İstanbul
04 Kasım, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

'Krizin faturasını halkımız ödemeyecek!'

'Krizin faturasını halkımız ödemeyecek!'
Trabzon Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, Kahramanmaraş Caddesi boyunca gerçekleştirdikleri kitlesel yürüyüşün ardından Meydan Parkı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

Trabzon Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, Kahramanmaraş Caddesi boyunca gerçekleştirdikleri kitlesel yürüyüşün ardından Meydan Parkı’nda bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

Hükümet tarafından açıklanan Orta Vadeli Program’a (OVP) karşı seslerini yükseltmek amacıyla kitlesel bir yürüyüş düzenledi. Kent merkezindeki Kahramanmaraş Caddesi boyunca sloganlar eşliğinde yürüyen grup, yürüyüşlerini Meydan Parkı’nda tamamladı.

Meydan Parkı’nda platform adına basın açıklamasını gerçekleştiren Muhammet İkinci, 2027–2029 yıllarını kapsayan programın emekçilerin ve dar gelirlilerin sorunlarına çözüm üretmekten uzak olduğunu belirterek; özelleştirmeler, artan vergi yükü ve ekonomik tercihlere ilişkin eleştirilerde bulundu.

Emekçilerin ücreti erirken sermaye korunuyor!


Milyonlarca işçi ve kamu emekçisi aldığı ücretle ay sonunu getiremezken; emekliler temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, üreticiler artan maliyetler altında ezilirken 'mali disiplin' adı altında yine emekçilere fedakârlık dayatılıyor. Kâr eden kamu varlıkları özelleştirilirken, zarar ve borçlar halkın sırtına yükleniyor.

Cevap aranması gereken soru şudur: Mali disiplin neden emekçinin ücretine geldiğinde hatırlanıyor da sermayenin teşvikleri, vergi ayrıcalıkları, garanti ödemeleri ve kamu kaynaklarından aldığı pay söz konusu olduğunda unutuluyor?

 

Vergide adalet istiyoruz!


Programda OVP’de vergi yükünün önümüzdeki yıllarda artması öngörülüyor. Ancak Türkiye’nin temel sorunu yalnızca verginin miktarı değil, kimin vergi ödediğidir. Ücretliler daha maaşlarını almadan vergisini öderken; servet ve rant sahiplerinin, büyük şirketlerin ve yüksek gelir gruplarının vergilendirilmesinde aynı adaleti göremiyoruz.

Halkın vergileriyle yapılan otoyol ve köprülerden bir kez daha geçiş ücreti alınması, yurttaşın aynı hizmet için tekrar tekrar ödeme yapmaya zorlanması kabul edilemez. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınmalıdır. Dolaylı vergilerin ağırlığı azaltılmalı; servet, rant ve yüksek gelirler etkin biçimde vergilendirilmelidir.

Kamu varlıkları halkındır! Kamu kaynakları şirketlerin kârını büyütmek için değil, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmalıdır!

OVP’de kamu varlıklarının ekonomik değere dönüştürülmesinin önü açılıyor. Bu anlayış, halkın vergileriyle oluşturulan ortak birikimlerin sermayeye devredilmesinin önünü açmaktadır. Köprüler, otoyollar, enerji, iletişim ve diğer kamu hizmetleri birer kâr alanı olarak görülmektedir. 

Buradan açıkça ifade ediyoruz: Kamu varlıkları satılacak birer meta, kamu hizmetleri ise sermayeye devredilecek birer kâr alanı değildir. Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi, halkın ortak servetinin sermayeye peşkeş çekilmesidir. Yıllık milyarlarca lira gelir sağlayan bu varlıkların 30 yıllığına devredilmesi, kamuya kaynak yaratmak değil, geleceğin gelirlerini bugünden sermayeye aktarmaktır.

Mevcut köprü ve otoyolların tamamı kamulaştırılmalı, ulaşım temel bir kamu hizmeti olarak ücretsiz hale getirilmelidir. Eğitim, sağlık, barınma, ulaşım, enerji ve diğer temel hizmetler herkes için parasız, nitelikli ve kamusal olarak sağlanmalıdır. Kamu kaynakları şirketlerin kârını büyütmek için değil, toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmalıdır.

Verimlilik ve büyüme adı altında kamuya zarar verilemez!


İktidar, kamu varlıklarının özelleştirilmesini 'verimlilik' ve 'ekonomik değer' söylemleriyle savunuyor. Oysa kamuya ait köprü ve otoyolların gelirleri şeffaf biçimde açıklanmıyor. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün 2018 yılına kadar düzenli olarak paylaştığı gelir, gider ve maliyet bilgileri kamuoyuyla paylaşılmıyor.

Şeffaflığın olmadığı, gelirlerin ve maliyetlerin açıklanmadığı bir ortamda yapılan özelleştirme, kamu yararını değil, sermayenin çıkarlarını gözetir. Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, hangi varlığın ne kadar gelir sağladığını ve hangi bedelle devredileceğini bilmek halkın hakkıdır.
Esnek çalışma değil, güvenceli çalışma!

Programda 'güvenceli esneklik' ve yeni çalışma modelleri öne çıkarılıyor. Oysa emekçilerin ihtiyacı daha fazla esneklik değil; kadrolu, güvenceli, sendikalı ve insanca çalışma koşullarıdır. Dijital dönüşüm; işten çıkarmanın, iş yükünü artırmanın ve çalışanlar üzerindeki denetimi ağırlaştırmanın aracı haline getirilemez. Teknolojik gelişmenin sağladığı kazançlar sermayeye bırakılmamalı; çalışma süresinin kısaltılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için kullanılmalıdır.

 

Üreticiyi yoksullaştıran, halkı pahalılığa mahkûm eden düzene son!

 

Tarımda ve sanayide yaşanan sorunlar, üreticinin artan maliyetleri ve halkın temel tüketim maddelerine ulaşmakta yaşadığı güçlükler ortadayken, ülkenin ihtiyacı piyasaya teslim edilmiş bir ekonomi değil; üretimi, emeği ve kamusal yararı esas alan bir ekonomik düzendir.

Sözleşmeli tarım adı altında üretimin şirketlerin denetimine bırakılması, çiftçiyi kendi toprağında şirketlere bağımlı hale getirecektir. Bu uygulama, bölgemizin temel geçim kaynakları olan çay ve fındık üreticilerini de doğrudan etkileyecek; ürünün fiyatı ve üretim koşulları üzerinde şirketlerin belirleyiciliğini artıracaktır. Maden sahaları uğruna tarım alanlarının, ormanların, su kaynaklarının ve yaşam alanlarının yok edilmesine izin verilemez. Toprağın ve doğanın geleceği, maden şirketlerinin kâr hırsına bırakılamaz.

Motorinin litre fiyatına yapılan 6,5 TL zam ile zam sağanağının fitili ateşlenmiş bulunmaktadır. Yüksek akaryakıt fiyatları ve otoyol geçiş ücretleri taşıma maliyetlerini artırmakta, bu artış doğrudan gıda fiyatlarına yansımaktadır. Halkın sofrasındaki pahalılığın nedenlerinden biri de ulaşımın ve taşımacılığın sermayenin kâr hırsına teslim edilmesidir. Çiftçi, işçi, esnaf, küçük üretici ve emekçi desteklenmeden bu ülkenin geleceği kurulamaz.

 

Sabır taşı çatladı! Gençlerin geleceğini çalan düzene itiraz ediyoruz!


Gençler iş bulamıyor, bulduğu işte güvencesiz ve düşük ücretlerle çalışıyor; milyonlarca genç geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalıyor. Biz gençlere 'sabredin' demiyoruz. Gençlere iş, özgürlük, nitelikli eğitim, barınma hakkı ve insanca yaşayabilecekleri bir gelecek istiyoruz.

Trabzon’dan bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkenin bütün yükünü emekçilere taşıtamazsınız! İşçiye, kamu emekçisine, emekliye, üreticiye, esnafa ve gençlere 'fedakârlık' dayatılırken sermayenin ayrıcalıklarını koruyamazsınız. Özelleştirme kararı derhal iptal edilmelidir.

Bizler; işçilerin, kamu emekçilerinin, emeklilerin, üreticilerin, gençlerin, kadınların, öğrencilerin, esnafın, meslek örgütlerinin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin ve bütün emek ve demokrasi güçlerinin ortak iradesiyle söylüyoruz:

* Krizin faturasını emekçiler ödemeyecek!
* Köprüler ve otoyollar halkındır!
* Ücretsiz ulaşım haktır!
* Yoksulluk kader değil, sömürü düzeni değiştirilebilir!
* Kaynaklar sermayeye değil, halka

adalet!
* Güvenceli iş, insanca yaşam, eşit ve özgür bir gelecek!
* Halkın bütçesi, emeğin Türkiye’si için mücadeleye devam edeceğiz!”

Kaynak: Kuzeyekspres

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!


  • 0
    SEVDİM
  • 1
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.