İstanbul
02 Kasım, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

'Bugün beni pazara çıkardılar!'

'Bugün beni pazara çıkardılar!'
"Bugün beni güneşe çıkardılar" diye bir dizesi var büyük şairin. Ona benzedi durumum: Bugün beni pazara çıkardılar! Bakın, nasıl!

İSTANBUL/ATAŞEHİR- Bir dilim tam buğday ekmek, 5 yeşil, 5 siyah zeytin, kibrit kutusu kadar peynir, 2-3 açık çay… Sabah kahvaltısı için diyetisyenin önerileri… İstersen uyma. Evin egemeni fazlasını getirmez yemek masasına. Sağlık önemli! Doktorun 3-5 dakikalık zaman aralığında yaptığı uyarılar daha da önemli. Canın istese de, ulaşamazsın başka bir nevaleye. Olsun. İçeceğin haplar da hazır. Sabah tok karnına 5 adet. Öğleden sonra 2, akşam tok karnına 3, yatma vakti 2 olmak üzere hazır. Sağdan da saysan 12, soldan da saysan 12. Böbrekler dayanır mı? Dayanacak. Bu dünyada yapacağımız daha çoook iş var. Umutsuzluk yasak. 

      Kahvaltı sonrası ilaçlanınca telefonunuza bakarsınız…. Yaşasın! Emekli maaşı yatmış… Teknolojinin gözünü seveyim: Hemen, ev aidatını görder hesaba, kredi kartı yarın ödenecek ama belki unutursun, hemen öde… Her maaş aldığında torunlara ‘ödül’ verirsin, onu da ayır. Geriye ne kaldı? Herkesin aldığı kadarı… Olsun. ‘Kayık küçük olsa da, Tanrı büyük…’ 

       “Pazara erken gidelim, sonra çok kalabalık oluyor.” Evin egemeni, emekçisi öneriyor. “Az bekle, günün haberlerini yazayım…” “‘Çok uzatma, 5-6 tane yeter. Gerisini sonra yazarsın.” Olur mu? “Aslında olmaz. En çabuk bayatlayan şey, haberdir” sözünü yinelersin içinden. Söylemezsin. “Olur!”

     Çalışma odasına yönelirsin. “Tarihte bugün”, “Unutmazsanız Unutulmazlar”,  Bugün Doğum Günü olan ünlüler, Bugün Saltanatın Kaldırılışının yıldönümü, Bugün Harf Devriminin yıldönümü,  yaz, yaz yaz… Ardından güncellikler üşüşür parmaklarına… Fon soygunu… Akaryakıta zam… Sabah haberleri için bu kadar yeter mi, yetmez ama, yeter! 

      “Pazara gitmeye hazırım, bir kahve içtikten sonra” demeye kalmaz, bir bakarsın evin emekçisi elinde fincan, odanın kapısında. 

       “Bankaya uğramalıyız. Cüzdanımda para yok.”

        “Bende 1600 lira var. Yetmez mi?”

        “Fiyatları ve ihtiyaçları sen biliyorsun. Yeter diyorsan…” 

        “Yetmezse kredi kartıyla alırız…” 

         Çok tuhafıma gidiyor: "Pazarda kredi kartı…"  Aslında durumu anlatmanın en keskin olgusu. 

         Ataşehir Belediyesi Küçükbakkalköy Kapalı Pazaryeri'nin önünde yoğun trafik var, parkyeri sıkıntısından. Araçlar yol boylarına bırakılmış. Pazaryerinin yanında yıllardır otopark olarak kullandığımız alan su-çamur içinde. Kimsenin aklına iki kamyon mıçır dökmek gelmiyor, asfalt yapmayı istemekten vazgeçtim… Bu da beklenendir.  Sulara basmamaya-batmamaya dikkat ederek pazara giriyoruz. 

 

       Pazar tenha. Hem alışverişe gelenler bakımından, hem kurulu tezgâhlar bakımından. Fiyatlara dikkat ediyorum: Hepsi büyük büyük rakamlar. Gözlüklerimi takıp okuyorum, “tanesi” mi “kilosu” mu karıştırmayayım diye… 

        Ev emekçisi seçip seçip naylonlara koyuyor, pazarcı tartıyor, bana uzatıyor. Pazararabasına atıyorum. Bir böyle, bir daha… Sonra uyanıyorum: “Hemşerim, hesabı tutuyor musun?” “Ağabey, senin dudakların hareket halinde, belli ki hesaplıyorsun…” “Ya yanlış hesaplarsam…” “Senin canın sağ olsun… Bir de sen yanlış yap be abi.” “O kadar diyorsun yani…” “O kadar.”  Her şeyin yanlış gittiğini bu denli güzel anlatan bir söz, duydum mu, duymadım, ya da az duydum: “Bir de sen yanlış yap be abi.” 

         Pazarda her şey var… Her şeyden bol bol var… Çoğu alıcılar “hapishanede volta atıyor sanki…” Tezgâhların önünden hızlı geçiyorlar… 

        Yıllar önce okuduğum, yazarının kim olduğunu şimdi anımsamadığım, bence dünyanın en kısa öyküsü takılıyor aklıma:

         “Emekli Ali Rıza Efendi, tezgâhtan elmayı aldı, baktı, yerine koydu. Aldı, baktı, yerine koydu.” Öykü bu kadar. Bugünü anlatıyor gibi…

        Ali Rıza Efendi gibi, alıp bakıp yerine koymadık ama, alışverişi hızlı ve ölçülü yaptık. Eve döndük. Tekerlekleri çamurlanan pazararabasını kapı dışında bıraktık. Tezgâhın üzerine taşıdığım sebze-meyve-zeytin-peynir ve 1 kg hamsiye ne verdiğimizi sordu  evin emekçisi, hesaplamıştım. 1600 tl nakit, 1850 tl kredi kartı. Bir pazar arabasını bile doldurmayan, temel ihtiyaçların uzağındaki nevalelere verdiğimiz para: 3.450 Tl. 

          Bu öykü uzun oldu…Çilemiz gibi.  Anlayan bir sözden anlar!

Metin ve görseller: BRTHABERAJANSI-Alâettin Bahçekapılı

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 1
    SEVDİM
  • 3
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.