A. Bahçekapılı'nın Seçtikleri-13
KÜLTÜRBRT/HABERİCİGAZETE'nin genel yayın yönetmeni, Yazar Alâettin Bahçekapılı'nın sosyal medya paylaşımlarından seçtikleri... - İbrahim Gürsoy yazısı: HAYALİNİ SÜSLEYEN ŞEHİRDE SANATA BOŞ ODA ARANIYOR - Yakup Karbuz yazdı: Başka Yer Yok! - Mertcan Karacan yazdı: Trabzon Sanatevi İçin Dilekli Ağıt -TRABZON DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU: TRABZON SANATEVİ KÜLTÜREL HAFIZAMIZDIR, DEVREDİLEMEZ!
İbrahim Gürsoy yazısı: HAYALİNİ SÜSLEYEN ŞEHİRDE SANATA BOŞ ODA ARANIYOR
Trabzon’un hayalleri süsleyen bir şehir olduğunu söylemeyi seviyoruz.
Hele Cervantes’in Don Kişot’unda Trabzon’dan söz edildiğini, Don Kişot’un Trabzon’u fethetme hayalleri kurduğunu anlatınca göğsümüz biraz daha kabarıyor.
Ne güzel…
Yüzyıllar önce bir roman kahramanının hayaline girmiş bir şehiriz.
Fakat bugün insanın aklına başka bir soru geliyor:
Yüzyıllar önce bir roman kahramanının hayalini süsleyen Trabzon, bugün kendi sanatçılarının hayallerine neden yer açmakta zorlanıyor?
Asıl mesele burada başlıyor.
Trabzon Sanatevi benim için yalnızca bir bina değil.
Yirmi yılı aşkın zamandır dokuz sanat derneğinin aynı çatı altında buluştuğu; tiyatronun, müziğin, edebiyatın, fotoğrafın, resmin, atölyelerin, söyleşilerin ve festivallerin hayat bulduğu bir kültür alanı.
Orada yalnızca etkinlik yapılmadı.
İnsanlar tanıştı.
Fikirler üretildi.
Gençler ve çocuklar sanatla buluştu.
Sanatçılar eserlerini paylaştı.
Tiyatrolar oynandı, sergiler açıldı, kitaplar konuşuldu, müzikler yapıldı.
Uluslararası sanat günleri düzenlendi.
Kısacası yalnızca bir bina kullanılmadı.
Bir şehir kültürü üretildi.
Bugün bu mekânın valilik oluru doğrultusunda boşaltılmasının gündeme gelmesi karşısında benim itirazım tam da buradan başlıyor.
Elbette kamuya ait bir taşınmazla ilgili idari kararlar alınabilir.
Elbette kamu yönetiminin yetkileri vardır.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ama bir şeyi birbirine karıştırmamak gerekir:
Bir şeyi yapabilme yetkisine sahip olmak, o şeyi yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Hele konu bir şehrin kültür hafızasıysa, karar vermeden önce biraz daha fazla düşünmek gerekir.
Çünkü bir sanat mekânını boşaltmak gerçekten kolaydır.
Bir yazı yazılır.
Bir tarih belirlenir.
Bir tutanak tutulur.
Anahtar teslim edilir.
Klasör kapanır.
Bina boşalır.
Kâğıt üzerinde her şey ne kadar da düzenlidir.
Yalnız küçük bir sorun vardır:
Kültür, tutanakla boşaltılamaz.
Yirmi yıllık hafızayı kamyona yükleyip başka bir adrese taşıyamazsınız.
Bir çocuğun ilk sahne heyecanını kolileyemezsiniz.
Bir sanatçının yıllarca verdiği emeğe “taşınmıştır” diyemezsiniz.
Bir şehrin kültür hafızasının adresini değiştirince hafızanın da adres değiştireceğini düşünemezsiniz.
Gerçi istersek bunu da bürokratik bir çözüme bağlayabiliriz.
Yeni bir form hazırlanır:
“Kültürel Hafıza Nakil Talep Formu.”
Ekine üç fotoğraf.
Bir dilekçe.
Bir imza.
Bir mühür.
Hafızanın taşınacağı yeni adres.
Ve sonuna da:
“Eksik evrak nedeniyle kültürel hafızanız işlemden kaldı.”
Bazen gerçek hayatın absürt tiyatrosu, sahnede yazdığımız oyunlardan daha yaratıcı olabiliyor.
Sahne hazır:
Bir masa.
Bir klasör.
Bir mühür.
Bir sanatçı.
Ve yaklaşık yirmi yıllık bir geçmiş.
Sanatçı:
“Burada yirmi yıldır sanat yapıyoruz.”
Cevap:
“Mevzuat.”
Sanatçı:
“Burada yüzlerce etkinlik gerçekleştirildi.”
Cevap:
“İhtiyaç.”
Sanatçı:
“Burası Trabzon’un kültür hafızasının önemli mekânlarından biri.”
Cevap:
“Karar.”
Sanatçı:
“Peki bundan sonra ne olacak?”
Cevap:
“…”
Perde.
İşte o üç nokta, bazen bütün açıklamalardan daha çok şey anlatıyor.
Çünkü benim asıl itirazım yalnızca “Sanatevi boşaltılmasın” demekten ibaret değil.
Ben daha basit ve daha önemli bir şey soruyorum:
Bir kültür mekânını yerinden ederken, onun yerine ne koyuyorsunuz?
Daha iyi bir sanat merkezi mi?
Daha büyük ve donanımlı bir kültür alanı mı?
Sanatçının daha rahat üretebileceği yeni bir mekân mı?
Eğer bunlardan biri varsa konuşalım.
Değişime karşı değiliz.
Kamu ihtiyacına da karşı değiliz.
Karşı olduğumuz şey, yıllardır yaşayan bir kültür mekânının gerçek bir karşılık gösterilmeden yerinden edilmesidir.
Çünkü ortada daha iyi bir seçenek yoksa, yapılan şey kültür politikası değil; yalnızca adres değişikliğidir.
Üstelik Sanatevi geçmişte kalmış bir hatıra da değildir.
Bugün de etkinliklerini sürdüren, farklı sanat disiplinlerini bir araya getiren, uluslararası sanat günleri düzenleyen yaşayan bir yapıdan söz ediyoruz.
Yani biz eski bir binanın hatırasını korumaya çalışmıyoruz.
Hâlâ yaşayan bir sanat ortamını korumaya çalışıyoruz.
Bu nedenle benim beklentim çok açık:
Trabzon Sanatevi yerinden koparılmamalıdır.
Boşaltılmamalıdır.
Yıllardır sanat için kullanılan bu mekânın kültür ve sanat işlevi korunmalıdır.
Eğer kamu açısından yeni bir ihtiyaç söz konusuysa, çözüm yıllardır burada faaliyet gösteren dokuz sanat derneğini ve sanat insanlarını karşısına almak değil; onlarla aynı masaya oturup ortak bir çözüm üretmek olmalıdır.
Çünkü kamu yönetimi ile sanat dünyasının karşı karşıya gelmesinden Trabzon kazanmaz.
Tam tersine kaybeder.
Bugün Sanatevi’ni boşaltmak birkaç imza meselesi olabilir.
Ama yarın bunun Trabzon’un kültür hayatında açacağı boşluğu doldurmak o kadar kolay olmayacaktır.
Çünkü bina yapılır.
Salon yapılır.
Tabela yapılır.
Ama yirmi yılda oluşan kültür ortamı yeniden yapılmaz.
Bir sanat mekânını yaşatmak, sanatçılara bir iyilik yapmak değildir.
Şehrin kendisine yatırım yapmaktır.
Trabzon’un bir kültür ve sanat şehri olduğunu söylemek istiyorsak, bunun gereğini de yerine getirmeliyiz.
Festival zamanı sanatçıyı davet edip alkışlamak kolay.
Açılışlarda sanatın öneminden söz etmek kolay.
“Trabzon bir kültür ve sanat şehridir” demek de çok kolay.
Asıl mesele, o cümlenin gereğini yapabilmek.
Yani sanatçıya gerçekten yer açmak.
Hem de mecazi anlamda değil.
Gerçek anlamda yer açmak.
Tam da bu yüzden Don Kişot meselesine yeniden dönüyorum.
Yüzyıllar önce Cervantes’in hayal dünyasında Trabzon fethedilecek kadar önemli bir şehir.
Bugün bizim yapmamız gereken ise Trabzon’u fethetmek değil.
Trabzon’un elindeki değerleri kaybetmemek.
Sanatevi bu değerlerden biridir.
Hem de küçümsenemeyecek kadar önemli bir değerdir.
Bu yüzden benim talebim açık:
Trabzon Sanatevi boşaltılmasın.
Yerinden koparılmasın.
Kültür ve sanat işlevi korunarak bulunduğu yerde yaşamaya devam etsin.
Ve eğer gerçekten bir kamu ihtiyacı varsa, çözüm sanatın karşısına çıkarak değil, sanatla konuşarak bulunsun.
Çünkü bu şehirde sanatçının istediği çok büyük bir şey değil.
Bir saray istemiyor.
Bir imparatorluk istemiyor.
Don Kişot gibi Trabzon’u fethetmeye de çalışmıyor.
Sadece yıllardır sanat ürettiği çatıdan koparılmak istemiyor.
Bence bu, bir sanatçı için de bir şehir için de oldukça makul bir talep.
Hatta Trabzon’un “kültür ve sanat şehri” olduğu iddiasını düşündüğümüzde, son derece mütevazı bir talep.
Çünkü bir şehir sanatından büyük sözlerle bahsediyorsa, önce sanatının evini korumayı bilmeli.
Yoksa yarın Trabzon’u anlatan başka bir kitap yazılır.
Belki yine “hayalini süsleyen şehir” denir.
Belki yine Don Kişot’tan söz edilir.
Ama birileri o kitabın kenarına küçük bir not düşer:
“Bu şehir, bir zamanlar sanatın da bir evi olduğunu hatırlıyordu.”
Ben o notun yazılmasını istemiyorum.
Ben başka bir cümlenin yazılmasını istiyorum:
“Trabzon, kendi kültür hafızasına sahip çıktı.”
Çünkü mesele bir binayı korumaktan çok daha fazlasıdır.
Mesele, Trabzon’un sanatla kurduğu bağı koparmamaktır.
Bunun için de yapılması gereken aslında çok basit:
Sanatevi yerinde kalsın.
Sanat yerinde kalsın.
Trabzon’un kültür hafızası yerinden edilmesin.
Varsa sorunlar konuşulsun.
Varsa ihtiyaçlar birlikte değerlendirilsin.
Varsa çözüm alternatifleri masaya konsun.
Ama önce şu anlaşılmalı:
Sanatın evini boşaltmak, kültür politikasının kendisi değildir.
Çünkü sanatın kapısını kapatmak kolaydır.
Asıl mesele, o kapının neden açık kalması gerektiğini anlayabilmektir.
14 Ağustos 2026 - İbrahim Gürsoy
Yakup Karbuz yazdı: Başka Yer Yok!
·
İtalyanca sesler mi çaldı kulağıma? Ve sonra darbenin sesleri mi karıştı o ahenge? Devletin çatık kaşları ardından… Çatıda buluşuyorduk. Vittorio De Sica’nın yönettiği Bisiklet Hırsızları filmini izliyorduk. Adnan ağabey, “İçeride neler oluyor?” diyerek uzaktan seyrediyordu galiba bizi. Her ay en az bir söyleşi, her ay bir film… Bisiklet Hırsızları’nı izlerken içten içe hıçkıran bir kadının sesini duyduğuma yemin edebilirim.
Özer Ciravoğlu ağabeyin çay kaşıklarının sesine kızdığı, gür sesiyle şiirler okuduğu; Portekiz Büyükelçiliği ile birlikte açtığımız José Saramago sergisine gelenlerin şaşkın keyifleri… Çocukların ellerinde fırçalarla bahçede koşuşturmaları. İşçi filmlerini izlemeye gelen gençlerin gözlerindeki kararlılık. Kente konuk olan sanatçıların bıraktığı cümleler…
Sadece bahçesinde oturmanın bile insanın bilincini açan bir yanı vardı Trabzon Sanatevi’nin. Popüler kültürün tüm yaşamı kavradığı yapay çağda gerçekliğin savunucusu, Don Kişot gibiydi orası aslında. Tek eğlencenin saatlerce horon oynamaya indirgendiği bir zamanda, yerel kültürü evrensele taşıyacak işler de yapılıyordu. Çeşitli kurslar, edebiyat buluşmaları, felsefi tartışmalar aracılığıyla hem unutulmaya yüz tutan kültürel değerler gün ışığına çıkarılıyor hem de karşılıklı etkileşimlerle sanatın kentin gündeminde önemli bir başlık olarak kalması sağlanıyordu.
“Başka yere gidersiniz, olur biter,” diyorlar… Başka yer de yok tabii… 2007 yılında ilk yola çıkışımızı anımsıyorum. Kente önemli katkısı olan Kıyı dergisi bir süredir yayınlanmıyordu. Film yönetmeni Deniz Yeşil dostumuzun öncülüğünde bir araya gelmiş, Kıyı için yollara düşmüştük. Kıyı’yı canlandırmak için çabalarken tarihî Valilik binasındaki Kültür Müdürlüğü’nün, dolayısıyla oradaki sergi salonunun da kaldırılıp bir mahkemeye tahsis edileceği bilgisini almıştık. Hemen, hiç vakit kaybetmeden Trabzon Sanat Platformu’nu oluşturmuştuk. Ben de yazı işleri müdürlüğünü yaptığım gazetede “Kültür Binama Dokunma” kampanyasını başlatmıştım. Günlerce manşetlerden indirmemiştik gelişmeyi. Yerel kamuoyu bize büyük destek vermiş, dönemin bakanı Faruk Özak da konuyu bizzat takip etmişti. Ancak o ilgilenme sürecine gelinceye kadar, Karikatürcüler Derneği’nde hazırlanan pankartlarla yapılan eylem hafızalardan ve benim en gururlu anılarımın arasından hiç çıkmamıştır. Ve en sonunda hem Kültür Binamızı hem de Trabzon Sanatevi’ni kazanmıştık. Şimdi Kültür Binası yok ve Trabzon Sanatevi de elimizden alınmak isteniyor.
İnsanın içi acıyor. O günden bugüne baktığımda, ülkenin siyasal ve kültürel atmosferinden de kaynaklanan bir atalet hâli yaşanıyor diyebilirim. Birilerinin bizler için harekete geçmesini bekliyoruz. Destek verenler olduğu gibi kulağının üstüne yatanlar da çok. Sesimiz duyulsun diye ne kadar yazdığımı ben biliyorum. Karşılık verenler olduğu gibi suskunluğu seçenleri de unutmayacağım. Memleketi İstanbul ve Ankara’dan ibaret sanma hastalığı galiba… Oysa Doğu Karadeniz’in en büyük kentinde, dört bir yanı ışıtan bir kültür merkezi yok edilmek isteniyor. Kıyamet kopartılmalıydı. Buna sessiz kalan majestelerinin muhaliflerini de ekleyeyim buraya. Herkesin kendine göre büyük gündemleri var. Fotoğraflar çekilirken önde görünmek, daha iyi çıkmak… Karar verici her kimse, onun yanında görünerek “Beni çok seviyor” mesajı vermek için çırpınıyorlar. Notalar susmuş, sahneler kapanmış; kimin umurunda? İki üç slogan, üç dört poz… Anlamsız üç beş espri yeter de artar… Trabzon Sanatevi’nin yok edilişi kadar bu da incitiyor bizleri. Kendi hemşerilerinin acısını kendi acısı bellemeyenlerle mi aydınlıklara çıkacak yollarımız… Bilmiyorum.
Bu duyarsızlıklar yaşanırken, diğer yandan Trabzon Sanatevi’nde yapılan etkinliklere katılan bazı yazar arkadaşlarımızın da konuyu sahiplenip kamuoyu yaratma çabalarını hiç unutmayacağım. Nasıl güzel dostlarımız olmuş… Buna karşın bir de yangın yerinde saçlarını tarayanlar var. Hâlâ ergenlik tavrı takınanlar… Onlara ne diyebilirim ki… Koskoca adamlara, kadınlara akıl vermek bana düşmez. Tarih, yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızla da yargılar hepimizi…
Trabzon’da büyük bir dram yaşanıyor aslında… Kalbimiz acıyor günlerdir. Bir çocuk hüznüyle bakıyorum kimi zaman olup bitenlere. Kimi kez öfkem kabarıyor. Ağız dolusu kin birikiyor yüreğimde. Ancak içime atıyorum sözlerimi. İncinmesinler, fotoğraflarda güzel çıkmak isteyenler diye… Bizim anılarımız, üretimlerimiz, aydınlanma mücadelemiz kimin umurunda? Ne önemi olabilir ki… Altı üstü üç beş tane sanatçı, sanatsever…
“Boş işler bunlar,” diyenlerin kazandığı bir yer olmasın Trabzon. Olmasın arkadaş!
Kaynak: Edebiyat Burada - "Yakup Karbuz yazdı: Başka Yer Yok!" 21 Ağustos 2026
Mertcan Karacan yazdı: Trabzon Sanatevi İçin Dilekli Ağıt
Bir itirafta bulunayım mı burada? Bulunayım: Ömrü hayatımda yalnızca iki kez gittiğim Trabzon, sanatımın gelişmesine en az memleketim Kastamonu kadar fayda sağlamıştır! Pekâlâ, nasıl yapmıştır bunu? Sadece adıyla, sanıyla, taşıyla, toprağıyla mı? Bakıldığında pek çok yerin var bu gibi özellikleri. Trabzon bana bunu bizzat şairleriyle, yazarlarıyla, ressamlarıyla, müzisyenleriyle ve daha pek çok sanatın neferleriyle, özcesi bir sanat kenti (bakınız “sanatçı kenti” demiyorum, dosdoğru “sanat kenti” diyorum) olması dolayısıyla yapmış ve sağlamıştır!
Konusu açılmışken bir itirafta daha bulunayım, hadi: Kültür tarihimizin mikro olarak değerlendirildiği bütün tartışmalarda hep ve en önce Trabzon örneğini vermişimdir masamdakilere. Niye olacak, tarih boyunca neredeyse bütün sanatların en öncül isimlerini bağrından çıkaran bir kent olmuştur da ondan! Hatta bu duruma yönelik olarak ettiğim gıpta nedeniyle, Trabzon doğumlu sanatçı dostlarıma ve ağabeylerime çok defa “Beni de fahri hemşeriniz sayın!” esprisini yapmaktan geri durmamışımdır.
Gelgelelim şu son dönemde, Trabzon’un bu kimliğine âdeta gölge düşürecek bir haber çalındı kulağıma. Kayıtsız kalamadım, hemen araştırdım tabii kulağıma çalınan bu haberi. Meğer Trabzon Valiliği, bu güzelim kentte yaklaşık 20 yıldır örneği olmayan işlere imza atan bir sanat yuvasını, Trabzon Sanatevi’ni binasından tahliye ile burayı Trabzon Üniversitesi’nin bazı bölümlerine tahsis etme kararı almış! Bilim ile sanatı karşı karşıya getirip bilimi sanata tercih etmişler, hakçası! Bir kanatla uçabilmek mümkünmüş gibi sanki…
Bunu niçin söylüyorum, açıklayayım hemen: Herkesçe takdir edilir ki, bilim ve sanat, bir ülkeyi uçuşa geçirebilecek en önemli iki kanattır. İkisinin bir örnek ve senkronize işlediği ülkelerde açlık, sefalet, huzursuzluk, terör vb. çirkin sonuçlarla yüz yüze gelmek neredeyse pek zordur. Ancak Trabzon Valiliği ne hoş ki birini yaparken ne acı ki öbürünü yıkmayı tercih etmiştir. Dilerim bu yanlıştan tez vakitte dönülür ve devletimiz kendi eliyle kendi kanadını kırmaktan imtina eder. Bu sayede sanatevi, yeniden Trabzonluların olur!
Hem fena şey midir, orada açılan sergiler, orada okunan şiirler, orada dinlenen müzikler sayesinde Trabzon halkının bir Ganita’da, bir Uzungöl’de, bir Sümela’da bile alamayacağı nefesi bulup alması; gençlerin bu sayede sanatla, sanatçıların bu sayede halkıyla buluşması, fena şey midir! Kaş yaparken göz mü çıkarılmalıdır yani illa! Bilime sırf yeni doğan çocuk muamelesi edilip sanata sırf bu kentte bilimden önce doğdu diye onun yabana atılan ağabeyi, ablası muamelesi mi edilmelidir! İkisini bu kentte iki güzel kardeş kılmak bu kadar mı zordur yani! Değildir, hiç değildir…
Ha, şu da bir gerçek ki, Trabzon’un böylesi bir sonuçla yüzleştiği yerde, bu karara boyun eğerek ses çıkarmayanlar da sorumludur, bu kentin kimliğine gelecek olan bu zevalden! Öyle ya, sanat yalnızca merkez bellenen yerlerde icra edilmez! Bu işin bir de Anadolu yüzü vardır ki sanata Anadolu’da gelen bu zeval, böyle giderse bir gün merkezi yani İstanbul’u, Ankara’yı, İzmir’i de vuracaktır. Hâliyle bugün oralardan bu “tahliye kararı”na ses çıkarmayan her bir sanatçı, ileride bu dönemi işleyen bütün tarih kitaplarında “Anadolu’yu unutanlar” başlığı altında inceleneceklerdir, hiç şüphesiz!
Her neyse, konuyu bir “karanlık ihtimali” için açmışken “aydınlara” getirmenin sırası değil şimdi. Onlar da, eminim, çok çok üzülmüşlerdir bu valilik kararına! Ne bileyim, biri çıkıp yarın köşesinde yazacaktır kesin, öbürü çıkıp televizyonlarda konuşacak, bir diğeri hiç kimsenin haberi dahi olmasa günlüğüne yazacaktır gizli gizli, niçin olmasın! Hâlâ bir Uğur Mumcu, hâlâ bir Aziz Nesin, hâlâ bir İlhan Selçuk yaşıyorsa bir yerlerde, tabii canım, kesin olacaktır bunlar!
Sonuç itibarıyla bir kez daha dilerim ki iş buraya kalmadan, valilik bizzat kendi inisiyatifiyle, başta sanatevinin yılmaz emekçilerine ve en son ihtimalde Trabzon’un o kadim tarihine kulak vererek kararından döner ve Trabzon Sanatevi’ni Trabzon’un o çağdaş insanlarına yeniden teslim eder. Biraz yukarıda da söylediğim üzere, bunun aksi yönündeki her bir karar, kanatlarımızdan en az birinin kendi ellerimizle kırılması anlamına gelecektir ki devlet eli dediğimiz şey böylesi işlerden, böylesi imzalardan, böylesi kararlardan zaten kaçınmak için vardır. Bunu bu defa Trabzon Valiliği niçin ispatlamasın ki?
Kaynak: Edebiyat Burada - "Mertcan Karacan yazdı: Trabzon Sanatevi İçin Dilekli Ağıt" 17 Ağustos 2026
TRABZON DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU: TRABZON SANATEVİ KÜLTÜREL HAFIZAMIZDIR, DEVREDİLEMEZ!
Trabzon, yüzyıllardır yalnızca stratejik bir liman kenti değil; kültürün, sanatın, edebiyatın ve hür düşüncenin de Doğu Karadeniz'deki en köklü merkezlerinden biri olmuştur. Bu kadim şehrin ruhunu ayakta tutan unsurlar ruhsuz beton yapılar değil; sanatın, estetiğin ve fikrin nefes aldığı canlı kültür mekânlarıdır.
Bugün Trabzon Sanatevi’nin valilik kararıyla boşaltılarak Trabzon Üniversitesi’ne devredilmek istenmesi, sıradan bir idari bina tahsisi değildir. *Bu karar, Trabzon’un ortak kültürel hafızasına vurulmuş ağır bir darbedir.*
Mülki idarenin temel görevi, yalnızca kamu binalarını yönetmek veya güvenlik tedbirleri almak değildir. Asıl sorumluluk; sanatı, sanatçıyı ve özgür düşünceyi destekleyerek vatandaşların daha çağdaş, estetik ve yaşanabilir bir kentte buluşmasına öncülük etmektir. Kentler betonlaşarak değil; tiyatrolarıyla, konser ve opera salonlarıyla, müzeleriyle ve bağımsız sanat evleriyle büyür.
Daha önce şehrimizin simgelerinden olan Opera Binamızı kaybettik. Bugün ise Trabzon’un sanat damarı olan Sanatevi’ni kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün defalarca ziyaret ettiği ve tarihi kararlar aldığı bu kadim şehir, kültür ve sanat alanında geriye götürülmeyi değil, geleceğe taşınmayı hak etmektedir.
Valiliğin ve yerel yöneticilerin yapması gereken; var olan sanat alanlarını tasfiye etmek değil; şehre yeni kültür merkezleri kazandırmak, sanatsal üretimin ve gençlerin önünü açmaktır.
Trabzon Düşünce ve Kültür Platformu olarak;
•Trabzon Sanatevi'nin sanatsal işlevinden koparılmasına yönelik bu kararı yanlış buluyor ve kınıyoruz.
•Yetkilileri, şehrin sivil toplum dinamiklerini ve sanat çevrelerini yok sayan bu karardan derhal geri dönmeye davet ediyoruz.
Unutulmamalıdır ki; sanatın sustuğu kentlerde fikri karanlık hâkim olur. Kadim şehrimiz Trabzon bunu asla hak etmemektedir.
_Kamuoyuna saygıyla duyurulur._
TRABZON DÜŞÜNCE VE KÜLTÜR PLATFORMU
İlginizi Çekebilir