biri olan Fırtına Vadisi'ne yapılan, ülkemizin elektrik enerjisinin ancak binde dördünü karşılayacak hidroelektrik santralının çevreye vereceği zarar düşünülmeden yatırım kararı alınmıştır. ÇED raporu yetersizliklerle doludur. Bölge halkı yasal yollara başvurmak zorunda bırakılmıştır.
Bölgede, Samsun'da bulunan gübre ve bakır, Ereğli ve Karabük'te demir-çelik, Çaycuma'da selüloz-kâğıt, Bartın, Trabzon ve Ünye'deki çimento fabrikalarından kaynaklanan hava kirliliği görülmekte, Murgul ve Zonguldak'taki maden işletmeleri de partikül madde kirliliğine neden olmaktadır. Ayrıca, özellikle Batı Karadeniz evsel ısınmadan kaynaklanan hava kirliliği sorununu yaşamaktadır.
Türk Boğazları'yla birlikte Karadeniz'i tehdit eden bir etken de "tehlikeli madde taşımacılığı"dır: Karadeniz'e her yıl eklenen 200 bin tonluk petrol kirliliğinin ancak 2 bin tonu doğa tarafından temizlenebilmektedir. Durum buyken, Hazar petrollerinin gündeme girmesiyle Karadeniz'de tehlikeli madde taşımacılığının boyutları katlanılamaz boyutlara ulaşmıştır. Bu yüzden, Karadeniz'in büyük bir felaketle karşılaşmaması için Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın yaşama geçirilmesi ve tek seçenek olarak desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, uluslararası petrol tekellerinin, bu hattın dışında yeni liman ve hatlarla Karadeniz'de tankerler aracılığıyla petrol taşımacılığını sürdürecekleri kuşkusunu taşıyoruz.
Bölgenin kentsel, mimari, tarihi , doğal ve kültürel değerleri kıskançlıkla ve titizlikle korunmayı gerektirecek sorunlar içindedir.
Bergama'da siyanürle altın aranmasının benzerlerini bölgede yaşama geçirme girişimlerini kaygıyla karşılıyoruz.
Bölgenin tek ürüne bağlı geçim kaynakları çeşitlendirilmeye muhtaç ve olanaklıdır.
Karadeniz Bölgesi, yatırımlardan ve ulusal gelirden en az pay alan konumdadır. Bu nedenle içe ve dışa hem beyin, hem de sermaye kaçışı, göç olgusu önlenememektedir.
Bölgeye özgü kültür alaşımı önyargılı ve bilgiye dayanmayan saldırılar altındadır."
Görüldüğü gibi Karadeniz, karası, havası ve deniziyle çok ivedi çözüm bekleyen çevre sorunlarıyla karşı karşıyadır. Bölge, ülke ekonomisine taşıdığı değerlerle ölçüştürülemeyecek kadar az pay almaktadır ulusal gelirden ve yatırımlardan. Yapılan göstermelik yatırımlar "sürdürülebilir kalkınma" ilkelerine uygun olarak planlanmamaktadır. Ülkenin birliği ve bütünlüğünün "çimentosu" olan bölge halkı, "tarifsiz kederler içinde" "harap ve bitap"tır. Bölgenin içinde bulunduğu ekonomik, toplumsal, kültürel ve çevresel sorunlar kararlı, tutarlı, ülke ve dünya gerçeğine dayalı siyasal tavır ve uygulamalarla çözülebilir inancındayız. Bu tavrın, "çok geç olmadan" bir an önce gösterilmesini bekliyor ve demokratik gücümüzün bu yöndeki tutumların arkasında olacağını vurguluyoruz. “
Kaynak: 2011 yılında Yayımlanmış yazımızdır.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.