A. Bahçekapılı'nın seçtikleri-3
GÜNDEMGerek ulusal, gerekse yerel basında, sosyal medyada görüp/okuyup bu grupta da okunmasını istediğim yazılar: -Hanımlar beyler, kıymayın bu Cumhuriyete! - Emre Kongar -Atatürk'e ve Cumhuriyete Suikast- Sinan Meydan -
“Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır).” (Gazi M. Kemal Paşa, 19 Haziran 1926)
15 Haziran 1926’da ortaya çıkan Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik İzmir Suikast Girişimi’nin üstünden tam 100 yıl geçti. Türk Bağımsızlık Savası’nın lideri ve başkomutanı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucu önderi Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Cumhuriyet daha 3 yaşını doldurmadan bir suikastla ortadan kaldırılmak istenmişti. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal’i ortadan kaldırmaya yönelik İzmir Suikast Girişimi aslında Cumhuriyet’e yönelik bir suikast girişimiydi. 15 Haziran 1926’da açığa çıkan suikastın sonuçsuz kalması ve sonrasında İstiklal Mahkemelerinde suikastçılarla birlikte devrim karşıtlarının da etkisiz hale getirilmesi ise sadece Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün değil, onunla birlikte Cumhuriyet’in yaşamasını ve Türk Devrimi’nin devam etmesini sağladı.
İZMİR SUİKASTI ÖNCESİNDE SİYASAL DURUM
1923’te cumhuriyet ilan edilmiş, 1924’te halifelik kaldırılmış, haneden sürgün edilmiş, şeriat bakanlığı kaldırılmış, şeriat mahkemeleri ve medreseler kapatılmış, eğitim öğretim birleştirilmişti. 1925’te tekke, zaviye, türbe ve tarikatlar kapatılmıştı. Şapka Kanunu çıkarılmıştı. 1926’da Türk Medeni Kanunu kabul edilmişti. Atatürk’ün, Cumhuriyeti laikleştiren devrimlerinin art arda gelmesi, eski düzenden yana saltanatçıları, hilafetçileri, gericileri, bölücüleri ve dönemin muhaliflerini rahatsız ediyordu. Bu rahatsızlığın ilk belirtisi olarak 1924 yılının sonunda, Kazım (Karabekir), Rauf (Orbay), Refet (Bele), Ali Fuat (Cebesoy) ve Dr. Adnan (Adıvar) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. 1925 yılında ise Cumhuriyet karşıtı gerici ve bölücü Şeyh Sait İsyanı çıktı. İsyanı bastırıldı. İsyancılar, İstiklal Mahkemelerinde yargılayıp cezalandırıldı. Kanuna eklenen bir maddeyle “Dinin siyasete alet edilmesi vatana ihanet suçu” sayıldı. Dini siyasete alet ederek isyanın çıkmasında etkili olduğu düşünülen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. İşte İzmir Suikastı böyle bir siyasal ortamda gerçekleştirilmek istendi.
İZMİR SUİKASTİNİN AÇIĞA ÇIKMASI VE TUTUKLAMALAR
Mayıs 1926’da önce Başbakan İsmet (İnönü), Meclisin tatil olmasından yararlanarak bir yurt gezisine çıktı. Sonra da Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir’de tamamlanacak bir yurt gezisine çıktı. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’ün İzmir’den önceki son durağı Balıkesir’di. 13 Haziran’da Balıkesir’e geçen Gazi Paşa, 17 Haziran’da İzmir’de olacaktı.
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), 14 Haziran’da Balıkesir’den İzmir’e hareket edecekken İzmir Valisi Kazım (Dirik), İzmir’de kendisine bir suikast düzenleneceğini haber aldıklarını bildirdi. Kazım (Dirik) aynı haberi Ankara’ya dönen Başbakan İsmet (İnönü)’ye de bildirmişti.
15 Haziran 1926’da Giritli Şevki adlı bir motorcu, İzmir’de Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e suikast yapılacağını İzmir Valisi Kazım (Dirik)’e ihbar etmişti. Suikast planına göre Mustafa Kemal (Atatürk) otomobille İzmir’de Kemeraltı’ndan geçerken suikast gerçekleştirilecekti. Plana göre suikastçıları motoruyla Sakız Adası’na kaçıracak olan Giritli Şevki, suikastçılardan Sarı Efe Edip ile Manisa Milletvekili Abidin’in ortadan kaybolmasından şüphelenerek suikastı ihbar etmişti. Bunun üzerine harekete geçen İzmir Polisi, eski Rize Milletvekili Ziya Hurşit, Rizeli Laz İsmail, Batumlu Gürcü Yusuf ve İstanbullu Çopur Hilmi adlı suikastçıları İzmir’de silahlarıyla birlikte yakalamıştı.
Suikastın ortaya çıkmasıyla birlikte Ankara İstiklal Mahkemesi hemen harekete geçti. Başbakan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’nin hemen İzmir’e gitmesini istedi. Ali (Çetinkaya) başkanlığındaki İstiklal Mahkemesi, özel bir trenle İzmir’e hareket etti. Ancak mahkeme, Ankara’dan ayrılmadan önce, İzmir’de yakalanan sanıkların ilk ifadeleri (özellikle Ziya Hurşit’in itirafları) olayın, kısa süre önce kapatılan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (TpCF) ile bağlantılı olabileceğini düşündürdüğünden TpCF’li milletvekillerini tutuklamaya başladı. Milletvekillerinin dokunulmazlıkları vardı, ancak Cumhurbaşkanına yönelik bir suikast girişimine “suçüstü” yapılması nedeniyle dokunulmazlıklar bir işe yaramayacaktı. Tutuklanan eski TpCF’liler arasında Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat (Cebesoy) da vardı.
Kazım Karabekir Paşa’nın tutuklandığını duyan İsmet (İnönü), İstiklal Mahkemesi’ne haber vermeden Polis Müdürüne emir vererek Karabekir’i serbest bıraktırdı. Bunun üzerine İstiklal Mahkemesi, Kazım Karabekir Paşa’yı yeniden tutukladı. Ayrıca mahkeme, kararına karşı gelen Başbakan İsmet (İnönü)’yü de tutuklamak istedi. Ancak İsmet İnönü, çok sonradan yayımlanan Hatıralarında bu iddianın doğru olmadığı belirtecekti. Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İsmet (İnönü)’yü İstiklal Mahkemesi üyeleri ile görüşmesi için İzmir’e çağırdı. İzmir’e gidip mahkeme üyeleriyle görüşen ve soruşturma hakkında bilgi alan İsmet (İnönü), tutuklamaların gerekliliğini kabul edecekti. (Aybars, s. 341)
Eski TpCF’liler yanında eski İttihat ve Terakki ileri gelenlerinden bazıları da soruşturma kapsamına alınıp tutuklanacaktı.
CUMHURİYET SONSUZA KADAR YAŞAYACAK
16 Haziran 1926’da İzmir’e giden gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı. Yerel ve ulusal basında Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e saygı, sevgi ve bağlılık bildiren yazılar yayımlandı. Her taraf bayraklarla süslendi. Belediyenin kurduğu bir tak üzerinde şöyle yazıyordu: “İzmir Seninle Beraberdir Büyük Gazi”. Gece denizde tekneler, gemiler ve halk Gazi’yi selamladı. Naim Palas otelinin önünde toplanan İzmirliler Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e bağlılık gösterisinde bulundular. Otelin önüne çıkıp halkı selamlayan Gazi, “Ben ölürsem bile soylu ulusumuzun beraber yürümekte olduğumuz yoldan ayrılmayacağına inancım vardır. Bu nedenle gönül rahatlığı içindeyim. Düşmanlarımız istedikleri kadar, düşünebildikleri kadar iğrenç çarelere baş vursunlar; onların son güçleriyle yapacakları davranışlar bizim devrim ateşimizi söndüremez…” dedi. (Goloğlu, s. 214; Turan, s. 137)
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), 16 Haziran 1926, İzmir
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik suikast girişimi 18 Haziran 1926’da halka duyuruldu. İzmir’de Ahenk gazetesi 18 Haziran 1926 tarihli sayısında “Milletin göz bebeği, Türk tarihinin yüce kahramanı öldürülebilir mi?” diye sorarak Gazi Paşa’ya şöyle sesleniyordu: “Sen milletin ruhusun. Milletin ruhuna kimse el uzatamaz. Sağ ol ve sağ olacaksın. Allah seni saklar…” (Aybars, s. 335-336)
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik suikast girişimine karşı yurdun dört bir yanında çeşitli kuruluşlarca mitingler düzenlendi. 20 Haziran’da İstanbul Darülfünunu’nda düzenlenen mitinge katılanlara Atatürk’ün son fotoğraflarından biri dağıtılacaktı. (Cumhuriyet, 20 Haziran 1926, s.1) İzmir’e ve Ankara’ya, Gazi Paşa’ya geçmiş olsun dileklerini sunmak için heyetler gitti.
İzmir Suikastı hakkında haberlere yer veren 20 Haziran 1926 tarihli Cumhuriyet gazetesi
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), yakalanan sanıkları İzmir’de Naim Palas oteline getirerek kendileriyle yüzleşti. Ziya Hurşit’e, “Seninle bunca arkadaşlık ettik. Hayatıma kastedecek kadar ileri gitmene sebep olan neydi?” diye sorduğunda başını önüne eğen Ziya Hurşit, Gazi’ye yanıt veremedi. Gürcü Yusuf ise “Bana bomba atabilecek miydin?” sorusuna “Seni gördükten sonra atamazdım” yanıtını verdi. Bunun üzerine Gazi Paşa şunları söyledi: “Ben şahsen intikamdan hoşlanan bir adam değilim. İş mahkemeye aktarılmıştır. Bunun sonucunu beklemek lazımdır. Bu işe karışmaya hakkım yoktur.” (Turan, s. 137)
Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), İzmir Suikast Planı’nın açığa çıkmasından 4 gün sonra, 19 Haziran 1926’da İzmir’de Anadolu Ajansı’na şu demeci verdi:
“Alçak teşebbüsün benim şahsımdan çok kutsal Cumhuriyetimize ve onun dayandığı yüksek ilkelere dönük bulunduğuna şüphe yoktur. Bu nedenle genel olarak gösterilen duygularla Cumhuriyetimize ve ilkelerimize olan aşırı bağlılığın ne kadar kopmaz güçte olduğu kanısına bir kez daha vardım. Temeli, büyük Türk milleti ve onun kahraman evlatları olan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve şuurunda kurulmuş bulunan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan ilham alan ilkelerimizin bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceğini sananlar çok zayıf dimağlı bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, Cumhuriyet’in adalet ve kudreti pençesinde hak ettikleri işleme uğramaktan başka elde edecekleri bir şey olamaz. Benim naçiz (değersiz) vücudum bir gün elbet toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza kadar yaşayacaktır) ve Türk milleti güvenliğini ve mutluluğunu sağlayan ve koruyan ilkelerle uygarlık yolunda durmaksızın yürüyecektir. “(Goloğlu, s. 215-216)
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), Cumhuriyet hükümeti ve Cumhuriyetçi basın, İzmir Suikastı Girişimi’ni Cumhuriyet’e, Türk Devrimi’ne karşı bir girişim olarak gördü. Bu nedenle İstiklal Mahkemeleri, sadece suikastı gerçekleştirecekleri ve suikastı planlayanları değil, onların ilişki kurduğu eski İttihatçıları ve kısa süre önce kapatılan muhalif TpCF kurucularını ve milletvekillerini de yargılayacaktı.
SUİKAST SORUŞTURMASI
İstiklal Mahkemesi İzmir’de göreve başlar başlamaz önce eski Rize Milletvekili Ziya Hurşit’i sorguladı. Ziya Hurşit, 1925 yılı ortalarından başlamak üzere Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’yı ortadan kaldırmak için suikast planları yapanlarla birlikte hareket ettiğini itiraf etti. Bu amaçla önce eski Ankara Valisi Abdülkadir ve TpCF’li İzmit Milletvekili Şükrü ile anlaştığını açıkladı. Aralık 1925’te Mustafa Kemal Paşa’ya suikast düzenlemek için Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’la birlikte Ankara’ya gidip Şükrü Bey’le buluştuklarını, orada TpCF Kulübünde kaldığını; Çankaya Köşkü ve TBMM çevresinde incelemeler yaptıklarını, ancak Ankara’yı suikast için uygun bulmadıklarını, ayrıca ağabeyi Ordu Milletvekili Faik (Günday) ile TpCF ileri gelenlerinin suikast girişimine karşı çıktıklarını belirtti.
Soruşturma sonunda elde edilen belge ve bilgiler göre suikastın planlanmasında en etkili isim İzmit Milletvekili Şükrü Bey idi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra İzmit’te Halk Partisi’ne girmiş, milletvekili seçilmiş, ancak daha sonra TpCF’ye geçmişti.
Suikastın İzmir’deki planlayıcısı ise Sarı Efe Edip adlı eski jandarma yüzbaşısı ile Manisa Milletvekili Abidin Bey’di.
İstiklal Mahkemesi soruşturmasına göre Ziya Hurşit’in “suikastçıların başı” olduğu, TpCF üyesi ve İzmit Milletvekili Şükrü Bey’in evinde İstanbul’da yapılan gizli toplantılarda Cumhurbaşkanının öldürülmesi için Ziya Hurşit ve arkadaşlarının görevlendirildiği, suikastın, önceki kış Ankara’da bazı kimselerin evinde planlandığı ve Ankara’da gerçekleştirilmek istendiği ancak koşullar uygun olmadığı için bundan vazgeçildiği, daha sonra Bursa’da gerçekleştirilmek istendiği, ancak ondan da vazgeçilerek İzmir’de karar kılındığı anlaşıldı. Suikast girişimine “gizli bir komite” karar vermişti ve suikast sayesinde hükümetin değiştirilmesi amaçlanıyordu.
Soruşturmaya göre Ziya Hurşit Ankara’da Eskişehir Milletvekili Alb. Arif (Ayıcı) ile tanışmış, Mustafa Kemal’i locasında öldürmeyi tasarlamış, daha sonra bundan vazgeçip Alb. Arif’in bahçesinde yapmaya karar vermişti. Ancak İzmit Milletvekili Şükrü, sarhoş bir anında bu planı açık edince Erzincan Milletvekili Sabit (Sağıroğlu), suikast planını Rauf (Orbay)’a haber vermiş, Rauf (Orbay) da Ziya Hurşit’in ağabeyi Faik (Günday)’a iletmiş ve Ziya Hurşit Ankara’dan uzaklaştırılmıştı. Ancak Rauf (Orbay) suikast girişimini hükümete haber vermeyi gerekli görmemişti.
Savcı Necip Ali (Küçüka), TBMM Başkanlığına gönderdiği telgrafta, suikast girişiminin TpCF ileri gelenleri tarafından planladığını belirterek söz konusu milletvekillerinin Anayasanın 17.maddesi gereği tutuklandıklarını belirtti. İstiklal Mahkemesi’nin Anadolu Ajansı’na verdiği listeye göre 49 kişi tutuklanmıştı. Tutuklanan 24 milletvekili arasında Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Refet (Bele), Cafer Tayyar (Eğilmez), İsmail Canbolat ve Alb. Arif (Ayıcı) da vardı. Rauf Orbay o sırada yurt dışında olduğu için gıyaben yargılanacaktı. Kara Kemal ile eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey ise kaçıp gizlenmişlerdi.
Soruşturmaya göre suikast girişiminin perde arkasında eski Maliye Bakanı Cavit Bey vardı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra dağılan İttihat Terakki Fırkası’nı canlandırmaya çalışıyor, bu amaçla İstanbul’da gizli toplantılar düzenliyormuş, İstanbul’da kendisine eski İttihatçılardan Kara Vasıf ve Kara Kemal yardım ediyormuş, Anadolu’daki çalışmaları yine eski İttihatçılardan Küçük Talat yönetiyormuş…
DURUŞMALAR
İzmir Suikast Girişimi yargılamaları İzmir’de mahkeme salonu haline getirilen Elhamra Sineması’nda yapıldı. Açık yargılamalar 26 Haziran 1926’da başladı. Önce Savcı Necip Ali Bey, suikastın kimlerce ne zaman ve nasıl planladığını anlatan iddianamesini okudu.
İzmir’de İstiklal Mahkemesi salonu
İlk yargılanan Ziya Hurşit her şeyi itiraf etti. “Maksadımız suikast idi” dedi. Abdülkadir ve Şükrü Beylerle nasıl anlaştığını, suikast planını nasıl hazırladıklarını anlattı. 4 tabancayı da Şükrü Bey’in verdiği parayla satın aldıklarını söyledi.
Onun sorgusundan sonra Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’un sorgusuna geçildi. İddianamedeki suçlamaları kabul ettiler. Fakat bilgisiz olduklarını söyleyip pişman olduklarını belirttiler.
Ziya Hurşit’in ağabeyi Ordu Milletvekili Faik Bey, Rauf Bey’in kendisine, Ziya Hurşit’in Gazi Paşa’ya bir suikast planladığını belirtip buna engel olmasını söylediğini belirtti. Daha sonra Rauf Bey’in bunu Kazım Karabekir Paşa’ya da söylediğini ve Refet Paşa’nın da haberi olduğunu söyledi.
Şükrü Bey ise Laz İsmail’i tanımadığını, Ziya Hurşit’i tanıdığını, fakat suikastla ilgisinin olmadığını söyledi. Ancak Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Sarı Efe Edip, Alb. Rasim ve Faik kendisini yalanladılar.
Alb. Arif de Ziya Hurşit ve Laz İsmail’i tanıdığını ancak İsmail’i evinde konuk etmediğini söyledi. Ancak tanık olarak dinlenen şoförü ve hizmetçisi onu yalanlayarak İsmail’in evde kalarak uzun uzun konuştuklarını söylediler.
27 Haziran 1926’da Gazi Mustafa Kemal (Atatürk), gazetelerde şöyle bir demeç verdi: “İnsanlar daima yüksek, temiz ve kutsal hedeflere yürümelidirler. Böyle davranışlardır ki, insan olanın vicdanını, dimağını ve bütün insani kavramlarını sağlar. Böyle yürüyenler ne kadar büyük fedakârlık yaparlarsa o kadar yükselirler ve böyle davranışlar kesinlikle açık olur. Çünkü alnı açık, dimağı açık, kalp ve vicdanı açık insanlarla yönetilebilen sosyal topluluklar ancak bu anlamda davranışların izleyicisi olabilirler. Düşünce, duygu ve teşebbüslerini gizli tutanlar, gizli amaç uygulamaya davrananlar, kesinlikle arlanmayı ve utanmayı gerektiren, aklın ve mantığın dışında hareket edenler olabilirler. Bu gibi müteşebbislerin sonu, önünde sonunda hüsrandır…”
3 Temmuz 1926’da Cumhurbaşkanına suikast girişiminde bilgi sahibi oldukları düşünülen paşaların sorgusuna başlandı. Kazım Karabekir, Ali Fuat (Cebesoy), Cafer Tayyar (Eğilmez) ve Refet (Bele) suikasttan habersiz olduklarını söylediler. Ancak Refet (Bele) bir gece Ankara’da Rauf (Orbay)’ın kulüp kapısında gördüğü bazı kişilerden şüphelendiğini, kendisinin hükümete haber vermek istediğini, fakat Rauf (Orbay)’ın “Ortada kuşkudan başka bir şey yok!” deyice bundan vaz geçtiğini söyledi.
6 Temmuz 1926’da eski İttihatçılardan Maliye Bakanı Cavit Bey’in sorgusuna geçildi. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Cavit Bey’in evinde Kara Kemal’le yapılan toplantılar gündeme getirildi. Cavit Bey, suçlamaları kabul etmedi. Ondan sonra da İttihatçılardan İsmail Canbolat sorgulandı. O da suikasttan haberi olmadığını söyledi.
Eski Maliye Bakanı Cavit Bey İstiklal Mahkemesinde yargılanırken
İstiklal Mahkemesi kararını 13 Temmuz 1926’da açıkladı. Suikastla hiçbir ilgisi olmadığına karar verilenler beraat ettirildiler. 15 sanık ise Anayasayı değiştirmek suçlamasıyla Ceza Yasasının 57. Maddesi gereğince idam cezasına çarptırıldılar. Bunlar arasında yakalanamadıkları için gıyaben yargılanan Kara Kemal ve eski Vali Abdülkadir de vardı. 14 Temmuz 1926’da tutuklu 13 kişi (Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey, Alb. Arif, Hafız Mehmet, Halis Turgut, İsmail Canbolat, Abidin Bey, Rüştü Dadaş, Vet. Alb. Rasim ve Sarı Efe Edip) idam edildiler. Kara Kemal yakalanmak üzereyken intihar edecekti. Abdülkadir ise yakalanarak idam edilecekti.
İstiklal Mahkemesi, “Hükümeti devirmek için gizlice örgütlenmişler” dediği ve “Kara Çete” diye adlandırdığı İttihatçıların Ankara’da yargılanmasına karar verdi. Bu kapsamda Cavit Bey’in, Rauf (Orbay)’ın ve Dr. Adnan (Adıvar)’ın de aralarında olduğu 52 sanık Ankara’da yargılandı. Ancak Rauf (Orbay) ve Dr. Adnan (Adıvar) yurt dışında oldukları için gıyaben yargılandılar. Mahkeme çağırmasına karşın Türkiye’ye dönmediler.
Duruşmalar 2 Ağustos 1926’da başladı. İstiklal Mahkemesi kararını 23 gün sonra, 26 Ağustos 1926’da açıkladı. Mahkeme, Cavit Bey, Dr. Nazım, Ardahan Milletvekili Hilmi Bey ve Nail Bey’in Anayasayı zorla değiştirmeye kalmak suçuyla idamlarına; Rauf (Orbay) ile eski İzmir Valisi Rahmi Bey’in 10 yıl sürgünlerine; Salih ve Osman Kahya’nın 10 yıl hapislerine; diğer sanıkların ise beratlarına karar verdi. İdam cezaları 27 Ağustos 1926 sabahı infaz edildi. Böylece İzmir Suikast Girişimi ve ona bağlı İttihatçılar davasında toplam 18 kişi idam edildi. (Aybars, s.367-368; Turan, s. 147)
İzmir Suikast Girişimi nedeniyle yargılanıp beraat eden paşalar ise tekrar orduya dönemediler. 5 Ocak 1927’de emekli edildiler. Ceza alan Rauf (Orbay) ise Cumhuriyetin 10. Yılında, 26 Ekim 1933’te çıkarılan af yasasından iki yıl sonra 1935’te Türkiye’ye döndü.
***
Prof. Dr Şerafettin Turan’ın dediği gibi “İzmir Suikastına ilişkin yargılamalarla Cumhuriyet rejimi ve başlamış olan devrim savunulmuştu. Bu çerçevede TBMM’nin birinci döneminde doğan muhalefeti yaratanlar ve kapatılan TpCF’yi kuranların bir kesimi ile İttihatçılığı canlandırmak isteyenlerin öncüleri cezalandırılmışlardı. Böylece iktidar karşısındaki muhalif grup devrim yararına susturulmuştu.” (Turan, s. 148)
Sonuç olarak 15 Haziran 1926’da açığa çıkan, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk)’e yönelik İzmir Suikast Girişimi -suikastı gerçekleştirecekler silahlarıyla suçüstü yakalanıp suikastı itiraf etmişlerdi- sadece Cumhurbaşkanına yönelik değil, onun şahsında Cumhuriyet’e yönelikti. Cumhuriyet, 1925’deki Şeyh Sait İsyanı’ndan kısa süre sonra, 1926’da ikinci bir suikastla karşı karşıya kalıyordu. Bu nedenle İzmir Suikast Girişimi sonrasında İstiklal Mahkemeleri sadece suikastçıları değil, onlarla az çok ilişkide olan Cumhuriyet karşıtı muhalefeti de sorgulayarak etkili isimlerini etkisiz hale getirdi. Böylece henüz daha 3 yaşını doldurmamış Cumhuriyeti yaşatma ve Türk Devrimi devam ettirme kararlığı herkese gösterildi.
Kaynakça
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.3, Ankara, 1983.
Ergün Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009.
Feridun Kandemir, İzmir Suikastı’nın İç Yüzü, İstanbul, 1955.
Mahmut Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, İstanbul, 2006.
Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, Yeni Türkiye’nin Oluşumu, 3. Kitap, Birinci Bölüm, Ankara, 2005.
Hakimiyet-i Milliye, Cumhuriyet gazeteleri (Haziran 1926- Ağustos 1926 arası çeşitli sayılar)
Kaynak: Cumhuriyet-16 Haziran 2026
Öteki yazılar için bekleyiniz…
İlginizi Çekebilir