İstanbul
12 Eylül, 2026, Cumartesi
  • DOLAR
    47.19
  • EURO
    54.02
  • ALTIN
    6093.0
  • BIST
    13.981
  • BTC
    64692.549$

BİTİRMENİN HAFİFLİĞİ, BİTİŞLERİN HÜZNÜ

12 Eylül 2026, Cumartesi 11:28
BİTİRMENİN HAFİFLİĞİ, BİTİŞLERİN HÜZNÜ

 

BİTİRMENİN HAFİFLİĞİ, BİTİŞLERİN HÜZNÜ

Mustafa BALEL

     Biten her şey hüzne boğar beni. Mutlu sonla bitse bile, ne yazık ki, böyle bu. Bir işi tamamladığımızda, hani o sorumluluğu üstümüzden atmanın getirdiği ferahlıkla şöyle bir rahatlamamız gerekmez mi? Peki, neden hüzün çöküyor o zaman? Bitirmenin, o yükü sırtımızdan indirmenin getirdiği büyük bir rahatlama var, tamam. Ama bu rahatlama hiçbir zaman tek başına gelmiyor ki! Peşine bir de hüznü takıp getiriyor, buna ne demeli? 

     Bir şey sona erdiğinde içimizi kaplayan bu hüznü yaşayıp gidiyoruz da kaynağı üzerine pek düşünmüyoruz çoğu zaman.

 Ağustos 2026 ve 11 Eylül 2026

     Zaman zaman aklımı yoklayıp geçerdi de üzerinde durmazdım pek. Biraz önce sevgili Alâettin Bahçekapılı’dan gelen bir mesaj, bu konuyu pat diye yeniden gündemime taşıdı. Kenarındaki yükseltiye klasik bir ferforje fener monte edilmiş taş kaplı bir bahçe duvarının önünde çiçekleri kuruyup dökülmüş bir yuka (benim çocukluğumda “yedi kandilli süreyya” derlerdi) resminin yer aldığı görselin altına şöyle yazmış: "Doğa, çiçekler, ağaçlar yaz bitti, diyor: Git!" 

     Ardından da adeta imzası haline gelmiş olan o meşhur günaydın üçlemesi: “Günaydın, Günaydın, Günaydın…”

     İnsan bir işe, bir projeye, bir ilişkiye ya da herhangi bir sürece emek verirken zamanını, enerjisini, zihnini oraya odaklıyor, resmen oraya akıtıyor. Farkında olmadan o şeyle arasında çok güçlü bir bağ kuruyor. İş bitip de hayatındaki o anlam alanı, o alışılmış günlük rutin aniden ortadan kalkınca, zihin ister istemez ufak bir "yas" sürecine giriyor.

     Beynimiz bir amaca odaklanmayı, onun için çabalamayı seviyor olmalı. Sorumluluk taşımak bazen ağır gelse de insana çizgileri belli bir rota, bir meşguliyet veriyor. Süreç bittiğinde yaşanan o büyük ferahlık, bir anlığına "Eee, peki şimdi ne yapacağım?" sorusunun getirdiği derin bir boşluğa dönüşüveriyor.

     Bir de rol meselesi var tabii… Bir sorumluluğu taşırken insanın üstlendiği bir rol ve bu rol için giydiği görünmez bir önlük, vardır. İş bittiğinde o rolün önlüğünü çıkarır, bir sonraki rolün önlüğünü giyersiniz. Ama yeni bir role geçip onun önlüğünü giyene kadar arada bir boşluk kalır tabi; işte insanı hüzne boğan o belirsizlik süresi galiba.

     Sözün özü; biten her şey, hayatın bir döneminin daha kapandığını ve zamanın geri dönüşsüz bir biçimde akıp gittiğini yüzümüze sertçe çarpıyor. Mutlu sonlar bile sonunda geçmişte kalan, geride bıraktığımız anlara dönüştüğü için o evrensel zamana yenik düşme hüznünü doğuruyor.

     Belki de Alâettin’in dediği gibidir. Adından bile hüzün akan eylülde, doğa bize gitmeyi, bitişleri ve arkada bırakmayı fısıldarken, biz o geçişin hüznünü olduğu gibi kabul etmeli ve her şeye rağmen yeni bir günaydınla, yeni bir önlük giymeyi öğrenmeliyiz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.