi geleceğe taşımak zorundayız. Mesleğimizin toplumsal sorumluluğunu korumak, genç gazeteci adaylarına taşımak zorundayız. Bu nedenle 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü'nün anlamı bugün bizler için daha önemlidir. ÇGD olarak, Türkiye'de medya bağımsızlığına yönelik saldırıları, baskı, sansür girişimlerine karşı meslektaşlarımızın yanındayız."

TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI'NA GÖRE 2026'DA DURUM…

 

2026’da Sansürün Adı: TCK 217/A

 

Bugün, yani 24 Temmuz, bundan 55 yıl önce Basın Bayramı’ydı. II. Meşrutiyet’in ilanının ardından sansür memurlarının gazetelere alınmadığı ve gazetelerin sansür denetiminden geçirilmeden basıldığı 24 Temmuz 1908’in yıldönümü, 1948-1971 arasında sadece 23 yıl Basın Bayramı olarak kutlanabildi. 12 Mart Muhtırası sonrası oluşan baskı ortamında bayram edecek bir özgürlük kalmayınca adı Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü olarak değiştirildi. O gün bugündür de Türkiye’de medyanın bayram edecek bir dönemi olmadı.

Sansür memurları bugün tarihin karanlık sayfalarında kalmış olabilir. Ancak sansür mekanizmaları ortadan kalkmadı; yalnızca biçim değiştirdi. Günümüzde sansür, yasal düzenlemeler, yargı kararları, gözaltılar, tutuklamalar ve idari baskılar yoluyla uygulanıyor.

Anayasa’nın basın özgürlüğünü güvence altına almasına rağmen, bugün gazeteciler haberleri ve mesleki faaliyetleri nedeniyle tehdit ediliyor, gözaltına alınıyor, yargılanıyor ve cezaevine konuluyor. Şu anda 12 meslektaşımız gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevinde bulunuyor. Çok sayıda gazeteci ise adli kontrol tedbirleri nedeniyle mesleğini tam anlamıyla yapamaz halde.

Yakın zamanda meslektaşımız Alican Uludağ gözaltına alındı, ardından haftanın dört günü karakola imza verme yükümlülüğüyle serbest bırakıldı. Bugün kaç gazetecinin benzer adli kontrol tedbirleriyle karşı karşıya bırakıldığını tespit etmek dahi güç hale gelmiştir. Gazetecilik faaliyetini baskı altına alan bu uygulamalar, ifade ve basın özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırmaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesi, yani “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu, gazeteciler üzerinde bir sansür sopasına dönüştürülmüştür. Belirsiz ve geniş yorumlanmaya açık bu düzenleme, somut ve objektif ölçütler aranmaksızın gazetecilerin soruşturulmasına, yargılanmasına ve cezalandırılmasına zemin hazırlamaktadır. Böylece kamuoyunun haber alma hakkı da ağır biçimde zarar görmektedir.

118 yıl önce sansür memurlarını matbaalardan çıkararak özgür basın mücadelesini büyüten meslek büyüklerimizin mirası bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır. Dün sansür memurlarına karşı verilen mücadele ne kadar haklıysa, bugün sansürü farklı yöntemlerle sürdüren uygulamalara karşı verilen mücadele de aynı ölçüde haklı ve meşrudur.

24 Temmuz’un gerçek anlamına kavuşacağı gün; gazetecilerin haber yaptıkları için yargılanmadığı, tutuklanmadığı, baskıya uğramadığı, halkın haber alma hakkının güvence altına alındığı gün olacaktır.

Bu vesileyle, tüm gazetecileri, meslek örgütlerini ve halkı basın özgürlüğüne sahip çıkmaya, sansürün her türlüsüne karşı ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
TÜRKİYE GAZETECİLER SENDİKASI 

DFG: Kutlamıyoruz, sansüre karşı ortak mücadeleye çağırıyoruz

Dernek, son altı ayda Özgür Basın kurumlarına dönük uygulanan dijital erişim engellerini bilanço çıkararak kamuoyuna duyurdu.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü dolayısıyla yayımladığı yazılı açıklamada, basın üzerindeki ağır baskı ve sansür politikaları nedeniyle bugünü bir "bayram" olarak görmediklerini vurguladı.

 

Dernek, son altı ayda Özgür Basın kurumlarına dönük uygulanan dijital erişim engellerini bilanço çıkararak kamuoyuna duyurdu.

Türkiye’de sansürün ilk kez kaldırıldığı 1908 yılından bu yana her yıl 24 Temmuz'un önemine dikkat çekilen açıklamada; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin 1948 yılındaki kararıyla bu günün "Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü" olarak kabul edildiği hatırlatıldı.

Günümüzde basın özgürlüğünün ağır saldırılar altında olduğuna işaret eden DFG, haberlerin engellendiği, gazetecilerin tutuklandığı ve yayın organlarının kapatıldığı bir iklimde 24 Temmuz’un ancak bir "direniş ve mücadele günü" olabileceğinin altını çizdi.

Açıklamada, sansür olgusunun yalnızca tekil bir haberin engellenmesinden ibaret olmadığı ifade edilerek şu değerlendirmeye yer verildi:

"Sansürü yalnızca bir haberin engellenmesi olarak görmüyoruz. Sansür, halkın doğru ve özgür bilgiye ulaşma hakkına, gazetecilerin mesleklerini özgürce yapabilme imkanına ve basın özgürlüğünün kendisine vurulan en büyük ketlerden biridir. Bu nedenle 24 Temmuz’u bir bayram değil, basın özgürlüğü ve hakikatin savunulması için bir mücadele günü olarak ele alıyoruz."

Cumhuriyet Gazetesi ve SOL Haber gibi yayınların da sansürden nasibini aldığına değinilen açıklamada, özellikle Özgür Basın geleneğini sürdüren kurumlara yönelik sansürün artık sistematik bir hal aldığı belirtilerek tüm basın meslek örgütleri ve demokratik kamuoyu ortak mücadeleye çağrıldı.

 

 

 

 

* Yitik Umutların Gece Bekçisi Alâettin Bahçekapılı, nehir söyleşi: Korkut Akın, İkinci Cilt, BRT Yayınları, s:363

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.