İstanbul
15 Eylül, 2026, Salı
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

A. Bahçekapılı'nın Seçtikleri-15

A. Bahçekapılı'nın Seçtikleri-15
BRT/HABERCİGAZETE Genel Yönetmeni Alâettin Bahçekapılı'nın sosyal medya hesaplarından seçtikleri: -Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz! -Atatürk'ün evlatları... -12 Eylül Zulmü...Bülent Aydın yazısı...

BURADA HİÇBİR BALIK UÇMAYA, HİÇBİR KUŞ YÜZMEYE ZORLANMAZ!

 
 

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bayan müfettiş bir okulu teftiş etmek için görevlendirilir...

Müfettiş okula gitmek için yola koyulur, ancak yolda arabası hararet yapar ve aracı çalışmaz.

Oradan geçen bir çocuk araca doğru yanaşarak yardıma ihtiyacının olup olmadığını sorar.

Müfettiş:

Araçlardan anlar mısın?

Çocuk:

Babam tamircidir, ben de bazen ona yardım ederim.

Arabanın motoruna bir bakış attıktan sonra alet – edevat çantasını ister.

Çocuk birkaç dakika uğraştıktan sonra müfettişten arabayı çalıştırmasını rica eder.

Bu arada müfettiş bütün bu olanları dehşet içerisinde izliyordu.

Araç tekrardan hareket etmeye başladı.

Çocuğa teşekkür etti ve bu saatte neden okulda olmadığını sordu.

Çocuk:

Bugün okulumuza müfettiş gelecekmiş ve öğretmenin dediğine göre benim sınıfın en tembel öğrencisi olmamdan dolayı evde kalmam gerekiyormuş.

Fikir:

Yetenekler böyle bitirilir. Zeka ve üreticilik sadece dersi anlamak ile alakalı bir şey değildir.

Her şahsı; yeteneklerini ortaya çıkarabilmek için uygun ortama koymak gerekir.

Köy enstitülerinde her çocuk ilgi alanı ve yeteneğine göre değerlendirilip, ona göre eğitiliyordu.

Bütün öğrencilere standart dersler verilmiyordu.

Köy enstitülerinin duvarında ise şöyle yazıyordu:

‘’ Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.’’

Akif TANRIKULU

2026-2027 Öğretim yılı#tümöğretmenlere #öğrencilere ve velilere kutlu mutlu olsun

Kaynak:BÜYÜK TÜRK TARİHİ VE TÜRK KÜLTÜRÜ

 

 

 
 
 

 

 

Gazeteci yazar SADUN TANJU (1924-2013), "Bazı Anlar" (Yalçın Yayınları, 1998) adlı anı kitabında, çok sevdiğim üslubuyla yaşamından ilginç kesitler sunmuş. Paylaşmaya devam ediyorum...

Atatürk'ün, bir aile ocağı sıcaklığından yoksun yaşamı, içimde bir hicrandır. 12 yaşında Selanik Askeri Rüştiyesi'ne gidiyor ve Şam'da 5. Ordu'ya ilk tayini çıkıncaya kadar 12 yıl süren eğitimi, yatılı askerî okullarda ve bekar evlerinde geçiyor. Sonrası, çöken bir imparatorluğun huduttan hududa, cepheden cepheye savrulan bir asker evladının göçebe hayatıdır. Ev diye bildiği, karargâhlar ve ateş hattındaki mevzilerdir.

Bütün o askerî ve siyasal fırtınalar, isyanlar ve savaşlar sürecinde ömrünün 18 yılını daha bırakıp, genç Cumhuriyetin ilk Cumhurbaşkanı olarak sivil bir hayata başladığında 42 yaşındadır ve artık bir yuvaya sahip olma arzusu, ne yazık ki, Lâtife Hanım'la evliliğinin ancak iki buçuk yıl sürmesiyle, uçup gitmiştir. Zaten geride kalan da 12 yıllık bir yaşam sürecidir ve bize barış içinde çoluk çocuğumuzla mutlu yaşamayı hediye eden adam, aile sıcaklığını duymadan, ölümün soğuk ülkesinde yeni bir sefere çıkacaktır.

Sonradan öğrendim ki, Atatürk, yaşayışına bir aile yuvası sıcaklığı kazandırmak için epeyce gayret de göstermiş. Ülke içi gezilerde rastlantılarla karşısına çıkan kız çocuklarını evlat edinmiş, onları okutmuş, büyütmüş, evlendirmiş; vaktiyle annesine hizmet eden genç bir Boşnak kadının çocuğunu, ömrünün son yıllarında bir torun gibi hep yanında gezdirmiş; bir aile iklimi yaratmak istemiş.

1989 Ekim ayı başında, Çetin Emeç'le "Atatürk'ün ölüm yıldönümü yaklaşıyor, onun yaşamından bir kesit yansıtalım," diye konuşuyoruz; bu aile ocağı konusunu hatırlattım. Rahmetli Çetin'le uzun bir süredir beraber çalışıyorduk. Hürriyet'e yılda 8-10 dizi hazırlıyordum. Heyecanlandı. Kimler var hayatta diye düşünmeye başladık. Afet (İnan) Hanım öleli dört yıl oluyordu. Ama Sabiha (Gökçen) daha hayattaydı, Rukiye (Ergin) hayattaydı, Abdürrahim (Tuncak) hayattaydı... Onları aramaya çıktım...

(Bir önceki paylaşımımda Abdürrahim Tuncak'ı anlatmıştı Sadun Tanju. Şimdi diğerlerine geçelim.)

Rukiye (Ergin) Hanım da tanıdığımda 80'ine merdiven dayamıştı. Atatürk, evlendikten sonra, Lâtife Hanım'ı da yanına alarak bir Anadolu gezisine çıkıyor. Konya'da aklına, I. Dünya Savaşı'nda karargâhında bulunan bir yazıcı çavuşu aramak geliyor. "Öldü" diyorlar. "Ailesinden kim var, bulup getirin," diye emrediyor. Çavuşun karısı da ölmüş, çocuklarına ailenin diğer yakınları bakıyorlarmış. En küçüğünü Paşa'nın önüne çıkarıyorlar. Rukiye o tarihte 9-10 yaşlarında. "Benim kızım olur musun?" diye başını okşuyor Paşa kızın. Alıp Ankara'ya götürüyor. Lâtife Hanım'la Atatürk'ün arası şeker renk. Köşkte Zehra (Aylin) ile çabuk kaynaşıyorlar. Zehra da, daha önce İstanbul'da bir yetimhaneden alınmış. Lâtife Hanım ikisine de otoriter fakat şefkatli davranıyor. 1925 yazında bir gün; "Hadi bakalım hazırlanın, İzmir'e gidiyoruz," komutu geliyor. Meğer bu dönüşü olmayan bir seyahatmiş Lâtife Hanım için. O İzmir'de kalıyor, çocuklar Ankara'ya aldırılıyor. Artık ev onlarındır..

Derken, o yazın sonunda Gazi Bursa'ya giderken kızları da yanına alıyor. "Köşkte tek başlarına canları sıkılır, benimle gelsinler," diyor. O seyahatte Sabiha da aralarına katılacaktır. Sonra hep beraber Mudanya'dan "Gülcemal" vapuruna binip İzmir'e gideceklerdir. Naim Palas'a yerleştikleri zaman da Afet ablaları ile tanışacaklardır. 

Rukiye Hanım'la o gün geçmişi yeniden yaşadık. Köşkteki ilk anısı bu Bursa ve İzmir seyahati. Yine o yılın sonbaharında Kastamonu'ya giderken Gazi, Rukiye'yi de yanına alıyor. Şapka devrimi alıştırma gezileri bunlar. Rukiye öyle otomobile filan alışık değil, yolda kusuyor. Gazi'nin emriyle derhal duruyor araba, çocuğun yüzü yıkanıyor, şakakları boynu kolonyalarla ovuluyor, nefes alıp dinlenmesi sağlanıyor ve Paşa hiç sinirli ve tedirgin değil; sabırla iyileşmesini bekliyor, ona tatlı sözler söylüyor. Tekrar yola çıktıklarında, onunla daha yakın ilgilenmeye başlıyor. Çocuk bir ara neşeli çığlıklar atıyor: "Aaaa, Paşa'm, bak leylekler!" diyerek yolun sonundaki beyaz kıpırdanışları gösteriyor ona. Paşa gülüyor, "Onlar leylek değil, beni karşılamaya gelenler çocuğum," diyor. Başlarına beyaz patiskadan, kaput bezinden, ketenden şapkalar yapmışlar kendi elleriyle, Gazi'ye "seninle beraberiz!" gösterisinde bulunuyorlar. 

Günün birinde Gazi karşısına oturtmuş onları. Yıl 1927. İlkokul bitmiş, orta öğrenime başlayacaklar. "Sabiha, Zehra, siz ikiniz Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne gidecekseniz, sen de Rukiye Dam de Sion'a gidiyorsun," demiş. Yatılı okul hayatının onları hayli sarsacağını düşünerek, "Yazları yine beraber olacağız, büyük tatillerde de yanıma gelebilirsiniz," tesellisinde bulunmuş. Ve korktuğu gibi de olmuş Gazi'nin, kızlar bir türlü okullarını sevememişler, köşkteki hayatı aramışlar ve hasta olmuşlar.

Rukiye'nin okumaya devam etmeyeceğine kesin kanaat getirince, Gazi; günün birinde, "Öyleyse seni evlendireceğim kızım, vakti geldi," demiş sevgi dolu bir tavırla. 17 yaşının içindeymiş Rukiye ve yedi yıldır onun kızı imiş. "Birden hüngür hüngür ağlamaya başladım," dedi Rukiye Hanım o gün bana. Bir süre yatışmasını beklemiş Gazi. Sonra usul usul; "Burası senin baba evin, her zaman gelip gidersin..." diye başlamış. Masanın üzerindeki kibrit kutusunu alıp kibritleri boşaltmış. Şekiller yapmaya başlamış. "Bak burası evin... Burası bahçeniz... Ağaçlar, çiçekler dikersiniz bahçenize.. İstersen şuraya bir küçük kümes yaptırırsın... Taze yumurtalar... Çocuklarınız olur, burada oynarlar..."

Meğer sık sık gezmeye gittikleri Gazi Orman Çiftliği'nde, muhafızlardan genç bir teğmen Rukiye'ye âşık olmuş. Gazi'ye de söylemişler. Yani damat hazır. Rukiye de hazır olunca, 1931 yazında Dolmabahçe Sarayı'nda dillere destan bir düğün yapılıyor. Nikâh daha önce Ankara'da kıyılıyor. Gelinin şahidi Tevfik Rüştü Aras, Üsteğmen Hüsnü Erkin'in şahidi Şükrü Kaya; Dolmabahçe'deki düğün bir masal âlemi gibi; fakat gel gör ki, Yenişehir'de bugün Bakanlıklar'ın bulunduğu semtte kiralanan eski Ankara evi, yine de Köşkteki mutluluğu hissettirmiyor genç geline. Gazi ziyaretlerine gelince cennet kesiliyor her yer, gidince bir hüzün çöküyor. Üsteğmen Hüsnü Bey çok anlayışlı, karısındaki özlem artınca onu Köşke gönderiyor, beş on gün kalmasına katlanıyor.

Son kez Savarona'da görüyor Gazi'yi. Hastalığının artık endişe yaratmaya başladığı günler... Doğru kamarasına gidiyor. Paşa henüz giyinmemiş, pijaması ile yatakta. Rukiye'yi görünce doğruluyor. Rukiye'nin endişeli bakışlarını yakalayınca da, "Eee, nasıl görünüyorum bakalım, çok şişmanladım değil mi?" diye havayı hafifletmeye çalışıyor. Rukiye, çok da geride kalmamış, eski günlerde papyon kravatlarını bağladığı bu yakışıklı adamın şimdiki görüntüsünden duyduğu üzüntüyü göstermemek için; "Giyinmenize yardım edeyim," diye koşuyor. Gazi, "Çok şişmanladım değil mi?" diye tekrarlayınca da, işi şakaya vurmak için, "Yok canım, sadece hamile kadınlara dönmüşsünüz," deyiveriyor. Neşeleniyor Gazi, yukarı çıkınca da; "Beyler, Rukiye nihayet teşhisi koydu," diye muzip muzip gülüp, ona bir bakış fırlatıyor. Rukiye'nin hatırladığı son bakış...

(GRUP FOTO: Ayaktakiler, soldan sağa: Rukiye Ergin, Sabiha Gökçen; koltuğun kenarına oturmuş Zehra Aylin ve oturan Afet İnan..)

Kaynak: Not Defterimden-9-09-2026

12 EYLÜL ZULMÜ…

Sadece kol kola girmiş cılız bedenlerimizle değil; şarkılarla, türkülerle, şiirlerle de kuşatmaya çalışırdık biz 12 Eylül zulmünü.
 
Işıksız hücrelerde ve az ışıklı koğuşlarda, elimizde bir mektup sabahlayarak düşünürdük sevdiklerimizi. Tepesi bile demir ağla kapatılmış, adım atmamızın yasak olduğu havalandırma boşluklarından gökyüzünü görmeye çalışarak anımsardık özgürlüğü. Okuduğumuz kitapları hatırlamaya çalışır, parmaklarımızla konuşurduk karşı mazgaldaki arkadaşımızla. 
 
Sözler biriktirip yazardık. Havalandırma gecelerinde söylerdik. Yazdıklarımızın bir kısmı kitap, söylediklerimizin biri kısmı şarkı ve anlattıklarımızın bazısı film oldu, okunur, söylenir ve dinlenir hâlâ bugün de. 46 yıl oldu unutmadık 12 Eylül 1980 darbesi ardından yaşadıklarımızı ve kaybettiklerimizi.
 
#46Yıl12Eylül #KahrolsunFaşizmYaşasınMücadelemiz 
#İnsanlıkOnuruİşkenceyiYenecek

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.