İstanbul
01 Ağustos, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

ATATÜRK’ÜN SON YADİGÂRI ÜLKÜ  İLE TAMAMLANAMAYAN SÖYLEŞİ

01 Ağustos 2026, Cumartesi 13:29
ATATÜRK’ÜN SON YADİGÂRI ÜLKÜ  İLE TAMAMLANAMAYAN SÖYLEŞİ

ATATÜRK’ÜN SON YADİGÂRI ÜLKÜ  İLE TAMAMLANAMAYAN SÖYLEŞİ

Alâettin BAHÇEKAPILI

    -Aaa, Rukiye Ablam.

Fotoğrafın bulunduğu sayfayı  -biraz da bilerek-  açık bırakmıştım kitabı uzatırken. Görür görmez, “Aaaa, Rukiye Ablam” diye bir yarım çığlık attı; gözleri parladı, fotoğrafa uzun uzun baktı, sonra yanındaki sandalyenin üzerinde duran çantasına uzandı, gözlüğünü aradı, buldu. Daha dikkatlice baktı fotoğrafa; “Nerden buldunuz ki bu fotoğrafı? Ne zaman çekilmiş? Bu kitapta ne anlatıyorsunuz?”

Soruları ardı ardına sıraladı.

8 ay kadar önceydi. Kasım 2011. Ataşehir Mozaik Çarşı’daki bir restaurantta yemekteydiler. Ataşehir Kız Yurdu’nun yetkililerinin daveti üzerine katıldığı bir yemekti. Restaurant sahibi haber vermişti bana. Hem yıllardır içimde sakladığım bir pişmanlıkla, hem de yetkililerin haber vermemesinin bozuntusuyla gitmiştim yanına. Elimde “Sesleri Bende Kaldı” kitabım. Pişmanlığım ya da Atatürk’ün manevi kızlarından Rukiye Erkin’den sonra, yaşayan tek “yadigâr”a, Ülkü’ye ilgi gösterip söyleşi yapmak isteğim, onun “anılarını” yazıya geçirmek hülyam kitabımda yazılıydı.

Buraya gelirken kafamda kurgulamıştım hareketlerimi ve söyleyeceklerimi. Yemeğe başlamamışlardı daha; bu benim işimi kolaylaştıracaktı. Yaklaştığımda Öke ile göz göze geldik; gülümsedim, ayağa kalktı: “Dur” dedi, “dur ben söyleyeceğim adını.” Biraz soluklandı: “Alâettin” dedi. “Bahçekapılı Alâettin. Kazasker’deki komşum, dostum.” Öke ile birbirine sarıldık. Ülkü Hanım, süzüyor bizi. “Rahatsız etmiyorum ya?” dedim. Ülkü Hanım’dan önce Öke yanıtladı: “Hiç olur mu? 20 yıldır görüşemedik. Çok sevindim seni gördüğüme. Çek bir sandalye, otur. Ne sürpriz! Ne yapıyorsun buralarda.” Oturdum, anlattım. Sonra Ülkü Hanım’a dönerek, “ben asıl Ülkü Hanım ile tanışmaya, konuşmaya geldim” deyip “Sesleri Bende Kaldı” kitabımı uzattım.

Ülkü Hanım’ın kitabımda karşısına çıkan “Rukiye Abla”sı şaşkınlığı geçince, açıklama yaptım:

 

  • Ben 27 yıl TRT’de çalıştım. Edebiyat dünyasının içinde yer alışım 50 yıla yaklaşıyor, gazeteciliğim de. Bu süreç içinde binlerce edebiyat-kültür insanının yanında-yakınında bulundum, onlarla dostluk kurdum, görevim gereği söyleşiler yaptım. Ses bandlarında kayıtlı bu söyleşilerimin birçoğunu saklarım. Bir ara yeniden dinledim bendeki sesleri; baktım hâlâ söylenenler topluma mesajlarla dolu; güncelliğini yitirmemiş. Bu seslerin bende kalması haksızlık olacak, diye düşündüm; aralarından 44’ünü seçtim; bu 44 kişinin ortak noktası, ‘artık seslerini bir daha duyamayacak oluşumuzdu’; yani bu dünyadan ayrılmış edebiyatçılar, sanatçılar, biliminsanları ve işadamlarıydı. Büyük Ata’mızın 6 manevi kızından biri olan Rukiye Erkin de söyleştiğim, değer verdiğim kişilerden biriydi. Kendisi, Atatürk hakkında anlattıkları bu kitapta 12 sayfa olarak yer alıyor. Kitabın ekindeki DVD’de de öteki kişilerle birlikte sesi var, bir kez daha dinlemek isteyenler için. Böylece ‘sesleri bende kalan’ bu değerlerin seslerini kitap aracılığıyla topluma da armağan etmiş oluyorum.
  • Çok güzel bir iş yapmışsınız. Rukiye Ablam’ın size ne anlattığını çok merak ediyorum.
  • Bu kitabı size armağan ediyorum. Dilerseniz sonra okuyabilirsiniz. Ben asıl Rukiye Hanım ile yaptığım söyleşinin sonunda yazdıklarımı size okumak istiyorum. İzin verirseniz.
  • Rica ederim, okuyunuz.

Kitabın 263. Sayfasını açıp okuyorum:

 

(- Rukiye Hanım, Atatürk’e İzmir’de yapılması planlanan ‘suikast’ten nasıl kurtulduklarını anlattıktan sonra şöyle sürdürür konuşmasını: “Sonradan anladık ki o İzmir Suikastı’ymış. O zamanlar da meşhur: Bir buket çiçek yapmışlar, bomba, arabaya atılacak falan. Ama bir şey yapamadılar. O zamanlar bilmiyorduk. İstiklal Mahkemesi’ne falan gidip dinliyorduk; ama çocukluk, gençlik. Yaz onların hepsini. Kafa nerde?

 

- Anılarınızı hiç yazmadınız mı?

- Yazmadım beyefedni, hepsi böyle yarım yarım. Sabiha (Gökçen) yazıyor, bir yardımcıyla yazıyor.

- Peki, size anılarla dolu bu evde mutluluklar, uzun ömürler dilerim. Beni evinize kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.

- Teşekkür ederim.

‘Yaz onların hepsini. Kafa nerde?’ Sayın Rukiye Erkin’in ‘bende kalan’, 40-45 dakika süren bu konuşmalarını dinlerken şimdi, ben de pişmanlık içindeyim: ‘Bir daha, bir daha gitseydim ya, yorulur korkusuyla sormadığım ona soruyu sorsaydım ya, fotoğraf çekseydim, alsaydın ya. Kara nerde?’ Peki, o yıl, o anda bütün bunlar benim aklıma gelmedi, ‘aynı anda birkaç tavşanı kovaladığım’ için ‘hiçbirini (?) yakalayamamanın’ sorumlusu beni; peki, Rukiye Erkin’in varlığından beni ve Kadınca dergisi adına onunla yaptığı röportajla tüm Türkiye’yi  haberdar eden duyarlı yazar Necati Güngör’ün hiç mi kabahati yok... Atatürk’ün bu topluma emaneti altı manevi kız evladından Rukiye’nin anılarını dinleyip yazamaz mıydı? Beni bugün içinde bulunduğum pişmanlıktan koruyamaz mıydı?

 

Belki bu pişmanlığı, Atatürk’ün hâlâ yaşayan ve yakın arkadaşım Öke ile evli son manevi evladı Ülkü Adatepe için de yaşayacağım bir gün. ‘Balığın başı taşa değmeyince geri dönmez’miş. Bu kaçıncı ‘taş’ olacak?)

 

“Sesleri Bende Kaldı” kitabımın 263-264. sayfalarında yer alan bu satırları hızlı biçimde okuduktan sonra, kim bilir nasıl ‘sevgi, saygı ve belki de yalvararak’ bakmışım gözlerinin içine ki, “Rukiye Abla”sıyla ilgili olarak yazdığım 12 sayfalık bölüme biraz daha baktıktan sonra:

Fotoğraf: Alâettin Bahçekapılı

 

  • Bu kadar çok mu istiyorsunuz, benimle konuşmayı?
  • Evet, çok, çok istiyorum.
  • Az önce geldiğinizde Öke Bey, kalkıp boynunuza sarıldığına göre, ‘yakın arkadaşsınız’.
  • Evet, 16 yıl kadar Kazasker’de kapı bir komşuyduk: Yemişliğimiz, içmişliğimiz, iki sözü üst üste koymuşluğumuz var.
  • Size bakarken gözleri parladığına göre iyi komşu olmalısınız?
  • Her şey karşılıklı. Siz de bana sevgiyle bakıyorsunuz, benim size baktığım gibi; ama ben size sevilecek bir insan olmanın ötesinde, Atatürk’ün ‘yadigârı’ olarak da bakıyor ve sizi birçok yurttaşımız gibi ‘kıskanıyorum.’
  • Neden ki?
  • Atatürk’ün yanında bulunmak, onun ‘çocuk sevgisinin’ timsali olmak, kıskanılmayacak bir şey midir? Kaç kişiye nasip olur böyle bir onur?
  • Rukiye Ablam, neler anlattı size, bu kitabınızdan okuyacağım. Onunla çocukluğumda çok fazla yakın olamadım, Atamın muhafız alayından bir üsteğmen ile evlenmişler, ben o zaman daha doğmamışım. önce İstanbul’da oturmuşlar, kocası Hüsnü Bey, İstanbul Hukuk’u okumuş, bitirmiş. Yalova’ya kaymakam tayin edilmiş, Yalova’ya yerleştiler ben çocukken. Atatürkümüzle benden çok uzun yıllar bir arada oldular. Çok şeyler bilirdi, çok fazla anlatmadı, gayret göstermedi. Bir köşede kaldı. Hatıralarıyla ayrıldı aramızdan. Nerde görüştünüz, Nişantaşı’ndaki evinde mi?
  • Evet, bir odasını kuaföre kiraya vermek zorunda kaldığı o mütevazi evinde. Birkaç saat konuştuk, kahve içtik. 40-45 dakikalık bir ses kaydı yaptım. Bir bölümünü 11 Kasım 1982’de TRT Radyoları’na yaptığım bir programda yayımladım. Sonra ilgilenip hatıralarını uzun uzun dinlemek ve kayda almak becerisini gösteremediğim için kendime çok kızıyorum.
  • 1991’de vefat etti Rukiye Ablam. Ben daha çok Sabiha Ablam’la (Gökçen) samimiydim. Zaten Sabiha Ablam’ın amcasının oğluyla evlendim. Üsteğmen Fethi Doğançay.
  • Siz Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın evlatlık kızı Vasfiye Hanım ile Fransızca öğretmeni ve gar şefi Mehmet Tahsin Çukurluoğlu’nun kızısınız. 27 Kasım 1932’de doğdunuz. Şimdi Kasım 2011’deyiz. 79 yaşınızı sürüyorsunuz ve 9 aylıkken tuttuğunuz Atatürk’ün elinin sıcaklığını, insan sıcaklığını bizlere taşıyorsunuz.
  • Evet, Atatürk’ün doğru anlaşılması, devrimlerinin sürdürülmesi, ideolojisinin toplumumuz için taşıdığı önemi anlatmak, anlatmak, anlatmak misyonunu üstlendim.
  • Ne güzel yapıyorsunuz. İhtiyacımız olan bir misyon ve bilgiler bunlar. Bütün bunları ayrıntılarıyla konuşmak isterim. Ayırabileceğiniz geniş bir zamanda...
  • Şimdi ben Amerika’ya gideceğim; biliyorsun orada oğullarım var; belki bir yerde konuşma fırsatım da olur. 22 gün kalacağım. Dönüşte, Öke Bey ile kararlaştırın, bir araya gelelim. Uzun uzun konuşuruz.
  • Çok sevinirim. Şimdi size afiyet olsun. İyi yolculuklar diliyorum. Dönüşünüzü dört gözle bekleyeceğim.
  • Sağol evladım.

Atatürk’ün bize bıraktığı son yadigâr ile tanışmam ve söyleşmem bu kadardı. Eşi Öke Adatepe ile telefonlarımızı birbirine verdik. “Görüşmeyi” diledik.

Ben Ülkü Adatepe’nin Amerika’da geçireceği günleri saymaya başladım. Masamın üstünde Öke Beyin karviziti. 1-2-3 gün, 10-11-12 gün derken, işler arttı, “kovaladığımız tavşanlar ayrı ayrı yönlere kaçmaya başladı”, “ha bugün, ha yarın” derken; 8 ay geçti aradan 3 Ağustos 2012 akşamında kızımın sesiyle uyandım: “Baba Ülkü Hanım ve Öke Bey trafik kazası geçirmiş.” Tek sözcük çıktı ağzımdan:“Eyvah!”  Ardından sonsuz bir “pişmanlık!”

5 Ağustos 2012 Pazar-Şile

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.